Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Hafızlık yapmış, medrese tahsili almış ve hatta müderrislik (profesörlük/öğretim üyeliği) makamına yükselmiş fertlerin inanç değişimi yaşaması (irtidat), dışarıdan bakıldığında şaşırtıcı görünse de din psikolojisi ve sosyolojisinde derin karşılıkları olan bir vakıadır. Bunun esas temel sebebi, dini bilginin çok yüksek olmasının, her zaman derunileştirilmiş bir iman veya hissi bir bağlılıkla doğru nispette olmamasıdır. Yani tasavvufi terbiye, hiç değilse neşve noksanlığıdır. Arvasilerin atası olan Seyyid Abdurrahman Kutup bir mektubunda İbn Teymiyye’den bahsederken der ki, tasavvuf terbiyesi görmemiş her alimin imanında tereddüt vardır.

Tarihte İbnü'r-Ravendi (IX.asır), Lari Mehmed Efendi (XVII.asır), Sarı Abdurrahman Efendi (XVII.asır), Molla Kabız (XVI.asır) -doğru veya yanlış- buna misal verilir. Son zamanlarda Suudi Arabistan’da yaşayan ve zamanın İbn Teymiyyesi diye övülen Abdullah el-Kasimi (1907-1996) yaşadığı bazı zihnî ve ruhî krizler sebebiyle ateizme kaymış ve peygamberliği alabildiğine tenkit eden yazılar yazmıştır. Amerikan papazı ve din bilgini Bart D. Ehrman da benzeri bir şekilde dinden çıkmış ve İncil’i alabildiğine tenkit etmiştir.

Bu gibi hadiselerin arkasındaki esas sebepleri ve psikolojik arka planı şöyle ele almak mümkündür:

Bu kişi, entelektüel kriz yaşamış ve bazı suallerine cevap alamamıştır. Medrese ve akademik seviyede İslami ilimlerle uğraşan kişiler; hadislerin sıhhati, fıkhi hükümlerin tarihi siyak sibakı ve tefsir farklılıkları gibi çok detaylı ve girift mevzulara girerler. Sathi bir inananın hiç karşılaşmadığı bu detaylar, bazı zihinlerde şüphe tohumları ekebilir. Klasik medrese kaynaklarında yer alan bazı hükümler veya kozmolojik kabuller ile modern bilim, felsefe ve insan hakları normları arasında kalan fert, güçlü bir fikrî tezat yaşar. Birbiriyle imtizaç etmeyen iki fikir, inanç, değer karşısında kalan herkes gibi, zihnen sıkılır ve rahatsız olur. Bu tenakuz çözülemediğinde inanç sarsılır. Bu stresi bitirebilmek için ya dogmayı ya da yeni bilgiyi reddetmek mecburiyetindedir. Bazen rasyonel taraf ağır basar. Hele bu zamanda!

Bazen o kişi zamane tabiriyle tükenmişlik sendromu yaşayabilir. Küçük yaşta hafızlığa zorlanma, medrese vasatındaki katı disiplin ve devamlı numune insan olma rolü, fertte gizli bir öfke ve bıkkınlık biriktirebilir. Müderrislik seviyesine gelindiğinde bu sosyal baskı zirveye ulaşır. Kişi, üzerindeki bu ağır yükü tamamen atma arzusuyla radikal bir kopuş yaşayabilir. Yaşar Nuri Öztürk’te olduğu gibi.

Bazen de sosyolojik dinamikler bunda rol oynar. Din tahsili alan kişiler, dini müesseselerin içerisindeki güç mücadelelerine, ahlaki tutarsızlıklara, liyakatsizliğe veya samimiyetsizliklere çok yakından şahit olurlar. Dini temsil eden kişilere duyulan bu derin hayal kırıklığı, zamanla dinin kendisine müteveccih bir itimatsızlığa dönüşebilir. Gavura kızıp oruç bozmak gibidir.

Farklı kültür ve fikirlerle temas da kişinin ayarını bozabilir. Sosyal medya, internet veya akademik çalışmalar vesilesiyle farklı felsefi cereyanlarla (deizm, agnostisizm, ateizm) tanışan kişi, o güne kadar kendisine öğretilen öcü vasıflandırmalarını sorgulamaya başlar, karşı argümanların da rasyonel temelleri olabileceğini düşünür. Hakan Alp gibi.

İman ve bilgi arasında fark vardır. Bilmek ile inanmak aynı şey değildir. Hafızlık bir ezber kabiliyetidir; müderrislik ise bir ihtisas ve meslektir. İslam kültüründe beyan olunduğu üzere, din bilgisini (ilmi) çok iyi bilmek, kalbî bir tatmini (irfanı, ihsanı) garantilemez. Din, kişi için sadece zihnî bir antrenman veya maişet kaynağı haline geldiyse, en ufak bir felsefi rüzgârda yıkılabilir.

Seyyid Abdülhakim Arvasi buyurdu ki: “Aklî delillerle kuvvetlendirilen bir iman, başka aklî delillerle kolayca yıkılır. Çünki zekî insanların aklına gelen şüphelerin sonu yoktur. Her delilin zıddını düşünmek de mümkündür. Ancak iman, sohbette itimat yoluyla sağlam olur. İbnü’s-Sakkâ, Abdülkâdir-i Geylânî kuddise sırruhunun medresede şerîki [ders arkadaşı] idi. Çok âlim idi, Dicle kenarında oturup tevhidi yüz türlü ispat ederdi. Rum kayseri, Abbasi halifesine haber gönderip kendisinden bir sefir istedi. Yalnız sefirin çok âlim olmasını, papazların her sualine cevap vermeye muktedir olmasını şart koşarak, eğer papazların sualine cevap veremeyen bir sefir gönderilirse, her sene gönderdiği vergiyi vermeyeceğini bildirdi. Halife de İbnü’s-Sakkâ’yı seçip Bizans’a gönderdi. İbnü’s-Sakkâ saraya girip çıkarken kayserin kızını görüp âşık oldu ve babasından istedi. Kayser de biz Müslümana kız vermeyiz; eğer Müslümanlığı terk edip Hristiyan olursan sana kızımı veririm deyince, İbnü’s-Sakkâ da aşkından vazgeçmeyerek neûzübillah kızı almak için Hristiyan oldu. Bu sefer de bir oturuşta neûzübillah teslisin doğru olduğunu üç yüz delil ile ispata kalkardı. Bu kıssadan anlaşılıyor ki, salihlerin sohbeti olmadıkça, onların sohbeti ile ihlâs elde edilmedikçe, ilim insanı saadete kavuşturamaz.”

Hülasa itibariyle, bu seviyedeki insanların inanç değişimi umumiyetle anlık bir öfkeden ziyade, yıllar süren sessiz bir sorgulama, zihnî yorgunluk ve yalnızlaşma safahatının neticesidir. Bir aşağılık kompleksinin yahut sosyal reaksiyonun eseridir.


12 Eylül 2026 Cumartesi
Alakalı Başlıklar