Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Babür İmparatoru Ekber Şah, evvela bütün dinleri birleştirmeye kalkmış, hatta Fetihpur’da beş dinin mihrabı olan bir mabed yaptırmıştır. 1582 yılında da Dîn-i İlâhî adını verdiği senkretik (bağdaştırmacı) bir inanç sistemi ortaya koymuştur. Bilhassa Sünni müslümanlara hayli sıkıntı vermiştir. Bunları Racput racasının kızı olan Hindu karısının tesiriyle yaptığı söylenirse de, Ekber gibi zeki ve kültürlü birinin bu kadar basit sebeple hareket etmesi olacak şey değildir. Tarihçiler ve dini otoriteler, Ekber Şah'ın böyle yapay bir sentez oluşturmasının arkasında hem siyasi hem de şahsi birkaç sebep olduğunu söyler. Bunlardan ilki siyasi birlik ve geniş bir coğrafyayı idare etme hırsıdır. Hindistan, o zaman nüfusunun ekseriyeti Hindu olan ancak idareci sınıfının Müslüman olduğu çok dinli ve çok kültürlü bir coğrafyaydı. Ekber Şah, güya farklı inanç grupları arasındaki çatışmaları sonlandırarak bütün tebaayı tek bir çatı altında birleştirmeyi hedefledi. Dini farklılıkları ortadan kaldırarak merkezi otoritesini güçlendirmek ve Hindistan'ın tamamına hükmetmek istedi. Bir başka sebep din adamları arasındaki münakaşalardır. Fetihpur’da İbadethane adını verdiği bir bina inşa ettirdi. Burada Sünni ve Şii Müslüman, Hindu, Hristiyan, Zerdüşt, Budist ve Cani din adamlarını toplayarak dini münakaşalar yaptırdı. Ancak bunda din adamlarının birbirlerini fanatizmle ithamı, hatta kavgaya kalkışması üzerine, mevcut dinlerin mutlak gerçeği tek başına aksettirmediği fikrine kapıldı. Bir başka sebep de etrafındaki dalkavuk kadronun ve menfaatçi din adamlarının telkinleridir. Sarayda bulunan Şeyh Mübarek ve oğulları Ebu’l-Fazl Allâmî ile Ebulfeyz Feyzî gibi isimler, Ekber Şah’ı sürekli manipüle etti. Padişahın her hareketine ilahi manalar yükleyerek onu zamanın imamı ve yeryüzündeki ilahi güç olduğuna inandırdılar. Hatta uydurulan bu inancın kelime-i tevhidi “Lâ ilâhe illallah, Ekber halîfetullah” şeklinde değiştirildi. Elbette şahsi sebepler de vardır. Ekber Şah, Dîn-i İlâhî’yi kurarken, İslam’ın tevhid inanışını, Hinduizm’in reenkarnasyon felsefesini ve canlılara zarar vermeme prensibini, Zerdüştlüğün ateşe ve güneşe saygı (ışık kültü) ritüellerini, Hristiyanlığın ve Canizm’in de bazı ahlaki prensiplerini bir araya getirmeye çalıştı. Bu suni din, elbette halk tabanında hiçbir karşılık bulamadı ve saray bürokrasisindeki 19-20 dalkavuk taraftar dışında kimse tarafından kabul edilmedi. İslam dünyasında büyük aksülamele sebep olan bu cereyana karşı, Hindistan’daki İslam alimlerinin öncüsü olan İmam-ı Rabbânî çok sert bir fikri mücadele yürüterek bu inancın yayılmasını engelledi. Dîn-i İlâhî, 1605 yılında Ekber Şah’ın ölümüyle birlikte tamamen tarih sahnesinden silindi.



22 Temmuz 2026 Çarşamba
Alakalı Başlıklar