Sual:
Müslüman ile İslamcı arasında ne gibi dini, sosyal ve psikolojik farklar var?Cevap:
Aralarında ehemmiyetli bir fark var. En esas fark şu: Müslüman, İslam dinine inanan kişidir. Bu evvela dini/imanî bir hüviyettir. İslamcı, İslam'ın yalnızca ferdi inanç sahasında değil, siyaset, hukuk ve cemiyet düzeninde de tayin edici olması gerektiğini ve bunun tepeden inme bir şekilde tahakkuk ettirilmesini müdafaa eden bir fikir veya siyasi telakkinin mensubudur. İslamcı; işportacı, avantacı vezninde, kafasındaki veya gönlündeki sisteme İslam dini vesilesiyle ulaşmak isteyen kimseyi tarif eden bir tabirdir.Müslümanlığın hâkim olduğu devirlerde cemiyette böyle bir tefrik mevzu bahis değildi. Ancak XIX. asırdan sonra gerek Müslüman beldelerinin emperyalistlerin işgaline uğraması gerekse müstakil Müslüman ülkelerin laik seküler idarecilerin eline geçmesi üzerine ortaya çıkmıştır.
Meseleye kafa yoran Müslümanların bir kısmı Peygamber aleyhisselamın Mekke devrini örnek alarak, İslamiyeti evvela doğru olarak öğrenmek, kendi şahsında ve ailesinde tatbik etmek, ondan sonra başkalarının da öğrenip tatbik etmesi için meşru ve makul dairede faaliyet göstermeyi yani bir İslam cemiyeti meydana getirmeyi hedeflemişlerdir. Buna mukabil diğer bir kısım, bunun tepeden inme bir şekilde tahakkukunu hedef edinmişlerdir. İşte ananecilere karşı duran bu yeni gruba İslamcı demek zarureti bundan doğmuştur.
Müslüman doğru bir şekilde dine inanır öğrenir tatbik etmeye çalışır. İçinde bulunduğu cemiyetin ve devletin şartlarını göz önünde tutar. Fitneden korkar. Ekseriyeti ve gücü teşkil eden cemiyet ve devletle çatışmamaya itina eder. Aksi takdirde en basit dini hayatını yaşayamayacağından endişe eder. Kalben cemiyete ve idareye İslami prensiplerin hâkim olmasını arzular. Bunun zorla değil gönüllü olarak tahakkuk edeceğini bilir.
İslamcı ise bu tavrı basit ve ezik bulur. Laik sisteme boyun eğme olarak görür. Müslümanlık sadece namaz kılıp oruç tutmak demek değildir, der. Hele tasavvuf erbabını korkak, pasif ve zararlı bulur. Devamlı şura, meşveret, imamet, hilafet mevzularını konuşur. Şeriat, cihad, tağut, müstazaf kelimelerini dilinden düşürmez. Bir kucak sakal bırakır; ama namazda takke takmaz. Dinî ilmi çevresinden gördüğü kadardır. Camiye cemaate gitmez, Gazze yürüyüşüne veya başörtüsü protestolarına katılır. Bunlar biraz da yıllardır İslam dünyasının yaşadığı sıkıntıların verdiği aşağılık kompleksindendir. Sert argümanlarla, sloganlarla, mitinglerle, toplantılarla, konferanslarla yahut sistemi zahiren kabul etmiş gibi görünüp siyasi partiler yoluyla ya da illegal tedhişe müracaatla cemiyete ve idareye hâkim olmayı ve kafasındaki İslami sistemi kurmayı hedefler.
Bunu yaparken, elindeki mevcut dinî referansların kendini tasvip etmediğini bildiği için, modernist bir noktai nazarla dini tefsir eder. Kendi kafasına göre bir devlet ve cemiyet nizamı ortaya koyar. Kadın erkek herkesin önceliğinin ferdi ibadetten çok cemiyeti dönüştürmek olduğunu müdafaa eder.
Ortadoğu'da zuhur eden İhvanü’l-Müslimîn ve Hindistan’daki Cemaat-i İslami hareketi, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Humeyni, Taliban, Milli Görüş ve saire bunların mümessilleridir. Yakın tarih, İslamcıların inandığı tepeden inme dönüşümün mümkün olmadığını, bilakis daha büyük zararlara yol açtığını göstermiştir.