Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

UNUTULMUŞ BİR KURTARICI: SULTAN BAYBARS

Kölelikten, bileğinin hakkıyla tahta gelen Sultan Baybars, Ortaçağ’ın ve Türk-İslam tarihinin en büyük hükümdarlarındandır.
22 Haziran 2026 Pazartesi
22.06.2026

Türk-İslam tarihinin dönüm noktaları sayıldığında, çoğu zaman Malazgirt’te Alp Arslan, İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed ya da Kudüs’te Selahaddin Eyyubi öne çıkarılır. Ancak bu büyük isimlerin arasında, belki de yaptıkları itibarıyla en hayati rollerden birini üstlenmiş olmasına rağmen, adı geniş kitlelerce yeterince bilinmeyen bir hükümdar vardır: Memlûk Sultanı Baybars.

O, yalnızca bir sultan değil; iki ateş arasında kalan İslam dünyasının Moğol kasırgası ve Haçlı tasallutu altında ezilmek üzere olduğu bir çağda, tarihin yönünü değiştiren bir asker, bir devlet adamı ve bir medeniyet müdafiidir.

Sultan Baybars’ın hayatı, Türk tarihinin sıkça rastlanan ama her defasında hayret uyandıran bir yükseliş hikâyesidir. Baybars, ulu pars demek ise de mecazen kahraman manasına gelir ki, kendisine pek uymuştur.

Kölelikten Sultanlığa

XI. asırda Macaristan’dan Balkaş Gölü’ne kadar uzanan muazzam bozkıra Deşt-i Kıpçak denir ki Kuman ülkesiydi. Başlarında güçlü bir hanedan bulunmadığı ve Müslüman olmakta geç kaldıkları için devlet dağılmış, halkı esarete düşmüştür. Buradan alınan esirler, 1250’de Mısır’da güçlü bir devlet kurmuştu ki, Memlûk (Kölemen) diye bilinir. Bu devlette hükümdarlar bir hanedandan inmez. Askerlerin seçtiği kumandan hükümdar olur.

Baybars, genç yaşta esir düşüp, köle olarak bir kuyumcuya satılmıştır. Sivas, Halep ve nihayet Şam’da yaşadı. Emir Alaaddin Bunduktarî satın alıp Kahire’ye götürdü. Melik Salih’in maiyetine girdi. Memlûk sisteminin tabiatı gereği, kölelik bir zillet değil; aksine disiplin, askerî talim ve liyakat temelli bir yükseliş yoludur. Baybars, bu sistem içinde zekâsı, cesareti ve askerî kabiliyetiyle sivrilmiş; kumandanlık mevkiine yükselmiştir.

1249’da Mansure muharebesinde Haçlı ordusunun mağlubiyeti ve Fransa Kralı IX. Saint Louis’nin esir alınmasında büyük hizmeti görüldü. Artık fonksiyonunu kaybetmiş olan Eyyubî hanedanının düşmesinde birinci derecede rol oynadı.

XIII. asır, İslam dünyası için hayati bir buhran devresidir. Moğollar, Orta Asya’dan başlayarak Bağdat’ı yakıp yıkmış, Abbasi hilafetini fiilen ortadan kaldırmış, şehirleri haritadan silmiştir. Bu yıkım karşısında Müslüman dünyada hâkim olan hissiyat, çaresizliktir. İşte Baybars’ın tarih sahnesine çıktığı an tam da burasıdır.

Tarihi değiştiren muharebe

1260 yılında yapılan Ayn Calut Muharebesi, yalnızca bir meydan muharebesi değil; Moğolların ilk büyük mağlubiyeti olması itibariyle dünya tarihinde bir kırılma noktasıdır. Baybars, bu harbde gösterdiği taktik deha ve cesaretle zaferin mimarlarından biri olmuş, Moğolların yenilmezlik mitini yerle bir etmiştir.

Eğer Ayn Calut kaybedilseydi, Mısır, Hicaz ve muhtemelen Kuzey Afrika Moğol istilasına uğrayacak; İslam dünyasının siyasi ve dinî merkezi tamamen çökecekti. Bu cihetiyle Baybars, yalnızca bir devletin değil, bir medeniyetin muhafızıdır.

Tarihin akışını değiştiren bu çarpışmada Sultan Kutuz, Baybars’a Halep valiliğini vadetmişti. Zaferden sonra dedikodulara aldanıp vazgeçti. Hatta şöhretinden korkarak onu öldürtmeye niyetlendi. Bunu haber alan Baybars üzüldü ve tetikte durdu. Bu esnada Sultan Kutuz bir suikaste uğrayarak öldürüldü. Bunda Baybars’ın parmağı olduğu söylenir. Kutuz, sert ve acımasızdı. Bu sebeple düşmanı çoktu.

Böylece Baybars sultan seçildi (1260). Kimse de onu suikastten dolayı kabahatli görmedi. Memlûk devletinin dördüncü ve en büyük sultanıdır. Sultan olunca yaptığı ilk iş Sultan Kutuz’un topladığı vergileri indirmek veya kaldırmak oldu. Böylece halk da kendisini coşkun bir sevinç ile karşıladı.

Sultan Baybars evvela Melikü’l-Kâhir (Kahredici Hükümdar) lakabını aldı. Veziri İbnü’z-Zübeyr bunu değiştirmesini tavsiye etti. Zira bu lakabı taşıyan hiç kimse huzura erememişti. Mutezıd’ın oğlu Kâhir halifelikten indirilip gözlerine mil çekilmişti. Musul hükümdarının oğlu Kâhir ise zehirlenmişti. Bunun üzerine Baybars Melikü’z-Zâhir unvanını aldı. Buradaki açık, görünen manasındaki zâhir, onun sultanlığı bileğinin hakkıyla aldığına delalet eder. Memlûklerde sonra onun ayarında hükümdar gelmemiştir.

Dünya kime kalmış ki…

Melikü’z-Zâhir Seyfeddin Baybars (1223-1277), tahta geçtiğinde Moğollar ve Haçlılar, devleti son derece tehdit ediyorlardı. 1261’de Bağdat’tan Moğollar elinden kaçan bir Abbasî şehzadesini halife ilan ederek, Abbasî halifeliğini Kahire’de ihya etti. İslam dünyasında sembolik de olsa bir birlik fikrini canlı tutarak büyük bir nüfuz elde etti. Bu hamle, onun siyasi zekâsını ve İslam dünyasının psikolojik ihtiyaçlarını ne kadar iyi kavradığını gösterir. 1269’da Hicaz'a gidip hacı oldu ve bu taraflardaki Memlûk hakimiyetini kuvvetlendirdi.

Sultan Baybars’ın bir diğer tarihî rolü, Doğu Akdeniz’deki bir buçuk asırlık Haçlı varlığını sistemli şekilde tasfiye etmesidir. Onun devrinde Haçlı kaleleri birer birer düşmüş; Antakya Prensliği tarihe karışmıştır. Sultan Baybars, Haçlılarla mücadelede sadece askerî güç kullanmamış; diplomasi, istihbarat ve psikolojik harp usullerini de ustalıkla tatbik etmiştir.

1270’de Haçlıları son kalelerinden de kovdu. Birkaç Moğol hücumunu geri püskürttü. 1277’de Moğolları kovmak üzere beyler tarafından Anadolu’ya davet edildi. Elbistan’ta İlhanlıları yendi. Fakat ülkesinden bu kadar uzak olmak onu endişelendirdi. Sultan Baybars Şam’a döndü. Anadolu elitleri, bu sefer siyasi kıskançlık sebebiyle kendisinin kıymetini bilemeyerek büyük bir fırsatı kaçırdılar. Kısa bir hastalıktan sonra veya zehirlenerek vefat etti. 54 yaşında olduğu için, daha kendisinden çok şeyler bekleniyordu.

Sadece asker mi?

Sultan Baybars, Ortaçağ’ın en büyük hükümdarlarındandır. Maddi ve manevi birçok hususiyetlere sahip müstesna bir insandı. Güçlü bir vücuda, sağlam bir iradeye, görülmemiş bir cesarete ve parlak bir zekaya sahipti. İhtiyatı elden bırakmazdı.

İstihbarata ehemmiyet verirdi. Casusları kontrol eden casuslar kullanırdı. Mükemmel bir posta teşkilâtı kurdu. Kadıları teftiş ettirirdi. Ecnebi hükümdarlara karşı takip ettiği siyaset sayesinde, müslüman tüccarlar serbest ticaret yapardı. Silah sanayine ehemmiyet verdi, tersaneler yaptırdı.

Suriye ve Mısır’da Moğol hakimiyetine engel olmuş, haçlıları bu coğrafyadan söküp atmıştır. Sadece harb meydanlarında parlayan bir kumandan değildir. Sultan olduktan sonra Memlûk Devleti’ni müesseseleştirmiş, hukuk, maarif ve vakıf sistemlerine büyük ehemmiyet vermiştir. Kahire’yi bir ilim merkezi hâline getirmiş; medreseler, camiler, hanlar ve yollar yaptırmıştır. Din büyüklerinin türbelerini tamir ettirmiştir. Müneccimbaşı, Müslümanlığın o asırdaki müceddidi olarak tanındığını söyler.

Sultan Baybars, Şam’da kendi yaptırdığı Zahiriye medresesi avlusundadır. Şimdi milli kütüphanedir. Kazaklar Sultan’ı kendilerinden saydığı için, Kazakistan hükümeti yakın zamanda türbeyi tamir ettirmiştir. Burası eskiden Salahaddin Eyyubi’nin baba eviydi.

Sultan Baybars’ın iki oğlu Berke ve Sülemiş tahta çıktı, ama ikisi de genç olduğu için hal edildiler. 19 yaşında sürgünde ölen Berke, türbeyi yaptırmış, sonra da babasının yanına defnolunmuştur. Sülemiş, Bizans imparatoruna sığındı ve İstanbul’da öldü.

Sertlik ile adalet arasında

Uzun boylu, esmerce ve mavi gözlü idi. Kaynaklar Sultan Baybars’ı disiplinli, sert, aceleci ve zaman zaman acımasız biri olarak tasvir eder. Ancak bu sertliğin arkasında, düzensizliğe ve hıyanete tahammülsüz bir adalet telakkisi vardır. Kendisi sade yaşamayı tercih etmiş, lüksten hoşlanmamış, askerleriyle aynı sofraya oturmuştur. Kölelikten geldiği için, sınıf gururundan uzaktır.

Hususi hayatında ketumdur. Ailesini ve hususi hayatını siyasetten uzak tutmaya çalışmış; devlet işlerini şahsi menfaatlerin önüne koymuştur. Bu yönüyle, modern manada siyasi mesuliyet şuuruna sahip nadir Orta Çağ hükümdarlarından biridir.

1273’de Moğollarla mücadele eden ordunun ihtiyaçları için yılda üç taksitte alınacak bir vergi koymuştu. Vaziyeti zaten bozuk olan halk bundan memnun olmadı. Meşhur alimlerden İmam Nevevi’ye müracaat ettiler.

Nevevi, Sultan’a mektup yazarak, makul olmayan bu vergiden vaz geçilmesini istedi. Baybars kızarak Nevevi’ye sert bir mektup yazdı. Nevevi cevap olarak, sultanın halka nasıl davranması lazım geldiğini anlatan şahane bir nasihat mektubu yazdı. Bu mektup, Baybars’a çok tesir etti. Vergiden vazgeçildi. Hatta toplanan ilk taksit sahiplerine iade edildi. Ortaçağ’da, hatta şimdi bile böyle bir şey düşünülemez.

Zahiriye Medresesi'nde Sultan Baybars'ın kabri
Zahiriye Medresesi'nde Sultan Baybars'ın kabri

Neden yeterince tanınmıyor?

Sultan Baybars’ın bugün hak ettiği ölçüde tanınmamasının birkaç sebebi vardır. Evvela Memlûk Devleti’nin Arap coğrafyasında hüküm sürmesi, onun Türk hüviyetinin geri planda kalmasına yol açmıştır. Mağlup bir devletin hükümdarı olması itibariyle Osmanlı tarih literatüründe de tabii olarak öne çıkamamıştır.

Bir diğer sebep ise Sultan Baybars’ın destansı bir fetihten ziyade koruyucu bir rol üstlenmiş olmasıdır. Halbuki tarih, çoğu zaman fethedenleri muhafızlardan daha çok hatırlar.

Sultan Baybars, Haçlıları ve Moğolları durduran, İslam dünyasının kalbini savunan, Türk askerî ananesini Memlûkler üzerinden zirveye taşıyan bir liderdir. Onun hayatı, kölelikten sultanlığa uzanan bir muvaffakiyet hikâyesi olduğu kadar; disiplinin, adaletin ve mesuliyetin de tarihî bir dersidir.

Will Durant der ki: “Müslüman ananesi, onu Salahaddin ve Harun ile bir tutar. Muasır bir Hristiyan tarihçi onun için ‘Kendi halkına karşı dürüst, adil, anlayışlı; Hristiyanlara karşı müşfikti’ diyor. Öyle kuvvetli bir devlet teşkilatı kurmuştu ki, 1516’da Osmanlılar gelene kadar devam etti.”

Bugün Sultan Baybars’ı hatırlamak, yalnızca bir tarihî figürü anmak değil; zor zamanlarda medeniyetini müdafaa iradesini hatırlamaktır. Sultan Baybars’ı tanımamak, kendi tarihinin en kritik figürlerinden birini unutmak demektir.