Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Moğol valisi Hülâgu’nun birlikleri, 1256’da Bâtınîlerin merkezi olan Alamut’u yerle bir etti; fedaileri imha etti. Kaçabilenler Azerbaycan ve Anadolu’ya gelerek cahil halk arasında Hurûfîlik adıyla yeni Bâtınîlik inancını yaydılar. Zamanla evvela Bektaşî; ardından da başta Melâmî ve Mevlevî olmak üzere diğer tekkelere sızdılar. Hazret-i Ali ve ehl-i beyte olan hürmet ve muhabbet, hatta Cafer Sadık gibi bazı ehli beyt imamlarının tarikat silsilesinde geçmesi sebebiyle ve asırlarca müslüman alemini sarmış olan Şii propagandalarının tesiriyle bazı tekkeler Şiileşmeye yüz tuttu. Bu tesir, silsilesi Hazret-i Ali'ye varan ve cehrî zikr esasına dayalı tarikatlerde daha fazla olurken, silsilesi Hazret-i Ebu Bekr'e ulaşan Nakşibendilerde nispeten az olmuştur. Bu yozlaşma Hazret-i Muaviye ve Emevî düşmanlığı yanında, ehl-i beyti mübalağalı yüceltme, Şii ritüellerinin benimsenmesi ve Kerbela tiyatroları şeklinde tezahür etmiştir. Bazı tekkelerde ehil şeyh bulunmadığından babadan oğula intikal etmeye başladı. İlim ihmal edildi. Olur olmaz kişilere şeyhlik satılır oldu. Şeyh geçinenler, müritlerden rağbet görmek için her şeye göz yumdular. “İstanbul’a geldiğimde (1919) bid’at karışmamış tekke kalmamış gibiydi” buyuran Nakşî meşayihinden Seyyid Abdülhakim Arvasî’nin, tekkelerin kapatılmasından az evvel söylediği şu sözler dikkat çekicidir: “Bir zamandır şeriatin alâmetleri gizlenmiş ve tarikatın ana caddesi boşalmıştır. Kâfir nefis her yeri istilâ ve şeyta­nın ordusu her tarafta hükmünü icra etmektedir. Tasavvufun manası bozuldu; ismi kaldı. Erkânı kırıldı, resmi kaldı. Belki de ismi ve resmi de değişikliğe uğradı. Ehli olmayanlar, tasavvufu, yaldızlı kalp para gibi görürler. Tasavvuf ise hakikatlerin madenidir.”



18 Mayıs 2026 Pazartesi
Alakalı Başlıklar