Sual:
Militan demokrasi ne demektir?Cevap:
Militan demokrasi, demokratik devletlerin, rejimi ve temel hakları yok etmeyi hedefleyen totaliter hareketlere karşı anayasal haklarını ve hukuki vasıtaları kullanarak kendini koruma refleksidir. “Hürriyet düşmanlarına hürriyet tanınmaz” prensibini kabul ederek, demokratik mekanizmaların istismar edilmesini engeller. Bu mefhum ilk defa 1930’larda siyaset ilim adamı Karl Loewenstein tarafından ortaya atılmıştır. Bunun için önleyici müdahale adıyla, demokratik yolları kullanarak iktidara gelmeyi ve sonrasında demokrasiyi yıkmayı hedefleyen radikal (otoriter veya totaliter) cereyanların teşkilatlanmasını ve seçimlere iştirakini kanuni olarak engeller. Temel hak ve özgürlüklerin suistimalini önlemek için siyasi partilerin kapatılması, anayasayı ihlal eden kişilerin siyasi haklarından mahrum bırakılması gibi kanuni mekanizmaları kullanır. Bu meyanda militan demokrasi, demokrasinin pasif bir şekilde kendi yıkılışını izlemesini reddeden ve hukuk devleti sınırları içinde mücadele etmesini müdafaa eden bir telakkidir.Türkiye’de militan demokrasi mefhumunun sosyal ve hukuki hafızaya kazınmasını temin eden en ehemmiyetli isim eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş olmuştur. Vural Savaş, bilhassa 28 Şubat safhasında bu mefhumu hukuki ve siyasi tezlerinin merkezine koymuştur. İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi adında bir de kitap yazmıştır. Bunu teoride bırakmayarak pratik hukuka dökmüş; Refah Partisi (RP) ve ardından Fazilet Partisi (FP) hakkında açtığı kapatma davalarında militan demokrasiyi ana hukuki mesnetlerinden biri olarak kullanmıştır. Vural Savaş'a göre Türkiye'de demokrasi, anayasal düzenin iki büyük tehdidi olarak gördüğü irtica ve bölücülük faaliyetlerine karşı pasif kalmamalı, gerekirse hukukun silahını kullanarak kendisini müdafaa etmelidir. Karl Popper’ın sınırsız tolerans, toleransı ortadan kaldırır, fikrine dayanarak, demokratik rejimleri yıkmak isteyen teşkilatların hürriyetçi vasatı suistimal etmesine izin verilmemesi gerektiğini söylemiştir. Vural Savaş ve emsalinin ileri sürdüğü tarzdaki militan yahut da mücadeleci demokrasi telakkisi, Türkiye’de adlî aktivizm, vesayet ve siyasi partilerin kapatılması ekseninde halen en çok münakaşa edilen hususlardandır.
Rusya’da komünizm, İtalya’da faşizm ve Almanya’da nazizmin demokrasi yoluyla iktidara gelip sonra demokrasi ve hürriyetleri imha etmesinden ilhamla ortaya atılmış olan bu cereyan, zamanla pek de masum olmayan bir usule vasıta edilmek istenmiştir. Bir başka deyişle demokrasiyi korumak adına demokrasiyi ezmek için kullanılan bir mefhuma dönüşmüştür. Kötü niyetli iktidarların veya vesayet mihraklarının elinde demokrasiyi korumak yerine, onu ezmek ve muhalefeti susturmak için bir silaha dönüşebilir. Literatürde bu hale militan demokrasinin paradoksu denir ve bazı riskleri barındırır. Birincisi otoriterleşme vasıtası olarak kullanılabilir. İktidarlar veya yargı bürokrasisi, kendilerine muhalif olan her fikri (Türkiye’de de olduğu gibi) rejime tehdit veya yıkıcı yahut bölücü ilan ederek legal olarak yasaklayabilir. Hürriyetlerin daraltılmasına yol açabilir. Demokrasiyi koruma bahanesiyle ifade, teşkilatlanma ve protesto hürriyetleri o kadar kısıtlanır ki, ortada korunacak bir hürriyet kalmaz. Emniyet ve hürriyet dengesi bozulur. Rejimlerin emniyeti, fertlerin hürriyetlerinin önüne geçtiğinde devlet giderek polis devletine dönüşebilir. İdeal olan nedir? Bugün modern hukukta bu tehlikeyi önlemek için militan demokrasiye çok sıkı sınırlar getirilmiştir. Bir hareketin yasaklanması için sadece fikir seviyesinde kalmaması, açık, müşahhas (somut) ve yakın bir şiddet tehlikesi barındırması şart koşulur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kriterleri gibi. Militan demokrasinin bu iki ucu keskin bıçak yapısını daha iyi anlamak için Almanya'nın Nazizm sonrası kurulan asıl sistemde bu tehlikeyi nasıl dengelediğine bakmalıdır. Bir devletin savunmada kalması ile baskıcı olması arasındaki ince çizgiyi anlamalıdır.