Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Selanik’in kaybında Sekizinci Kolordu Komutanı Hasan Tahsin Paşa, şehri tek bir kurşun bile atmadan Yunan ordusuna teslim eden protokolü imzalayarak doğrudan ve en kritik rolü oynamıştır. Bu karar yakın tarihte büyük bir askeri ve siyasi çöküşün sembolü kabul edilir. Bir kere Tahsin Paşa’nın esas mesuliyeti, askerî ve stratejik hatalardan neşet eder. Ordusunu stratejik ehemmiyete sahip Yenice mevkiine sevk etmekte çok geç kaldı. Harb meydanına bir hafta geç gelmesi, Yunan ordusunun mıntıkayı kolayca kontrol altına almasına zemin hazırladı. 1-2 Teşrinsani 1912’deki Yenice Muharebeleri esnasında kuşatılma tehlikesini öne sürerek telaşla geri çekilme emri verdi ve Selanik önlerindeki son müdafaa hattının da düşmesine sebep oldu. Teslim sırasında Selanik’te takriben 26 bin, bazı mehazlarda 40 binin üzerinde tam teçhizatlı Osmanlı askeri bulunmaktaydı. Karşısındaki 70 bin kişilik Yunan kuvvetleri sayıca üstün olsa da, hiçbir mukavemet gösterilmeden koca bir ordunun silah bırakması en büyük askeri kusur olarak görülür.

Tahsin Paşa 8 Teşrinsani 1912’de teslim protokolünü imzaladı. Neden böyle oldu? Osmanlı idaresi ve Harbiye Nezareti bu kararı kati bir hıyanet olarak vasıflandırdı. Tahsin Paşa, İstanbul’daki Divan-ı Harp (askeri mahkeme) tarafından gıyabında idama mahkûm edildi. Harbden sonra Yunanistan kendisine maaş bağladı. Avrupa’da hayatını refah içinde geçirdi. İsviçre’de öldükten sonra naaşı Yunanistan’a getirildi. Oğlu Yunanistan tebaasına girdi ve diplomat oldu. Bütün bunlar hıyanet tezini desteklemektedir. Daha mülayim bir fikre göre, Tahsin Paşa şehirdeki büyük sivil nüfusun katledilmesini önlemek gayesiyle böyle yapmıştır. Ayrıca Selanik’in kuzeyden gelen Bulgar ordusunun eline geçmesindense, daha mülayim gördüğü Yunan ordusuna teslim edilmesini tercih etmiştir. Bu zaaf, sadece Selanik’in elden çıkmasına değil, Balkan Harbi’nde Garp cephesinin tamamen çökmesine sebep oldu. Yapılan protokolde askerlerin can emniyeti garanti altına alınmış gibi görünse de Yunan ordusu sözünde durmadı. Teslim olan binlerce Osmanlı askeri esir kamplarında açlık, hastalık ve kötü muamele sebebiyle hayatını kaybetti. Aynı devirde Yanya’da Esad Paşa veya Edirne’de Şükrü Paşa gibi kumandanlar aylarca çok daha zor şartlarda mukavemet ettiler. Böyleyken Tahsin Paşa’nın Selanik’i tek kurşun atmadan bırakması tarihe en büyük askeri teslimiyetlerden biri olarak geçti.

Arnavut asıllı Hasan Tahsin Paşa, İttihatçı değildi. Balkan Harbi esnasında Gazi Ahmed Muhtar Paşa iktidarda idi. İttihatçıların merkeziyetçi politikalarından rahatsız olan ve İttihatçı valilerin vazifeden alınmasını talep eden muhalif çizgiye ve yeni hükümete yakındı. Bu sebeple Selanik gibi kritik bir yere kumandan olarak tayin edilmişti. Selanik’in kaybında en az Tahsin Paşa kadar, hükümetin, ama daha ziyade 1908’den beri fiilen iktidarı elinde bulunduran İttihatçıların da suçu vardır. Bir kere Balkan bozgunu, tek bir kumandanın zaafıyla değil, devletin ve hükümetin yaptığı fahiş askeri, siyasi ve diplomatik hataların bir neticesi olarak değerlendirir. En büyük hata, İttihatçıların 70 bin tecrübeli askeri harbden evvel terhis edivermesidir. Bu akıl almaz bir stratejik hatadır ve hıyanetin daniskasıdır. Halbuki harb patlak vermeden evvel Balkan devletleri ittifak kurup seferberlik hazırlığı yapıyordu. Harb başladığında ordu ani bir seferberlikle, silah tutmayı dahi doğru dürüst bilmeyen, talim görmemiş yaşlı redif (yedek) askerlerle doldurulmak mecburiyetinde kalındı. Selanik önlerinde muharebe eden ordunun omurgası bu yüzden çok zayıftı. Üstelik ordu siyasete alet edilmişti. Emir ve kumanda zinciri kopmuştu. Zabitler tamamen politize olmuş ve İttihatçı-İtilafçı (Halaskar) diye iki düşman kampa bölünmüştü. Cephede yanındaki arkadaşı başka fırkadan olduğu için ona yardım göndermeyen, birbirinin kuyusunu kazan subaylar vardı. Hükümet, askeri disiplini temin edemedi. İttihatçılar da bu kutuplaşmayı körükledi. Böylece vatan topraklarının kaybı pahasına hoşlanmadıkları hükümetin düşmesini hesapladılar. Bu vaziyet Tahsin Paşa’nın kolordusunda da ciddi bir itaatsizlik ve ümitsizlik meydana getirdi.

Hülasa, Tahsin Paşa, Selanik’i kurşun atmadan teslim ederek askeri ve ahlaki bir suç işlemiştir. Ancak İttihatçıların bu işteki kabahati affedilmeyecek kadar büyüktür. Yani Tahsin Paşa Selanik’i masada kaybetmeden çok evvel, İttihatçılar harbi stratejik olarak zaten kaybetmişti.


30 Ekim 2026 Cuma
Alakalı Başlıklar