Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

ŞARK KÜLTÜRÜNDE TAADDÜD-İ ZEVCAT (ÇOK KADINLA EVLİLİK)

İslâmiyet, çok evliliği adalet şartına bağlamış; bunu yerine getirecek "babayiğit" fazla olmadığı için tek kadınla yetinmeyi tavsiye etmiştir.
3 Temmuz 2023 Pazartesi
3.07.2023

Çok kadınla evlilik tarihte her cemiyette mevcuttur. Evlenilecek kadınların sayısı cihetiyle de tahdit getirilmemiştir. Antik İran, Çin, Hindistan, Mezopotamya ve Mısır’da kabul edilmişti. Roma hukukunda evli olmaksızın çok sayıda kadınla birlikte yaşamak caiz görülmüştür.

Yahudilik ve Hristiyanlıkta da hiçbir sınırlama olmaksızın meşru idi. Nitekim Tevrat ve İncil’de buna dair çeşitli hükümler ve kıssalar vardır. Poligami, boşanma ve papazların evliliği, sonradan Katolik kilisesi tarafından yasaklanmışsa da poligami bilhassa zengin ve asil Hıristiyanlar arasında fiilen devam etmiştir.

İslâmiyetten önce Arabistan’da evlenilecek kadınların sayısı ile alâkalı bir tahdit yoktu. İslâmiyet, bir erkeğin evlenebileceği kadın sayısını dört hür kadınla sınırlandırmıştır.

“Kadınlardan helal olanları, iki, üç ve dört tane nikah edin. [Yani dört kadından fazlası ile evlenmeyin.] Eğer o kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, bir tane ile evlenin. Yahut sahip olduğunuz cariyelerle iktifa edin” mealindeki âyetiyle (Nisâ: 3) meşru kılınan bu husus, bir vecibe değil, bir izindir ve kullanılması da şarta bağlanmıştır.

Hanımları arasında adaleti yerine getirmekte olan zorluklar göz önüne getirilirse, aklı olan ve adaletsizlikten korkan kimse için, bir kadından fazlası ile evlenmek mümkün olamaz. Hatta Resulullah’a bu adaletin nasıl olacağı sorulduğu zaman, “Birinin elinden bir bardak su içersen, diğerlerinin ellerinden de bir bardak su içmektir” cevabını vermiştir.

Nitekim Hazret-i Peygamber elli yaşına kadar tek bir kadınla evli kalmış; onun vefatından sonra bir takım dinî, sosyal ve siyasî mecburiyetler sebebiyle ve umumiyetle de yaşlı ve dul kadınlarla evlenmiştir.

İkiyüzlülük mü?

Taaddüd-i zevcat meselesi, sanki kendi tarihlerinde yokmuş veya cemiyetlerinde gayrı meşru münasebetler azmış gibi, Garp aleminde en çok tenkit edilen husus olmuş; Şarklıları da büyük bir aşağılık kompleksine sevketmiştir.

Mamafih aralarında Schopenhauer ve Gustave Le Bon’un da bulunduğu entelektüeller, taaddüd-i zevcatı müdafaa ederek, bunun sosyal, ahlaki ve ekonomik faydalarını saymışlardır. Gayrı meşru münasebetlere sessiz kalıp da taaddüd-i zevcatı tenkit edenleri riyakarlıkla suçlamışlardır.

Taaddüd-i zevcati beğenmeyenlerin sözlerine ve yaşantılarına bakılırsa, onların asıl canını sıkan şeyin, birden fazla evlenmek değil, evlenmeyi dört ile sınırlamaktır. İngiliz Daily Mail gazetesinin 2023’te İngiliz gençleri arasında evliliğe dair yaptırdığı bir araştırmada, gençlerin %30’unun çok eşliliğe destek verdiği görülmüştür.

Şarkta XX. asrın başlarında entelektüeller arasında çok evlilik üzerine çok münakaşalar cereyan etti. İttihatçı mebus Mansurizade Said, taaddüd-i zevcatın mübah olduğunu, cevaz-ı şer’î olan, yani dinin yapılmasını emretmediği bir şeyi hükümetin yasaklayabileceğini söyledi ve taaddüd-i zevcatın yasaklanması için kanun teklifi verdi.

Bu büyük fırtına kopardı. Celal Nuri ve Mahmud Esad temkinli bir lisanla desteklerken, İzmirli İsmail Hakkı kendisine cevap verdi. Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım, feminist bir perspektifle taaddüd-i zevcatı müdafaa etti. Hatta Cenab Şahabeddin, taaddüd-i zevcatın bilhassa fuhuşun önlenmesinde ve nüfusun artışındaki faydalarını dile getirdi.

Bununla beraber İttihatçı hükümetin 1917’de çıkardığı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, nikah sırasında kadının, kocasına tekrar evlenmeme şartını ileri sürebileceği hükmünü getirdi.

Zorla güzellik yok

Nikâh karşılıklı rıza üzerine kurulmuş bir akiddir. Kadın evlenirken, kocasının sonradan başka bir kadınla evlenebileceğini bilmektedir. Bunu kabullenemeyen kadını evlenmeye kimse zorlayamaz. İkinci kadın ise, kocasının başka bir kadınla evli olduğunu zaten bilmektedir.

Kaldı ki evlenirken boşanmak elinde olmak üzere evlenen kadın, kocası tekrar evlendiği zaman kendisini boşayarak bu vaziyete katlanmak zorunda kalmaz. Her ne zaman başka kadınla evlenirse, bu kadın veya ilk kadın boş olmak şartıyla nikâhlanırsa, erkek sonradan başka bir kadınla evlendiğinde bu kadın veya ilk kadın boş düşer.

Halide Edib ile Salih Zeki Bey böyle evlenmişti. Salih Zeki Bey tekrar evlenmeye teşebbüs edince, Halide Edib kendini boşadı. Veya Hanbelî fıkhında izin verildiği üzere, üzerine evlenmemek şartını ileri sürebilir.

Mormon Ailesi

Faydası erkeğe mi kadına mı?

Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi taaddüd-i zevcâtın gerekçeleri hakkında Dînî Müceddidler kitabında hülâsa olarak şunları söylemektedir: “İslamiyette tek evlilik esas, çok evlilik ise istisnâdır. Buna ancak ihtiyaç veya zaruret hallerinde başvurulurdu. Çünki umumî telâkkilere göre evlenmek üç sebeple olur:

1-İnsan neslinin devamı, 2-Bir başkasının namusuna tecavüzden ve zinadan sakınarak, iffetli yaşamak, 3-Ev işlerinin güzel bir şekilde tanzimi, malların ve eşyanın muhafazasıdır.

Bir kadın çocuk sahibi olamadığı zaman, evliliğin birinci sebebi yerine gelmeyip, insan neslinin inkıtâı (kesilmesi) neticesini verir. Eğer zevce çok yaşlı yahud bir hastalığa mübtelâ veya yaratılışta bünyesi zayıf olur, zevcinin bünyesi de kuvvetli ve sıhhatli olursa, evliliğin ikinci sebebi de zâil olur. Bunun zâil olması ise, zina gibi, pek büyük bir kötülüğe sebebiyet verir. Bir diğer husus da eğer kadın müsrif, sefih, serkeş, hain ve kötü huylu olursa, üçüncü sebep de yok olmuş olur. Bu sebeple taaddüd-i zevcata müracaat olunurdu.

Dünyada kadınların sayısının erkeklerden fazla ve erkeklerin ömrünün de kadınlardan daha kısa olması; bekâr ve dul kadınların evlenerek korunması endişesi; nüfusun artması arzusu da bunun âmillerindendir.”

Mehmed Zihni Efendi Nimeti İslam’da diyor ki, “Dörde kadar evlenmek, erkekler için kolaylık olduğu gibi, kadınlar için de adedleri çok olduğundan kolaylıktır.”

Seadet-i Ebediyye’de der ki: “Yaradılışta, kadınlar, erkeklerden çok olduğu gibi, harplerde, kazalarda erkeklerin ölmesi, kadınların ölümünden daha çoktur, yani erkek adedi, kadından azdır. İslamiyet'in dörde kadar izin vermesi, kadınların kocasız kalmaması, şereflerini, namuslarını, saadetlerini teminat altına almak gayesi iledir.

Hıristiyanlıkta erkeğin bir kadından fazla alması yasak olduğu için, çoğu erkek, birçok kadınla gizli evlilik bağı kuruyor. Bir yandan kadınlar, felakete sürükleniyor, bir yandan da babası belirsiz milyonlarca çocuk, aile terbiyesinden mahrum yetişerek cemiyete yük ve bela oluyorlar. İslamiyet'te zenginler dörde kadar evlenip, çocuklar, analı, babalı, terbiyeli yetişir. Aile yuvaları çoğalır. Cemiyet hayatı kuvvetli ve düzenli olur. Çok evlenmek isteyenler de zengin olmak için çalışır. İş hayatı genişler. Ticaret, teknik ilerler.”

Çok evlilik nispeti

Tereke defterleri ve nüfus sicillerinde yapılan incelemeler neticesinde, Osmanlı Devleti’nde taaddüd-i zevcatın vasati % 10 nisbetini geçmediği anlaşılmıştır. Bu da poligaminin çok yaygın olmadığını göstermektedir. Hemen her cemiyette zina nisbeti bile bundan fazladır.

Bir vesileyle Osmanlı memleketinde bulunan ecnebiler, mesela XVI. yüzyıl sonunda Alman Papaz Salomon Schweigger, XIX. asırda Ubicini, cemiyette çok evliliğin pek nadir olduğunu söyler.

Ömer Lütfi Barkan Edirne askeri kassamlığına ait tereke defterleri üzerinde yaptığı tetkikatta 1516 erkekten 103’ünün 2 (% 6,79), 6’sının 3 kadınla (% 0,39) evli olduğunu tespit etmiştir. Haim Gerber, XVII. asra ait 2000 tereke kaydında, sadece 20 erkeğin çok evli olduğunu tespit etmiştir. XVI. asırda Bursa’da bu nispet % 2,5, XVII. asırda % 4,5’tur. (Saadet Maydaer, Şer’iyye Sicillerine Göre Bursa’da Kadın, 2002)

Klasik devirde Adana, Amasya, Ankara, Antep, Diyarbakır, Edirne, Kayseri, Konya, Manisa, Sivas, Trabzon gibi şehirlerde bu nispet vasati % 9,5’tur. Cenuptaki Türkmen aşiretlerinde % 3’tür. XIX. asırda Şam’da bu nispet % 10’dur. İstanbul’da 1885’te çok evlilik nisbeti % 2,5’tur. Garip olan, muhafazakâr Eminönü ve Fatih’te % 1,4, modern Beşiktaş’ta % 3,4’tür.

Yaşlanmayan koca

Osmanlı memleketlerindeki taaddüd-i zevcatın büyük ekseriyeti iki kadınla evliliktir. Bunun da birinci sebebi ilk kadının çocuğunun olmaması, hastalık veya yaşlılık sebebiyle zevcelik vazifesini yerine getirememesidir. Mesela Mithat Paşa bu sebeple ikinci bir evlilik yapmıştır.

Kocadan bu sebeple zevcesini boşayıp başka evlilik yapmasını beklemektense, ikinci bir evlilik yapması tabii görülmüştür. Hatta bu hallerde çok zaman ilk hanım, pek hoşuna gitmese de tabii karşılayarak, zevcini kendi eliyle (kendisiyle anlaşabileceği bir hanımla) evlendirmektedir. Serezli İsmail Bey’in zevcesi, “Ben yaşlandım, bizim bey yaşlanmadı. Evlendirdim, rahat ettim” demişti.

Bir başka sebep kimsesiz bir kadının himayesi ve aynı evde yaşanan aileden bir kadınla mahremiyet kurulmasıdır. Bundan sonra, mesela iki aile arasındaki husumetin giderilmesi için yapılan sosyal evlilikler gelir. Zevk için, keyfi için yapılan evliliklerin sayısı fevkalade azdır.

Üç şart

Osmanlı alimlerinden İbn Abidin der ki: “İlk zevcesi razı olmasa, hatta kendimi öldürürüm dese de şartları haiz olanın ikinci defa evlenmesi meşrudur. Bunu kınayanın küfründen korkulur. Ama hanımını üzmemek için evlenmeyen, sevap kazanır. Çünki hadis-i şerifte, “Kim benim ümmetime acırsa Allah da ona acır” buyuruldu.

Eski cemiyette herkes yerini bildiği için, erkekler hanımlarını hoş tutmak, kadınlar da beylerine hürmet etmek endişesiyle hareket ederdi. Kıskançlıkta aşırılık ayıp karşılanırdı. Ahmed Mithat Efendi, bir hanımına ne alsa, aynısından ötekine de alırmış. İlk hanımı, “Ben yaşlıyım, lüzum yok” dese de Efendi, “Senin hatırın için sünnete muhalefet edemem” dermiş.

Büyük amcam gençken, himaye maksadıyla kendisinden yaşça büyük kimsesiz bir akrabasıyla evlenmiş; bu hanım yaşlanınca yıllar sonra ikinci bir evlilik yapmıştı. Ama Cennet dediği ilk hanımını hep taltif eder, sanki yeni evliymiş gibi nöbetini aksatmadan muamele ederdi.

Taaddüd-i zevcat herkesin göze alabileceği bir iş değildi. Nâbi der ki: “Rahat bulur mu avret alan avret üstüne?” Kınalızade “Taaddüd-i zevcata atılanların evinde mücadele ve nizamsızlık eksik olmaz” diyor.

Nasireddin Tûsî, “Erkek evde bedendeki kalbe benzer. İki bedene bir kalp nasıl hayat vermezse, iki evin nizamını de bir erkek temin edemez” diye yazıyor. Onun için Şark erkeği çocuk sahibi olma arzusu çok güçlüyse, bu masrafa girişir ve huzurunu riske atardı.

Seyyid Abdülhakîm Arvasi buyurdu ki, “Birden fazla evlenmek, ilim ister, akıl ister, para ister. Kim şahsında bu üç şartı cem ederse, iki zevceyi de cem edebilir.” Erkeklerin çoğunda bunlardan biri bile bulunmadığından, çok evliliğin niye yaygın olmadığı anlaşılır.

İki eşliye hapis

Zaten geçim şartlarının güçleşmesi sebebiyle, Müslüman memleketlerinde birkaç kadınla evlenmek neredeyse kalmamış idi. 1950'lerde Suriye'de % 1, Mısır ve Libya'da % 4'ü geçmiyordu.

Taaddüd-i zevcat, 1926’da Türkiye’de, 1956’da da Tunus’ta yasaklanmış; Müslümanların yaşadığı diğer memleketlerin çoğunda ise mahkemenin veya ilk zevcenin iznine bağlanmıştır. Bugün Çin, Hindistan, Japonya gibi memleketlerde de poligami meşrudur. Yunanistan, İsrail, Filipinler veya Seylan’da yaşayan bir müslüman, bu hakka sahiptir.

Ancak cemiyetin kültürüne yabancı olan yasak, çok evliliği ortadan kaldırmamış; imam nikahı ile gayrı resmi olarak aynı nispette devam etmiştir. Güya kadını himaye saikiyle getirilen bu yasaktan, en çok kadınlar ve çocuklar zarar görmüştür.

Herkesin hürmetle zevce gözüyle baktığı ikinci kadın, kanun nazarında metres ve çocukları da gayrı meşrudur. Ne nafaka ne miras alırlar. Metres hayatı hoş karşılanırken, ikinci bir kadınla evlenmek ağır suç sayılırdı. İlk kadının talebiyle, ikinci kadın 6 ay hapsedilirdi.

Erkek, ikinci kadından olan çocuklarını, ilk zevcesinin çocuğu gibi nüfusa yazdırmak mecburiyetinde kalırdı. Hükümetin bu haksızlığı gidermek adına her 5 senede bir gayrı sahih çocukların nesebini tashih için kanun çıkarması da başka bir abes iştir.

Cihad ve Kıskançlık

Hazret-i Hadice ölüm döşeğinde iken, Resulullah, “Ey Hadice, Cennette sen ve ortakların Cennette yüksek derecelere erişirsiniz” dedi. Hazreti Hadice, “Onlar benim ortaklarım değil, kardeşlerimdir” diyerek zahiren rıza gösterdi, ama huzursuz oldu. Kadınlık icabı, daha mevcut olmayan ortaklara kıskançlık emaresi gösterdi.

Hazreti Fatıma “Babacığım, hep annemin hatırını gözetirdin. Şimdi niye üzdün?” diye sordu. “Annenin güzel ameli çoktur. Ama Allah cihadı erkeklere, gayreti (kıskançlığı) kadınlara yükledi. Erkeklerin cihad ile kazandığı sevabı, kadınlar kıskançlığa sabrederek kazanırlar. Annende bu sevabı noksan gördüm. İstedim ki, onu da kazansın” cevabını verdi. (Münavî, Feyzü’l-Kadir; Hirevî, Meâric)

Ya bir, ya bekar

İmam Şa’ranî anlatır: Hocam Abdülaziz Dîrînî, “Sebepsiz yere ikinci defa evlenme!” derdi. Zira kendisi ikinci defa evlenmiş ve pişman olmuştu. Şu şiirle nasihatini verirdi:
Bir cahillik ederek iki hanım aldım ben,
Bir bela iki olup başıma indi birden
Aralarında bir kuzu gibi yaşarım sanıyordum,
İki dişi koyundan çift yardım umuyordum.
Ama işler ters gitti yanlarında bunaldım,
Belâ ve azaplarla sarılıp sarmalandım.
Birinin hoşnutluğu diğerini kızdırır,
Hakaretler çiftleşip iki yönden kıstırır.
İkisi arasında bölündü gecelerim,
Ben huzur ararken gagalandı gözlerim.
Şayet hayırlı bir hayat istiyorsan evinde
Ya bir al ya bekâr kal, otur yerli yerinde!

Ölmekten başka çare yok

Udi Mısırlı İbrahim Efendi şu şarkısında, iki zevce elinden kurtulmak için ölümü temenni etmiştir:
Evlilik başa bela, bir büyük var bir küçük
Şaşırdım ben neyleyim, büyükten güzel küçük
Ölmeden başka çare bulamadım biricik
Şaşırdım ben neyleyim, büyükten güzel küçük
İkisini bir günde kendime bend eyledim
Biri gül, biri gonca kimseye göstermedim
Bana ölüm yaklaştı, ölsek beraber dedim
Ölmeden başka çare bulamadım biricik.

Ham çökelek

Meşhur Silifke türküsünde iki hanımın gönlünü göremeyen Gerali der ki;
Gır eşeğime biner daş oluktan aşarım
Canımı sıkmayın avratlar da ikinizi birden boşarım
Birine aldık bir metre astar
Biri de şalvarlık ister yar yar
Kadir Mevlam ikisinin acısını birden göster
Kurtulamadım kötü avrat elinden hey hey hey

Nerde yatarmış?

İki evli birine, “İki hanımı olmak nasıl şey?” diye sorulmuş. “İkisi arasında yatmak çok zevkli” diye cevap vermiş. Biri bu nasihati dinleyip ikinci evlilik yapmış, ama hayatı cehenneme dönmüş. Sonradan sorduğu kişiye dert yanmış. O da “Ben İstanbul ile İzmit arasında çalışan bir posta tatarıyım. Bir hanımım İstanbul’da, bir hanımım İzmit’tedir. Ben hep Hereke’de yatarım” demiştir.

Niye evlenmiyormuş?

Abdurrahman bin Faysal Üniversitesi matematik fakültesi hocalarından Dr. Aişe Saad eş-Şehrî, taaddüd-i zevcat hakkında yazısında (9/III/2016) bambaşka bir perspektiften bakıyor:

“Erkekler hep çok evlenmek istediklerinden hevesle bahseder, ama cesaret edemez, bir mazeret ileri sürer. İnsanlık tarihinde peygamberlerin, hükümdarların, beylerin, âlimlerin çoğu birden fazla evlenmiştir. Bunun yanı sıra çok da cariyeleri olmuştur. İmkânı yeten erkek, sefalı bir hayat sürmüştür. Gücünü, enerjisini, erkekliğini serbestçe kullanmıştır; faaliyeti, canlılığı, sıhhati artmıştır. İşte ecdad, öylece heybeti ve ağırlığı olan sağlam erkekler halinde yaşamıştır.

Muvahhidlik (tek eşlilik), erkeğin bedeni ve psikolojik bünyesine aykırıdır. Erkeğin tabiatı, verimkâr, dağıtan olmaktır. Kadın tabiatı ise aksinedir. Onun bedenine, psikolojik ve akli yapısına münasip olan şey ise sükûnettir, sabitliktir; kalbi bir erkekten başkasına tahammül etmez. Bundan dolayı muvahhid erkeklerde bedeni ve psikolojik hastalıklar, gevşeklik ve zaaflar, himmet ve gayret azlığı, solup büzülme, yerinde sayma gibi haller çok görülür. Bu tip erkek, zevcesi yorulduğu, adetli ve hamile olduğu zaman âtıl kalır. Pişmanlıklar ve hasretlikler içinde ömrünü tüketir gider. Muaddid (çok eşli) ise böyle değildir. Daima vericidir, hiç âtıl kalmaz; yüzü daima parlak ve güleçtir.

Erkeklerin evlilikten ve çok eş almaktan korkmasının asıl sebebi, katiyen maddi ve sıhhi değildir. Gördüğüm kadarıyla esas sebep erkeğin evde zevcesi ile bir arada çok uzun vakitler geçirmesidir. Birçok erkek evde karısının yanında artık evcilleşmiş vaziyettir, artık ona hanımı hakimdir. Erkeğin heybeti ve kuvveti kaybolmuştur. Böylece onun emri altında terbiye edilmiş bir mahluk haline düşmüştür. Zevcesi her işine, sırlarına, mallarına vakıftır. Eskiden Arapların evde çok oturan erkeği ayıplamaları bundan dolayıdır. İşte bu korku sebebiyle, evlerimiz evlenmemiş kızlarla dolup taşmaktadır. Fesadı önlemek için taaddüdü meşru kılan Allah’ın şanı ne yücedir!”