Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

İslâm hukukunda hukuksal norm sıralaması, öncelik sıralaması ne şekilde yapılabilir? Nasıl ki anayasa, kanunlar, yönetmelikler, mahkeme ictihatları arasında belirli bir sıralama, öncelik veya üstünlük sözkonusu ise, bunu İslâm hukukunda nasıl gerçekleştiriyoruz? Tabiî ki âyetler ile hadîsler arasında bir sıralamadan bahsedilebilir. Lakin sözgelimi âyetler arasında belirli bir öncelik-tekaddum etme hâdisesi sözkonusu mudur? Hani anayasanın değiştirilemez hükümleri gibi münhasır bir gruplama yapılabiliyor mu? Yahut bir grup hüküm diğer gruba göre öncellenebiliyor mu? Mesela kul hakkı yemek yahut beytülmala zarar vermek gıybetten daha öncelikli ve ağır bir günahtır denilebiliyor mu? Yahut şahsa karşı hırsızlık ile kamuya karşı hırsızlık arasında bir öncelik –üstünlük- var mı? Yahut mesela domuz eti yemek ile şarap içmek arasında ceza hukuku anlamında bir öncelik-ağırlık hususiyeti var mıdır?

İslam hukukunda öncelikle sizin de işaret ettiğiniz gibi bir sıralama vardır. Usul-i fıkh, yani hukuk metodolojisi bunu belirler. Kaynaklar arasında Kuranı kerim, sonra Hazreti Peygamberin sünneti, sonra müctehid hukukçuların ittifakı (icma); daha sonra da müctehid hukukçunun kıyası gelir. Bu sıralamaya riayet mecburîdir.
Müctehid olmayanlar bir müctehidi taklid eder. Müctehidin sözlerini ihtiva eden kitaplarda da öncelik ve sonralık münasebeti, bir hiyerarşi vardır. Mesela Hidaye, Kınye’den önce gelir. Hidayenin sözü, Kınyenin sözüne üstün tutulur. Bu asırlar boyu hukuk ilmi içinde teşekkül etmiş kaidelerle belirlenir.
İctihadlar, nasslarla (ayet ve hadislerle) belirlenmiş hükümleri asla değiştiremez. Mesela süt kardeşlerle evliliği Kuranı kerim yasaklar. Bunun hilafına icithad olmaz. Ama ne zaman süt kardeşliğin tahakkuk edeceği ictihad mahallidir. Bir ictihadın diğerine üstünlüğü yoktur.
Ayeti kerimeler arasında bazıları geçici hüküm bildirir. Kanunlardaki geçici maddeler gibi, başka bir ayet ile bu zamanın bittiği ve yeni hüküm bildirilir. Buna nesh diyoruz.
Bazı ayeti kerimeler arasında umumi-hususi; mücmel-müfesser, müteşabih-muhkem gibi münasebetler vardır. Üçünde de ikinciler, birinciye öncelik taşır. Usul, füru ve usulün kardeşleriyle evlenme yasağı bildiren ayet, iki kızkardeş ile aynı anda evlenmeyi yasaklayan ayet ile tahsis edilmiştir. Birincisi umumi, ikincisi hususidir.
İslam hukuku münhasıran günahlarla uğraşmaz. Bir kadını hayız gördüğü sırada boşamak haramdır ama boşama geçerlidir. Hibe ettiği şeyi geri almak câizdir ama mekruhtur. Alacaklının ispatlayamadığı borcu kimse hukuken ödetemez; ama dinen mesul olur. İçki içmek, domuz eti yemek, zina etmek, gıybet etmek suç değil, günahtır. Ama aleni olursa, o zaman cemiyet düzenini korumak maksadıyla ceza verir. Aksi takdirde kimsenin hususi hayatı araştırılmaz. Bu zaten câiz değildir. Bir kadınla evinde zina eden kimse suçlu değildir, ama günahkârdır. Buna kimse ceza veremez, vermez. Ama Allah ahirette sorar. Cezaya tabi suçlarda da hâkim müşahhas hadiseye göre ceza verir.
İslam dini de inananlardan şu sıralama uymalarını ister: Önce iman (Allaha, sıfatlarına, peygamberlere, mukaddes kitaplara, meleklere, âhiret gününe, kadere, ayet ve hadislerde açık bildirilmiş emir ve yasaklara inanmak) gelir. Sonra itikadı icma ile bildirilen hükümlere göre düzeltmek (kabir azabına, şefaata, günah işlemenin imanı götürmediğine, sahabelerin üstünlüğüne, imanın artıp eksilmeyeceğine, tenasuhun olmadığına inanmak gibi) gelir. Sonra haramlardan kaçmak (içki, zina, rüşvet, yalan gibi) ; sonra farzları yapmak (namaz, oruç, zekât, anaya babaya itaat gibi); sonra tahrimen (harama yakın) mekruhtan kaçmak (yengeç, karides gibi deniz mahsulleri yemek, erkeğin ipekli giymesi, altın takması gibi); sonra vacibleri yapmak (kurban kesmek, fıtra vermek gibi); sonra tenzihen (helale yakın) mekruhtan kaçınmak (sol elle yemek yemek gibi); sonra sünnetleri yapmak (evlenmek, teravih namazı kılmak gibi); sonra müstehapları yapmak (sadaka vermek gibi) gelir.
Bunlar arasında da sıralama vardır. Bunlar kaynaktaki ifadeye göre belirlenir.  Mesela namaz, zekâat, oruç, hac en önde gelir. Bir akid yaparken, bir nikâh kıyarken bu işin farz, vacib ve sünnetlerine uymak gerekir. Farzlarına uymazsa geçerli olmaz. Mesela iki şahid nikâhta farzdır. Olmazsa nikâh olmaz. Nikâhta kız velisinin bulunması; oradakilere tatlı ikram etmek, yemek vermek, dua etmek sünnettir. Yapılmamasının akde zararı yoktur.
Emir ve yasaklar imanı olanlaradır. İmanı olmayan veya imanını bir şekilde kaybeden (farzı, haramı inkâr etmek gibi) kimse, farzları yapsa sahih olmaz. İşlediklerinden dolayı günahkâr da olmaz. Ama İslâm cemiyetinde İslâm mahkemesi buna bakmaz, onu fiillerinden dolayı mesul tutar.
Allaha şirk (ortak) koşmaktan sonra en büyük günahlar adam öldürmek, bozuk itikad sahibi olmak, namuslu kadına iftira etmek, harb meydanından kaçmak, yalancı şahidlik, yetim hakkı yemek, hırsızlık, büyü yapmak gibi haramlardır. Haramların ağırlığı ayrıca işlendiği zamana, işleyenin pozisyonuna; günahtan zarar görenin kim olduğuna göre değişebilir. Zenginin hırsızlığı fakirinkinden; evlinin zinası bekârınkinden ağırdır. Zina büyük, gıybet küçük günahtır. Ama gıybetin cemiyete zararı, çoğu zaman zinadan daha çok olabilmektedir. Nitekim gıybet edilen şahıs işitip üzülmüşse günahı daha da artar. Adam dövmek büyük günahtır. Anne ve babayı dövmek daha büyük günahtır. Gayrımüslimi dövmek daha büyüktür. Hayvanı dövmek daha büyüktür. Çünki ikisiyle de helalleşmek mümkün değildir. Allah hakkı bulunan günah (zina, sarhoşluk gibi), tevbe ile veya çekilen sıkıntılar ile Hazreti Peygamberin şefaati ile affedilebilir. Olmazsa cehennemde günahı kadar kalıp kurtulabilir. Ama kul hakkı varsa helalleşmeden kurtulamaz. Ahirette de hakkını yediğinin helalleşmek günahlarını yüklenmek ve kendi sevaplarından vermekle olur. Sıradan bir adamı öldürmek büyük günahtır. Ev geçindiren birini öldürmek daha büyük; herkesin istifade ettiği bir âlimi öldürmek daha büyüktür. Hâkim müşahhas hâdisede bunları nazara alır. Çünki hâkime geniş bir takdir salahiyeti tanınmıştır.
Bütün bunları kati olarak ancak Allah bilir. Fıkıh kitaplarında da bu kadar bildiriliyor. Bu sebeple eskiler büyüğüne küçüğüne, mekruhuna haramına bakmadan dinin kötü dediğinden kaçınmış; farzına müstehabına bakmadan iyi dediğine sarılmıştır.




21 Haziran 2010 Pazartesi
Alakalı Başlıklar