Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Doğru bilgiyi nerede bulacağımızı biliyoruz çok şükür!

Kelâmbaz Dergisi röportajı
10 Mart 2023 Cuma
10.03.2023

Efendim öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizinle daha önce de röportaj yapmıştım. Bu sefer farklı cihetten sualler sormak istiyorum. 

Gördüğümüz kadarıyla gerek kitaplarınız gerek yazılarınız gerek YouTube ve radyo programlarınızda hep ilmî mevzular üzerinde duruyorsunuz. O mecralarda açıktan veya satır aralarında aslında onbinlerce suale cevaplarınız var. Sizi takip edenler ilmî suallerinin cevaplarını buralarda rahatlıkla bulabiliyorlar veya sitenizden size sorma imkanları var. O sebeple takipçileriniz ve okurlarınız daha çok sizin hususi hayatınızı merak ediyorlar. Bugün ise size bu vecheden sualler sormak istiyorum. 

İlk sorum şu; Vaktinizi nasıl planlıyorsunuz? Günün 24 saatini ve haftanın 7 gününü nasıl geçiriyorsunuz? Haftada ortalama kaç kitap bitiriyorsunuz?

Vaktini planlı ve prensipli kullanmak bir mizaç ve alışkanlık meselesidir. Çocukluğumdan beri her işimi az çok planlı ve zamanlı yaparım. Elbette ki zamanın esiri olmamak lazım. Aksi takdirde insanı rahatsız eder. Sabah erken kalkarım. Giyinip hazırlandıktan ve kahvaltı yaptıktan sonra, fakülteye gitmediğim günlerde, kısa bir yürüyüş yaparım. Sonra masamın başına oturur, çalışmaya başlarım. Bir kahve molası verir öğlene kadar çalışırım. Öğlen yemeğinden sonra evdeysem biraz istirahat ederim. Sonra kitap okurum. Akşam maillerle, mektuplarla, tashihlerle, -varsa- resmi evrakla meşgul olurum. Geç yatarım. Sadece ihtisasıma ait kitapları değil, bunun haricindeki kitaplardan da aynı anda muhtelif türde birkaç tane okurum. Haftada, kitabın hacmine ve iş kesafetine göre, birkaç tanesi biter. 

Bir yandan kitaplar yazıyorsunuz bir yandan haftada 1 makale, haftada 1 radyo programı, haftada 1 youtube programı bir yandan da size gönderilen maillere kısa sürede cevap veriyorsunuz. Bu zor olmuyor mu?  

Alışınca, bunu iş/vecibe edinince ve zamanı iyi kullanınca zor olmuyor. Neticede işimi severek yapıyorum. 

Sitenizde 20 bin kadar sual-cevap var. Bu çok ciddi bir sayı ve sürekli de girilen sual-cevaplar artıyor. Bu sualleri cevaplamaya ne zaman başladınız? 

Yıllar evvel talebelerimden ve çevremden gelen suallere verdiğim cevapları bir yere yazardım. İnternet yaygınlaşınca herkesin istifadesi için bunları web sayfama taşıdım ve sualleri cevaplandırmaya devam ettim.  

Gelen sualler içinde sizi kızdıran oluyor mu?

Ukalaca sorulan veya art niyetli sualler beni kızdırır. Safça sualler kızdırmaz. Üşenmem cevap veririm. Bir de sitede açık cevabı olup da arama zahmetine katlanmayanlar oluyor. Bunlara sitemde cevabı vardır diyorum. Biraz karıştırsın, emek versin istiyorum. Bazıları link yollayın diyor, hatta kızıyor.

Cevabını bilmediğiniz sual gelince ne yapıyorsunuz? 

Herşeyi bilmek tabiatiyle mümkün değil. Ama doğru bilgiyi nerede bulacağımızı biliyoruz çok şükür. Fıkıh suali ise, muteber fıkıh kitaplarına, tarih sualiyse, alakalı bir mehaza bakıp cevaplandırıyorum. Böylece ben de öğrenmiş oluyorum. 

Buna rağmen bulamadıklarınız oluyor mu?

Oluyor. Günlerce, haftalarca kitapları karıştırdığım oluyor, mevzunun ehliyle istişare ettiğim oluyor. Ama çok şükür hepsinde er geç bir cevap buluyoruz.

Sitenize girilen sual cevaplardan daha sonra güncelledikleriniz oluyor mu? 

Elbette. İnsan her gün yeni bir şey öğreniyor. Yanlış bildiğimi düzeltiyorum. Bazen de cevabın iyi anlaşılmadığını görerek daha açık ve izahlı olarak tanzim ediyorum. 

Yazdığınız yazılara katılmayan veya hatalı olduğunuzu söyleyenler olduğunda ne yapıyorsunuz? 

Yanlışımı hüsnüniyetle söyleyenlere çok minnettar kalıyor ve beni hatadan kurtardıkları için dua ediyorum. Fikrime katılmayanları da tabii karşılıyorum, herkesi memnun etmek mümkün değildir. Ancak bilgisi olmadan fikir ileri sürmeye kalkışanları makbul görmüyorum. İnsan bir mevzuda evvela ilim, sonra fikir sahibi olmalıdır. İlim adamının vazifesi, öğrendiklerini hem talebeleriyle, hem de insanlarla paylaşmaktır. Ben hukukçuyum, kanunları iyi bilirim. Kanunlara, insanların haline ve cemiyetin hassasiyetlerine dikkat ederim. Kimseye hakaret etmem. İlmî esasa dayanmayan hiçbir şeyi söylemem, delilini gösteremeyeceğim bir cümle kullanmam. Mehazı yoksa, buna işaret ederim.

Kitaplarınıza olan alakadan memnun musunuz?

Benim için esas mühim olan, bildiklerimi başkalarıyla paylaşabilmektir. Ama kitaplarımın daha çok alaka görmesini elbette isterim ve beklerim. Bomboş kitapların yanında, bir ömre mal olmuş eserlere layık olduğu alakanın gösterilmemesi elbette ki her müellifi üzer. Ama tarih boyu bu böyle olmuştur. Tabii karşılıyorum. 

Kitaplarınız içinde en çok mesai harcadığınız kitap hangisi?

Hukukun Serüveni ve Sürgündeki Hanedan kitaplarıma çok mesai harcadım. Zira çok farklı ve dağınık malumatı çok farklı kaynaklardan toplayıp yazmak mevzubahisti.

Şimdiye kadar çok sayıda meşhur insanla teşrik-i mesainiz oldu? Bunlarla olan hatıralarınızı yazmayı düşünüyor musunuz? 

Herkes hatıralarını yazmak ister ve bunu hep ömrünün sonuna bırakır. İnşallah ben de Allah fırsat verirse hatıralarımı yazmayı düşünüyorum. Zira bu hatıralar, hem gençlere ufuk açıcı hem de pek çok meselede bilinmeyen bazı detayları ihtiva ediyor.

Önceden televizyonlara çok çıkıyordunuz. Son yıllarda hiç çıkmıyorsunuz. Sebebi nedir?

Bir ara tarihe merak hasıl olmuş ve televizyonlarda tarih programları furyası başlamıştı. Medyada tarihî mevzularda yazıp konuşan, mikrofonlara alışık olan az kişi vardı, bunlardan biri de bendim. 1994’ten bu yana radyoda popüler tarih programları yapıyor, gazetelerde yazılar yazıyordum. Bu vesileyle televizyonlara davet ediyorlardı, ben de zor olmakla beraber, gidiyordum. Zamanla bu işin meraklısı arttı, ama tarih programları furyası zayıfladı. Olanlar da ideolojik vasfa büründü, o işin erbabı malumdur. Ben de Youtube programları yapmayı daha faydalı buldum.

Siz ilahiyatçı mısınız, tarihçi mi, yoksa hukukçu mu? Çünki bu sahaların hepsinde ciddi çalışmalarınız var.

Hal tercümemde de yazdığı üzere ben hukuk fakültesini bitirdim. Hukuk tarihi kürsüsüne asistan oldum. Bu vesileyle İslam hukuku üzerinde ihtisas yaptım. Şer’î ilimleri hususi olarak tahsil ettim. Yani hukuk, tarih ve şer’î ilimler üzerinde tedkikat ve tetebbuatı beraberce yürütüyorum. İslam alimlerinin hayatlarına bakarsanız, hem ulûm-i fenniyyede, hem ulûm-i şer’iyyede mesai sarf ettiklerini görürsünüz. Biz onların kâbına varamayız elbette, ama sosyal ilimlerin farklı branşlarında çalışmak yadırganmamalıdır.

Şu mevzuları çok iyi bilirim, şunlardan ise hiç anlamam dediğiniz sahalar var mı?

İhtisasım olan mevzuları bilirim, en azından bilgiyi nerede bulacağımı ve nasıl tahlil edeceğimi bilirim. Bunun dışındaki mevzuları lüzumu kadar bilirim, ihtiyaç oldukça buna dair kitapları okurum, neşriyatı takip ederim, mütehassıslarına sorarım. Mesela iktisat ve maliye okumuş olmama rağmen, bununla alakalı bir mesele olduğu zaman, malumat ve fikrine müracaat etmek üzere bu disiplinin mütehassıslarına danışırım. Fıkhî suallerde kimyevi, astronomik veya tıbbi bir malumat ihtiyacı olduğunda, ehline sorarım. Bilmediklerinizi bilenlere sorunuz kaidesi vardır.

Zaman zaman şahsınıza karşı sosyal medyada linç oluyor. Yaptıkları itibar suikastleri ile meşhur bazı hesap ve haber siteleri, yazınızın içinden bazı bölümleri cımbızlayarak alıyor ve sizi hedef tahtasına koyuyor. Daha önce çok defa böyle hadiseler oldu. Bu gibi hadiseler karşısında tavrınız ne oluyor? Meseleye nasıl bakıyorsunuz?

Meseleyi merak eden insaflı okuyucular benim kitaplarımı veya web siteme girip yazılarımı okuyorlar. Orada hakkımda söylenenlerin bir iftira olduğunu anlıyorlar. Buna tenezzül etmeyip de sürü psikolojisi ile hareket edenlerin zaten hakkımda ne düşündüğünün bir kıymeti yok. “Hocanın karnı geniş olmalı” diye bir söz vardır. Bir misyonun içinde iseniz, bazı şeyleri hazmetmeniz icap eder. Benim normalde haftalık yazılarımı okuyanların sayısı az çok bellidir. Ama şahsım hakkında operasyon yapılan bazı hadiselerde yazılarımın okunması bazen 10-15 kat artıyor. Bu vesile ile beni tanıyanlar takibe alanlar ve daha sonra yazı ve programlarımı devamlı takip edenler oluyor.

Siz Ankara Hukuk mezunusunuz, babanız da meşhur ve itibarlı bir avukat bildiğimiz kadarıyla. Siz de avukat olmayı seçseydiniz muhtemelen çok zengin bir avukat olacaktınız. Niçin avukat olmadınız da akademisyen oldunuz? 

Çocukluğumdan beri tarihe meraklıydım. Tarihçi olmak isterdim. Ama Türkiye’de tarihçiliğin akıbeti malum. Ebeveynim hukuk fakültesi okuyup hukuk tarihi kürsüsünde kariyer yapmamı tavsiye etti. Ben de bu tavsiyeye uydum. Fakültenin ikinci sınıfında iken kürsünün reisi olan meşhur bir profesör mezun olunca beni asistan almayı teklif etti. Ben de kabul ettim. Çok da isabet ettiğimi düşünüyorum. Avukatlık güzel bir meslek, ama ben öteden beri akademisyen olmayı hedeflemiştim. 

Dünyanın çok fazla ülkesine kültürel maksatlarla seyahatlerde bulundunuz. Bunlardan çoğu kısa süreli seyahatlerdi. Hangi ülkelerde birkaç ay belki daha uzun zaman kaldınız?

Doktora yaparken iki seneye yakın Ürdün’de kaldım. Amman’dan başka, Şam’da, Kahire’de, Medine’de uzun kaldım. Avrupa’da görmediğim memleket kalmadı. Bazılarına defalarca gittim. Avrupa dışında da belli başlı görmeye değer memleketlerde bulundum. Gerek bu seyahatler gerekse sonrakiler bende çok ufuk açıcı oldu. Onun için bilgiye talip gençlere ehemmiyet ve tesir sırasıyla üç şey tavsiye ederim: 1-Gezmek, 2-Dinlemek, 3-Okumak.

Hayatta hiç pişmanlıklarınız oldu mu? En büyük pişmanlığınız nedir? 

Her insan gibi benim de pişmanlıklarım olmuştur. Kendimi daha iyi yetiştirebilirdim. Lisan hususunda daha iyi olabilirdim. Hafız olabilirdim. Daha çok iyilik yapabilirdim. İnsanları kırdığıma, onlardan iyi birşeyi esirgediğime pişmanım. 

Sosyal medya hesabınızda gündeme dair nerdeyse hiç paylaşım yapmıyorsunuz. Gündemi takip etmiyor musunuz?

Elbette ki ediyorum. Ama gündem hep hassas, insanlar gergin. Sosyal medyada profili düşük insan da çok. Yanlış anlaşılmalara müsait. Zaten hemen herkes bu mevzuda bol bol konuşuyor. Onun için lüzum görmüyorum.

Elinizde hazır bulunan ama bastırmadığınız kitap veya neşretmediğiniz makaleler var mı? 

Her zaman kitap ve makale üzerinde çalışırım. Hatta aynı anda birkaç tane olur. 22 senede 22’den fazla kitap ve sayısız makale yazdım, program yaptım. Halihazırda elimde basılabilecek birkaç tane kitap, kafamda da birkaç kitap projesi mevcuttur.

2008 yılından bu yana yani 15 yıldır gazetede haftalık makale yazıyorsunuz. Başka muhtelif dergi ve mecmualarda da zaman zaman makaleleriniz neşrediliyor. Yazdığınız makale sayısı 800’ün üzerinde. Sıradan bir akademisyenin 100 makalesi bile yokken bu şekilde her hafta yeni ve faydalı bir yazı yazmayı nasıl beceriyorsunuz? Mevzu seçmekte zorlanıyor musunuz mesela?

Öyle gelebilir ama, yakası bile açılmamış çok mevzu var aslında. Bazı mevzular da üzerinde çok yazılıp çizildiği halde, noksan veya yanlış biliniyor. Yazı yazarken bu saikle hareket ediyorum. Bilinmeyen veya yanlış ya da noksan bilinen şeyleri araştırıp yazıyorum. Yazmış olmak için yazmıyorum. Yoksa malumu ilam etmeye lüzum yok.

Bildiğimiz kadarıyla 90’lı yıllarda uzun bir dönem Türkiye Gazetesi’nin ansiklopedi servisinde çalıştınız ve orada muhtelif ansiklopedilere yüzlerce madde yazdınız. Hayatınızın bu dönemini nasıl değerlendirirsiniz? Ansiklopedi maddesi yazmanın ne gibi faydaları oldu?

Araştırmacı hüviyetime çok büyük katkısı oldu. Çok yönlü bilgilere ulaşmamı ve bu bilgileri edinme metodlarını öğrenmeme vesile oldu. Bu çalışmalar, hadiselerin hiçbir zaman göründüğü gibi olmadığını, çapraz okumalarla gerçeğe ulaşılabileceği fikrini teyit etti.

Türkiye’de çok fazla kitap basılıyor ama bunların çok azı işe yarayacak kitaplar. Siz kitap okurken okuduğunuz kitabı nasıl seçiyorsunuz? (Dinî, tarihî, edebî hepsi dahil) 

Popüler kitapların çoğu maalesef böyledir. Bir de çok kitap okuduğunuz zaman veya iyi bildiğiniz bir mevzuda ise, bir kitabı kolay kolay beğenemezsiniz. Kaynak olarak kullandığım kitaplarda ise üslup ve müellifin şahsiyeti büyük rol oynar. Söylenenlere, yazılanlara hep ihtiyatla ve temkinle yaklaşırım.

Son olarak şunu sorayım, bugün 17 yaşında bir genç olsanız kendinize nasıl bir gelecek planı inşa ederdiniz? 

Gerçi biraz el yordamıyla yetiştik ama, yine aynı yolda ilerlerdim. İnsan evvela kendisini tanımalı, kabiliyetlerini, zaaflarını iyi bilmeli. Sonra buna uygun makul hedefler koymalı. Bu hedeflere yürürken kendisini yetiştirmeli. Dünya hayatı kısa ve geçicidir. Herşeyin bir zamanı vardır. Yüksek hedefler muvaffakiyete manidir. Hedefsizlik, düşük himmetlilik daha da kötüdür. Makul ve gerçekçi olmalıdır. Bir baltaya sap olmalıdır da hangi baltaya olursa olsun. Umumi kültürünü inkişaf ettirmek, lisan öğrenmek ve bir meslek sahibi olmak mühimdir. Bir iş ve aile sahibi olmak bir muvaffakiyettir.

Kıymetli vaktinizi ayırıp sorularımı cevapladığınız için teşekkür ederim efendim. Size ilmî mesainizde kolaylıklar dilerim.

Ben teşekkür ederim. Selametle…