HUSİLERİN DERDİ NE?
Yemen’in sarp dağlarından çıkma bir milis teşkilatı iken, Babülmendep Boğazı’nı, Kızıldeniz’i ve dolayısıyla global deniz nakliyatını tek bir emirle kilitleyebilecek stratejik bir aktöre dönüşen Husiler, Şiiliğin, Carudiye koluna mensuptur.
Güya Hazret-i Hüseyn’in torunu Zeyd’e bağlılık iddiasındaki Zeydiler daha ılımlı, halifeliğin Hazret-i Ali ve soyunun hakkı olduğunu söyledikleri halde ilk üç halifeyi lanetle anmazlar. Carudiler ise Zeydiler arasından çıkmış, Caferiye’ye yakın fanatik bir azınlık fırkasıdır. İşte Husiler, Haşhaşilere benzeyen bu Carudilerin bir uzantısıdır.
Carudiler, Yemen’in dağlık Sa’da mıntıkasında yaşarlar. Sultan Selim zamanından beri Osmanlı hakimiyetini tam manasıyla kabullenmeyerek zaman zaman isyan etmişler, çok kan dökülmesine sebep olarak Osmanlıları hayli uğraştırmışlardır. Halbuki Osmanlılar beldeyi Portekiz işgalinden kurtarmıştı. Osmanlılar olmasaydı Yemen halkı şimdi Portekizce konuşan Arap asıllı Katoliklerdi.

Kuşatma
Osmanlılar çekildikten sonra Zeydi imamı Yemen hükümdarı oldu. Mısır’da Nasır iktidara gelip Arap milliyetçiliği yayılınca, 1962’de Yemenli sosyalist subaylar darbe yaptılar ve hükümdarı devirdiler. Dahili harb 1970 senesine kadar sürdü. Kraliyet taraftarları mağlup oldu. Seküler, ırkçı ve modern Kuzey Yemen Cumhuriyeti kuruldu.
Zeydilerden bir grup, bu radikal dönüşümü, kendileri için bir dışlanma gibi göstermişlerdir. Halbuki yeni rejimde onlar için herhangi bir dışlama bahis mevzuu olmadığı gibi, idarede söz sahibi olmaya devam etmişlerdir. 1962’den itibaren bütün reisicumhurlar Zeydi olduğu gibi, Ali Abdullah Salih de bir Zeydi idi. Nüfusun %70’ini teşkil ettiği halde, Sünnilerden hiç cumhurbaşkanı gelmemiştir.
Tıpkı Suriye gibi ekalliyet ekseriyete tahakküm kurmuştur. Bu ise girift tarihî, askerî ve sosyolojik dinamiklere dayanmaktadır. Bir kere Zeydiler asırlarca mıntıkayı elinde tutup idare eden siyasî ve askerî elit sınıfa sahiptir. 1962’ye kadar devlet idaresi, kabile ağları ve askerî teşkilatlanma hususunda Sünni nüfusa kıyasla çok daha organize ve köklü bir müktesebata sahiptir. Ayrıca ordu ve polislerin haylisi Zeydidir. Sünni kanat siyasî ve coğrafî cihetten bölünmüştür. Zeydiler gibi tek bir askerî emir-kumanda zincirine sahip değildir. İran’ın desteği de cabasıdır. Üstelik Zeydiler, ele geçirdikleri yerde katı bir idareyle, halka nefes bile aldırmamakta; devamlı “dış düşman” sloganıyla kitleleri baskı altında tutmaktadır.
1992 yılında karizmatik din adamı Bedreddin el-Hûsî ve onun hitabeti güçlü, vizyoner oğlu Hüseyin Bedreddin el-Hûsî, Zeydi gençleri marjinalleştirmek ve militarize etmek üzere, eş-Şebabü’l-Mümin (Mümin Gençler) hareketini kurdu. İlk başta bu teşkilat, dağ köylerinde yaz kampları tertipleyen, dinî tahsil veren, tarihini öğreten güya kültürel bir sivil cemiyet hareketiydi.
Bedreddin’in İran’a gidişiyle hareket, İran Devrim Muhafızları ile irtibatlı hale geldi. Aile adını kamufle için Ensarullah (Allah’ın yardımcıları) ismini kullanırlar. 2014’te güya Vehhabi IŞİD’e karşı harbetmek üzere kurulan İran yanlısı Haşdı Şabi ile arada güçlü maddi ve ideolojik irtibat vardır.

Hilal projesi
2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve Ortadoğu’ya hoyratça müdahale etmesi, radikal bir dönüm noktası oldu. Hüseyin el-Husi, bunu fırsat bilerek, İslam dünyasında kabaran Amerikan ve Batı muhalifi öfkeyi arkasına alarak hareketi hızla politize etti ve paramiliter bir çizgiye çekti. Bugün de Husilerin bütün meydanlarda haykırdığı resmi sloganı (Sarha-Çığlık) haline gelen şu meşhur beş cümlelik marş o günlerde dağlarda yankılanmaya başladı: “Allah büyüktür! Amerika’ya ölüm! İsrail’e ölüm! Yahudilere lanet! İslam’a zafer!”
Asırlardır Ortadoğu’da global bir güç olma iddiasındaki İran bu fırsatı kaçırır mı? Bir yandan kuzeyde Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin’i, öte taraftan güneyde Bahreyn ve ezeli düşmanı sair Körfez ülkelerindeki Şiileri tahrik ederek Akdeniz-Hind Okyanusu hilali hedefini tahakkuka çalışırken, Husileri de destekliyordu. Bu hilal projesi, müslüman alemi, hatta insanlık için, İsrail’in hukuk harici tatbikatından bile kat kat tehlikelidir.
Sana’daki merkezî hükümetin bu anti-emperyalist radikalleşmeyi ve kabilelerin silahlanmasını doğrudan kendi koltuğuna tehdit olarak görmesi üzerine 2004 yılında Yemen ordu kuvvetleri, Sa’da dağlarına şümullü askerî operasyonlar tertipledi. Hareketin lideri Hüseyin el-Husi, 2004’teki bu müsademelerde bir mağarada kıstırılarak öldürüldü. Liderin ölümü hareketi bitirmedi; aksine ona mukaddes bir şehadet aurası kazandırdı. Hareket, kurucusunun hatırasına atfen artık tamamen Husiler olarak anılmaya başlandı.
Liderliği, Hüseyin'in genç ama askerî dehası yüksek kardeşi Abdülmelik el-Husi devraldı. 2004 ile 2010 yılları arasında Husiler, merkezî hükümete karşı tam altı büyük lokal muharebe (Sa'da Harbleri) verdi. Her seferinde modern ordulara karşı dağların coğrafi avantajını, tünelleri ve asimetrik vur-kaç taktiklerini kullanarak askerî olarak daha da profesyonelleştiler ve devasa bir cephanelik ele geçirdiler.

Arap baharı?
2011 yılında Tunus ve Mısır’dan başlayarak tüm Ortadoğu’yu sarsan Arap Baharı dalgası Yemen’e ulaştığında, 33 yıllık Ali Abdullah Salih rejimi kitlelerin protestolarıyla sallandı ve sonunda istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Meydana gelen büyük siyasi otorite boşluğunu, geçiş hükümetinin zaaflarını ve memleketteki kaos vasatını çok iyi analiz eden Husiler, dağlardan inerek tarihin en büyük pragmatik hamlelerinden birini icra ettiler.
2014 yılının Eylül ayına gelindiğinde, halkın ekonomik kriz, akaryakıt zamları ve yeni hükümetin yolsuzluklarına karşı olan kör öfkesini ustaca arkasına alan Husi militanları, başkent Sana’yı neredeyse tek bir kurşun bile sıkmadan, askerî birliklerin de göz yummasıyla ele geçirdi. Enteresan ve şoke edici bir makyavelizmle, birkaç yıl önce kendilerine karşı altı defa harb açan eski düşmanları, devrik lider Ali Abdullah Salih ile gizli bir askerî ittifak kurdular.
2015 yılında yeni reisicumhur Mansur Hadi sarayından kaçarak Suudi Arabistan’a sığındı. Bunun üzerine Suudi Arabistan liderliğindeki zengin körfez ülkeleri koalisyonu, Husileri birkaç hafta içinde ezmek maksadıyla Yemen’e “Kararlılık Fırtınası” adıyla muazzam bir askerî müdahale ve hava harekâtı başlattı.
Fakat milyarlarca dolarlık modern jetler ve tanklar, Husilerin sarp dağlardaki gerilla tecrübesi ve inatçı mukavemeti karşısında tam manasıyla Yemen batağına saplandı. Husiler bu safhada ittifak yaptıkları Ali Abdullah Salih’in kendilerinden gizli olarak Suudilerle görüştüğünü fark edince, 2017'de onu da İran’ın kararı üzerine tek bir operasyonla ortadan kaldırarak kuzeydeki mutlak güç haline geldiler.
Husilerin mahallî, marjinal bir aşiret isyanından, lokal dengeleri sarsan, Kızıldeniz’i kapatıp İsrail’e balistik füze fırlatabilen global bir tehdide dönmesinin arkasındaki en büyük stratejik kaldıraç ve lojistik katalizör şüphesiz İran ve onun mıntıka dışı operasyon mekanizmasıdır.

İran işin neresinde?
İran, 1979 inkılabından itibaren kendi ideolojisini ihraç edebileceği, Ortadoğu'da nüfuz kurabileceği her Şii topluluğu mercek altına almıştı. Husilerin kurucu babası Bedreddin el-Husi ve oğlu Hüseyin, 1980’li ve 90’lı yıllarda Şiiliğin dini merkezi olan İran'ın Kum şehrinde uzun müddet yaşadılar ve Humeyni ideolojisini yerinde tetkik ettiler.
Bu safhada, Zeydiliğin ananevi olarak Sünnilere karşı olan mutedil ve sulhane yapısı, İran’ın Velayet-i Fakih (ayetullahların mutlak siyasi liderliği) teorisinden, Batı muhalifi retoriğinden ve Devrim Muhafızları’nın hücre tipi milis teşkilatlanma modelinden derinden tesir gördü. Husiler, inanç olarak Caferiliğe tamamen geçmeseler de siyasi vizyon, propaganda teknikleri ve askeri kültür cihetinden Tahran ile tam bir doktrinel entegrasyon temin ettiler.
Bilhassa 2015’teki Suudi askeri müdahalesinden sonra İran, Husilere müteveccih örtülü desteğini zirveye çıkardı. Birleşmiş Milletler güvenlik raporlarına, ele geçirilen mühimmat gemilerine ve milletlerarası istihbarat analizlerine göre İran Devrim Muhafızları Ordusu (Kudüs Gücü) ve Lübnan Hizbullahı, Yemen’e deniz yoluyla ve Umman çölleri üzerinden gizlice füze, drone ve siber harb mütehassısları gönderdi.
2016’da İran’ın Hûsîlere 90 milyon dolar değerinde desteği rapor edilmiş, ayrıca 1300’den fazla Husi militanının İran’daki Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü üslerinde talim gördüğü tespit edilmiştir.
Tahran, Husilere şu hayati lojistik imkânları temin etti: Kaçakçılık ağları ve parçalı sevkiyat yoluyla Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Umman üzerinden balistik füze motorları, güdümlü füze başlıkları, fiber optik bileşenler ve dron parçaları balıkçı tekneleriyle Yemen’e sokuldu.
İran, Husilere sadece hazır silah vermedi; teknoloji transferi hasıl etti. Onlara talim vererek İran’ın füzelerini Yemen’deki yeraltı tünellerinde ve mağaralarda Kuds-4, Sayyad veya Burkan adlarıyla monte edip üretebilecek mahallî bir askerî-endüstriyel kapasiteye ulaştırdı. Ayrıca stratejik akıl ve istihbarat desteği temin etti.
Husiler, sadece kendi dağlarını müdafaa eden mahallî bir kabile olmaktan çıkarılarak, İran’ın Suudi Arabistan, İsrail ve ABD’ye karşı mıntıkada kullandığı, coğrafi olarak en stratejik noktada mevzilenmiş, en az maliyetli ama en yüksek tahrip gücüne sahip vekil gücü haline getirildi. Kızıldeniz’deki İran casus gemilerinden akan anlık istihbarat datalarıyla, Husiler denizdeki ticari gemileri nokta atışıyla vurma kabiliyeti kazandı.

Bin yıllık doktrin
Bugün gelinen noktada Husiler, Yemen nüfusunun yaklaşık %70 ila %80’inin sıkışıp yaşadığı dağlık kuzey mıntıkalarını, stratejik liman şehir Hudeyde’yi ve tarihi başşehir Sana’yı demir yumrukla, totaliter bir teokrasiyle idare etmektedir. Kendi adlarına vergi toplamakta, çocukları askere almakta ve tamamen müstakil bir devlet gibi hareket etmektedirler. İsrail yahut Suudi düşmanlığına rağmen, Sünni dünyası için büyük bir tehdit olduğu da aşikardır.
Halihazırda Ortadoğu’daki lokal fay hatları kırılırken, Husilerin Gazze ve Lübnan’daki müsademelere paralel olarak Kızıldeniz’deki milletlerarası ticari ve askerî gemilere tertiplediği füzeli ve kamikaze dronlu faaliyetler, global tedarik zincirlerini, navlun fiyatlarını ve Süveyş Kanalı ekonomisini kökten sarsmıştır. Batılı devletlerin kurduğu milletlerarası askerî koalisyonlar dahi Husilerin bu asimetrik taarruz kapasitesini tamamen ortadan kaldırmaya muvaffak olamamıştır.
Zeydi-Carudiliğin bin yıllık hırçın, tavizsiz ananesi ve düzene karşı huruç (isyan) doktrini, İran’ın asimetrik askeri teknolojisi ve jeopolitik dehasıyla birleştiğinde ortaya Ortadoğu’nun çözülmesi en zor, en girift denklemlerinden biri çıkmıştır. Husiler artık sadece Yemen dahilî harbiyle sınırlı mahallî bir problem değil; Washington’dan Pekin’e, Riyad’dan Tel Aviv’e kadar global aktörlerin milletlerarası deniz ticareti ve enerji emniyeti hesaplarında ilk sıraya yazmak mecburiyetinde olduğu kalıcı bir jeopolitik realite haline geldi.
Yemen’de militanlar da dahil olmak üzere halkın ekseriyeti kat adı verilen hafif narkotik bir bitkiyi muntazaman kullanır. Husi liderleri, bilhassa fakir ve genç Yemenlileri sentetik uyuşturuculara (Captagon gibi) bağımlı hale getirerek, onları ön saflarda sorgusuz sualsiz harbeden intihar askerleri olarak kullanmaktadır.
İran halkı devasa petrol ve tabii gaz gelirlerine rağmen çok fakir vaziyettedir. Rejim, bu gelirleri halkına sarf etmek yerine İslam ülkelerindeki Şii grupları finansında kullanmaktadır. Bu hal, İran halkı tarafından defalarca sokaklarda protesto edilmiştir. En son Suriye’de senelerdir askerî ve ekonomik destek verdikleri, ayakta kalmasını için çalıştıkları Esed rejimi yıkılmış ve yaptıkları milyarlarca dolar yatırım boşa gitmiştir.
Önceki Yazılar
-
KARDEŞ KIYAĞI - KARDEŞ KAZIĞI
Azerbaycan nasıl Sovyet esaretine düştü?12.10.2026 -
SULTAN HAMİD’İN SARIKLI MUHALİFLERİ5.10.2026
-
AVRUPA’YI MÜSLÜMANLARDAN KURTARAN(!) MUHAREBE28.09.2026
-
SULTAN HAMİD’İN DÜŞMAN ELİNE VERDİĞİ SİLAH21.09.2026
-
Siyah Şapkaların Ardındaki Dünya İSRAİL MUHALİFİ YAHUDİLER14.09.2026
-
YİĞİT LAKABIYLA ANILIR!7.09.2026
-
GOETHE, TOLSTOY VE ÖTEKİLER: HAKİKATEN MÜSLÜMAN MI İDİLER?31.08.2026
-
MİLLETİN GÖRDÜĞÜ SON BOLLUK ve UCUZLUK24.08.2026
-
ÜÇ ETEKTEN DÖPİYESE: Anadolu kadınının kıyafetiyle mücadele17.08.2026
-
BİLMİYORUM DEMEK ALİMİN KALKANIDIR10.08.2026