ÜÇ KITADA 40 EYALET - SULTAN III. MURAD

Sultan III. Murad zamanı, Osmanlı kültürünün klasik formunun zirvesine ulaştığı bir devir olarak bilinir.
9 Ocak 2023 Pazartesi
9.01.2023

 

Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına Sultan III. Murad devrinde ulaşmıştır. Vefatında imparatorluk 2 milyonu Avrupa, 4 milyonu Asya ve 9 milyonu Afrika’da olmak üzere 15 milyon km2’ye ulaşıyordu.

Hammer der ki: “Vefatında, Atlas Okyanusu’ndan Kafkas Dağları’na; Tuna sahillerinden Habeşistan’a kadar uzanan, 40 eyalete ayrılmış, muntazam bir idare sistemine sahip muazzam imparatorluk bıraktı.”

Sultan III. Murad
Sultan III. Murad

Sonun başlangıcı

Sultan III. Murad devrinde Osmanlı Devleti, kudretinin zirvesine erişmiş; ama zaaf alametleri de bu devirde ortaya çıkmıştır. Üç padişaha vezirlik yapan ve memleketi senelerce adeta tek başına idare eden muktedir vezir Sokullu Mehmed Paşa, 1579’da bir deli tarafından öldürüldü.

Onun otoriter idaresine bir reaksiyon olarak Saray, o zamana kadar görülmemiş bir şekilde hükümet işlerine müdahaleye başladı. Mesela 1586’da Mesih Mehmed Paşa, reisülküttâbın değiştirilmesi hakkındaki tezkiresini Sultan III. Murad’ın reddetmesi üzerine istifa etti. Ancak bu hadise, aynı zamanda Osmanlı bürokratlarının serbetisine de bir delildir.

Bu müdahaleler, Osmanlı hanedanının prestijini düşürmüş; artık halk, her yanlıştan padişahları mesul tutmaya başlamıştır. Halbuki bütün monarşilerde olduğu gibi padişah saltanat sürer; hükümet etmez.

Sultan III. Murad’ın, annesi ve zevcesi başta olmak üzere saray kadınlarının veya yakın çevresinin tesirinde kaldığı iddiası bu sebeple ileri sürülmüştür. Mizacındaki mülayimlik ve tereddüt de bu iddialara zemin hazırlamıştır.

Yakın çevresinden bazısının hataları, Padişah’a mal edilmiş; o da bunların farkına varıp vefatına yakın hepsini yanından uzaklaştırmıştı. Beri taraftan siyasi kliklerin birbiriyle rekabetinin faturası, Padişah’a çıkarılmıştır.

Sultan III. Murad
Sultan III. Murad

Kaht-ı rical

Uzun zaman makamlarında kalan kudretli valilerin yerini, sık sık değiştirilen daha düşük profilli valiler almıştır. Bu devirden sonra her sahada daha az büyük adam yetişmeye başlamış; deha sahibi asker ve bürokrata rastlanmaz olmuştur.

Sarsılan maliye ve toprak sistemi sebebiyle çıkan Celali isyanları yüzünden, Anadolu’da asayiş ve huzur sarsılmıştır. Buna bağlı olarak ziraat, sanayi ve ticaret eski canlılığını kaybetmiştir. Bu da vergi gelirini düşürerek hazineyi zaafa uğratmıştır.

Yeniçeri sayısı Sultan III. Murad’ın 20 senelik saltanatında % 100 artarak 26 bine çıkmış; yeniçeri ocağı diğer askeri sınıflara nazaran ehemmiyet kazanmıştır. Bu da ilerisi için çok zararlı olmuştur.

Eskiden kışlasında oturup talim yapan asker; kalite ve disiplinini kaybederek, artık siyasetle uğraşmak üzere meydanlara ve sokaklara dökülmüştür.

Hammer gibi şahsiyetleri birinci dereceye alan tarihçiler, Sokullu’nun öldüğü 1579 senesini Osmanlı Devleti’nin inhitat (duraklama) devrinin başlangıcı sayar. Bir cihetten Sultan III. Murad’ın ölümüyle başladığı da kabul edilebilir.

Kültürün zirvesi

Sultan III. Murad, Osmanlı padişahlarının en âlimlerindendir. Avrupa’da basılan Arapça, Farsça ve Türkçe kitapların, Osmanlı ülkesinde serbestçe satılmasına izin veren 1587 tarihli bir fermanı vardır.

Fütuhât-ı Siyâm adında dini bir eser kaleme almıştır. Usta bir şairdir. Murâdî mahlasıyla şiirler yazmıştır. 2’si Türkçe, 1’i Arapça ve 1’i Farsça dört divanı vardır.

Âlimlerle beraber olmayı sever; her meselede hocasına danışırdı. Güzel sanatları sever, sanatkârları desteklerdi. Usta bir hattattı. Zamanı, Osmanlı kültürünün klasik formunun zirvesine ulaştığı bir devir olarak bilinir.

Kitap okumaya; dünya tarihine ve astronomiye meraklıydı. Amerika’nın İspanyollar tarafından keşfine dair kitapları tercüme ettirip okumuştur. Zamanında müstakil bir rasathane yapılmıştır.

Sultan III. Murad
Sultan III. Murad

Büyük insanlar devri

Zamanında birçoğu önceki devirlerden kalma büyük insanlar yaşadı ve çoğu hayata veda etti. Asker, bürokrat, mimar, âlim, şair, musikişinas büyük şahsiyetler cihetinden tarihte nadir rastlanan devrelerdendir.

Devlet Giray, Özdemiroğlu Osman Paşa, Lala Mustafa Paşa gibi askerler; Piyale Paşa, Kılıç Ali Paşa, Ramazan Paşa gibi denizciler; Sinan ve Mehmed Ağa gibi mimarlar; Hoca Sadeddin Efendi, Âli, Selaniki gibi tarihçiler; Nevi, Baki, Ruhi, Nefi, Şeyhülislam Yahya Efendi gibi şairler onun zamanında yaşamıştır.

Bununla beraber bir şiirinde “Gönlümün istediği bana bir âdem olsa” diyerek, zamanında baş gösteren kaht-ı ricale dikkat çekmiştir.

Hayır hasenat

İmara çok düşkündü. Çok hayır eseri yaptırmıştır. Mimar Sinan’a Manisa’da cami, medrese, tabhane ve imaretten ibaret Muradiye Külliyesi’ni yaptırdı (1586-1592). Caminin giriş kapısı, ağaç oymacılık sanatının şaheserlerindendir.

Kâbe’nin duvarlarını mermerle kaplattı. Harem’in su yollarını temizletti. Mekke ve Medine’de birer medrese, mektep, zaviye ve büyük bir imaret yaptırdı. Mescid-i Nebi’deki 12 basamaklı mermer minberi 1591’de İstanbul’dan göndermiştir.

Mora’da Modon Kalesi Camii ile Navarin Camii’ni yaptırdı. Ayasofya Camii’nin minber, kürsü, mahfil ve şadırvanı onun hatırasıdır. İstanbul’da Fethiye Kilisesi’ni camiye çevirdi. Topkapı Sarayı harem dairesi onun devrinde kurulmuştur.

1590 senesinde Sapanca Gölü’nü İzmit Körfezi’ne bağlamaya teşebbüs edilmiş; böylece donanmanın ihtiyacı olan kereste nakliyatının kolaylaştırılması düşünülmüştü. Ancak İspanya ile Akdeniz'deki mücadele, biraz da vezirlerin tezviratı, bu işin önüne geçmiş ve terk olunmuştur. İki  asır sonra Sultan III. Mustafa yine bu işe gireşecek, yine akim kalacaktır.

Manisa Muradiye Camii
Manisa Muradiye Camii

Dize gelen İran Şahı

Çok dindardı. 1588’de Berat ve Regaip geceleri olduğu gibi, Mevlid kandilinde de minarelerin kandillerle donatılmasını ferman buyurmuştu.

Gençliğinde Halvetî şeyhi Şaban Veli’nin halifesi Şeyh Şücâ’ya bağlıydı. Tasavvufî hallerini Kitabü’l-Menâmât adlı eserinde anlatmıştır. Halvetî şeyhi Hüsameddin Uşşâkî’nin sohbetinde bulundu. Sonra Mâverâünnehr’den İstanbul’a gelen Nakşibendî şeyhi Hâce Ahmed Sâdık Kâbilî’den feyz aldı.

İran ile yapılan sulh müzakereleri esnasında, mezhep ihtilaflarının zararlarını gidermeye ve Müslümanların birliğini temine çalışmıştır. Padişah’ın isteği istikametinde, Şah, İran’da Sünni tebaya saygı göstermeyi kabul etmiş ve Sahabe’ye sövmeyi yasaklamıştır.

Şah Abbas, sulh istediği zaman, kendisinin Padişah’ın kulu olduğunu söylemiştir ki, bu, Osmanlı şevketinin en yüksek noktasıdır. Çünki o devirde bütün Avrupa hükümdarları, Osmanlı padişahının kendilerinden üstün olduğunu kabul etmişlerdi. İran ise bunu kabul etmediği gibi, Kanuni Sultan Süleyman bile İran şahını kendi dengi sayardı.

Sultan III. Murad'ın türbesi
Sultan III. Murad'ın türbesi

Denizin üstüne yap!

Orta boylu, zayıf, oval soluk yüzlü, kemerli burunlu, kumral ve yakışıklı idi. Gözlerinin bakışı tatlıydı. İran yayı gibi kıvrık siyah kaşlı; kırmızımtırak seyrek sakallıydı. Güzel giyinmeyi severdi. Dedesi Kanuni Sultan Süleyman’a benzetilirdi.

Kıyafet değiştirerek sokağa çıkıp halkın vaziyetine dair teftişler yapardı. Adam seçmekte, en liyakatliyi bulup vazifelendirmekte usta idi. Şefkatli ve merhametli, halim selim, yufka yürekli, adil, cömert, neşeli bir tabiatı vardı. Ağzından “hayır” kelimesinin çıktığı nadirdi. Bu sebeple istismar edilmiştir.

Latife yapmayı severdi. Büyük Türk denizcisi Kılıç Ali Paşa bir cami yaptırmak arzusunu Padişah’a arz ettiğinde, “Sen deryalar serdarısın. Var git câmini deryaya kur!” diye şaka yapmış; Kılıç Ali Paşa da İstanbul’da denizi doldurup, üzerine cami ve külliye yaptırmıştır. Padişah sonradan “Maksadım lâtife idi. Dilediği yere câmiini yapsın, bunca külfete girmesin!” diye haber gönderdiyse de, hünkârın ilk emrini yerine getirmekten vazgeçmedi.

Bazı modern kaynaklarda kadına düşkünlüğünden bahsedilir. Ama bu doğru değildir. 30 yaşına kadar tek zevcesi Safiye Haseki ile yaşamıştır. Çok çocuğu olmuş, çoğu bebekken ölmüştür. Şehzade Mehmed, halefi olarak tahta çıkmıştır.