Sual:
Elmalılı tefsiri klasik manada bir tefsir midir?Cevap:
Elmalılı Hamdi Yazır, İttihatçıdır ve meşrutiyet devrinde mebusluk yapmıştır. Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesi için düzülen fetvayı yazmıştır. Cumhuriyet devrinde hükümetin isteği üzerine ücreti mukabilinde "Hak dini Kur’an dili" isimli tefsiri yazmış, bu tefsir çok popüler olmuştur. Popülaritesi daha ziyade Türkçe ve Latin harfleriyle basılmış ilk tefsir olmasındandır. Evvelce fıkıhçı ve siyasetçi hüviyeti ile tanınmış iken, bu defa tefsir kaleme almıştır. Cumhuriyet devri fikriyatının mühim bir unsuru olmakla beraber, hem yazılış gayesi, hem de muhteva ve metodoloji cihetiyle ciddi tenkit edilmiştir.Esas itibariyle klasik tefsirlere dayanmakla beraber, müellifin felsefe merakı esere aksetmiştir. Ayetler tefsir edilirken akli ve felsefi tahlillere geniş yer vermiştir. Lisanı, müellifin ilmî şahsiyeti ve o devrin hükmünce ağır ve ağdalıdır. Bu sebeple sonraları sadeleştirilerek basılmışsa da, bu versiyonu ayrıca problemlidir. Piyasadaki bazı sadeleştirilmiş versiyonları, Elmalılı'nın asıl felsefi ve derinlikli dokusunu tam aksettirememekte, hatta bazı akademik çalışmalarda ilk kaynak yerine bu sadeleştirmelere itimat edilmesi, bazı yanılgılara sebep olmaktadır. Bilhassa Fatiha ve Bakara surelerinin başındaki aşırı tafsilatlı ve felsefi izahlar, bazı okuyucular ve ilim ehli tarafından tefsir akışını zorlaştıran bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Kitap edebi ve felsefi üslubunun yanı sıra İslam ilimleri usulü (metodolojisi) cihetinden de akademik ve teknik tenkitlere tabi tutulmuştur. Son devir tefsir akademisyenleri ve usul mütehassısları tarafından esere tevcih edilen başlıca teknik ve metodolojik tenkitler şunlardır:
Ayetleri izah ederken zikrettiği bazı hadislerin ve sahabe kavillerinin (eserlerinin) tam kaynaklarını her zaman vermemiştir. Bol miktarda zayıf rivayetlere yer vermiştir, ancak bu tefsirlerin hemen hepsi için cari bir hususiyettir.
Kur’an ile modern bilimin tenakuz arz etmediğini ispat etmek maksadıyla devrinin astronomi, fizik ve biyoloji teorilerini ayetlerin tefsirinde sıklıkla ve aşırı bir şekilde kullanmıştır. Bilimsel teorilerin değişken ve yanlışlanabilir yapısı nazara alındığında, ayetlerin lafızlarını doğrudan bu teorilerle (mesela o devrin tabiat kanunları izahıyla) aynileştirmek, Kur’an’ın cihanşümul ve değişmez mucizevi lisanını, belli bir zamanın bilimsel kalıplarına hapsetme riski taşır.
Sureler arasındaki metot istikrarsızlığı bahis mevzuudur. Müellif, eserin ilk ciltlerinde (Fatiha ve Bakara gibi giriş surelerinde) muazzam bir derinlikle felsefi, kelami ve fıkhi münakaşalara girmiştir. Ancak eserin son ciltlerine doğru (bilhassa kısa surelerde) muhtemelen ölürüm de yarım kalır endişesiyle, bu teknik tahlili sürdürememiş, tefsir yer yer sadece meal-izah seviyesine dönmüştür. Bu hal, eserin bütününde metodolojik bir hacim ve derinlik dengesizliği meydana getirmektedir.
Ahkam ayetlerini tetkik ederken, tefsir usulünün hududunu aşarak doğrudan fıkıh usulüne kayması, eseri bir tefsir kitabından ziyade zaman zaman bir hukuk/fıkıh kitabına dönüştürmektedir.
Türkiye’deki resmi ve yaygın okuyuş olan Asım kıraatinin Hafs rivayetini merkeze almıştır. Tefsir usulünün icap ettirdiği şekilde, farklı kıraatlerin ayetin manasına kattığı semantik zenginliği sistematik olarak işleyememiştir.
Klasik medrese tahsilinden gelme Elmalılı Hamdi Efendi, zaman zaman modernist beyanlar ve çıkışlarda bulunmakla tanınır. Bütün modernistler gibi devrin bilimsel, sosyal ve hukuki inkişaflarıyla alakadar olmuştur. Bu sebeple tefsirinde İslam dünyasındaki yaygın/umumi kabullere (cumhurun görüşüne) aykırı veya ezber bozan bazı radikal görüşler ileri sürmüştür. Tren, araba ve tayyare gibi süratli vasıtalarla üç günlük yolun daha kısa zamanda alınması halinde seferi olunmayacağını iddia etmiştir ki bu umumi kabule ve Mecelle’ye aykırıdır. Diyanet işleri reisi Aksekili Hamdi bu hükmü sert tenkit etmiş ve müellife mektup yazmıştır. Aynı aklî noktai nazarı şırıngada göstermemiş; iğnenin orucu bozmayacağını iddia etmiştir. Bunları farklı bir içtihat olarak görmek mümkün değildir. Zira fıkıh usulüne değil, aklî istihraçlara dayanır.
Elmalılı, Kur'an'daki yaratılış ayetlerini tefsir ederken doğrudan Charles Darwin’in evrim faraziyesi karşısında komple reddiyeci bir üslup takınmak yerine, mevzuyu hususi bir nokta-i nazarla ele almıştır. Varlık ağacında biyolojik bir tekamülü ve canlıların safhalardan geçmesini tamamen reddetmez. Beşer ile insan mefhumlarını birbirinden ayırır. Ona göre Âdem aleyhisselamdan evvel yeryüzünde biyolojik olarak insana benzeyen, üreyen, kan döken ama henüz ruh üflenmemiş, aklî ve ahlakî mesuliyeti olmayan tekâmül halindeki biyolojik varlıklar (beşer zinciri) bulunmaktaydı. İnsan ile maymunun aynı kökten geldiği tezine doğrudan iştirak etmez. Ancak ayetlerdeki yaratılış safhalarını tefsir ederken, insanın yeryüzündeki biyolojik bedeninin (beşerî bünyesinin) geçirdiği safhaları ve yeryüzündeki diğer primat/canlı formlarıyla olan organik-biyolojik bağlarını tamamen reddetmez. Ona göre asıl kırılma, bu biyolojik forma ilahi ruhun üflenmesiyle insan (Âdem) vasfının kazandırılmasıdır. Bu nokta-i nazarı, klasik kelamcıların Âdem aleyhisselamın bir anda, hiçbir biyolojik safha olmadan topraktan insan formunda yaratıldığı istikametindeki umumi kabulüne aykırıdır.