"BİZİ KİMİNLE BİLİRDİN?" - SULTAN I. SELİM

9. padişah Sultan I. Selim, hilafeti Osmanlılara getirdi ve 74. İslâm halifesi oldu.
24 Ekim 2022 Pazartesi
24.10.2022

 

Sultan II. Bayezid’in Dülkadirli prensesi Ayşe Hatun’dan 1470’de Amasya’da dünyaya gelen en küçük oğlu Şehzade Selim, dedesi Fatih Sultan Mehmed’e benzetilirdi. Hatta çocukluğunda bir ara İstanbul’a gönderilmişti. Dedesinin, kendisini kucağına alıp sevdiğini hatırladığını anlatırdı.

Koç olacak kuzu

Genç yaşta âdet olduğu üzere annesiyle beraber Trabzon’a vali olarak gönderildi. Burada 25 yıl adeta bir hükümdar gibi hareket etti. Sınır ihlalinde bulunan Gürcistan üzerine üç sefer tertipledi (1508). Kars, Erzurum ve Artvin şehirlerini fethetti. Bu tarihten itibaren Osmanlılarla sıcak temas kuran Gürcüler arasında Müslümanlık yayılmaya başladı.

Bu esnada İran Şahı İsmail, Anadolu’ya hâkim olmaya çalışıyor; bir yandan da halk arasında Şii propagandası yürütüyordu. Şehzade Selim, Şah’ın Osmanlı topraklarından geçerek, Dülkadirli Beyliği’ne saldırmasını vesile ederek, emrindeki az sayıda askeri kuvvetle Şarki Anadolu’daki eski Akkoyunlu topraklarını fethetti.

Akkoyunlu varisi olduğu iddiasıyla bu toprakları isteyen Şah, kardeşini Şehzade Selim üzerine gönderdi. Şehzade, Safevi kuvvetlerini Erzincan yakınlarında mağlup etti. Bu, ona büyük prestij kazandırdı. Bunun üzerine Şah, Sultan Bayezid’e elçi gönderip özür diledi. Problem çıkarmak istemeyen Sultan, özrü kabul etti.

Sultan I. Selim

Veraset mücadelesi

Şehzade Selim, bir yandan da vilayetini imar etti. Giresun’da bugün mevcut olmayan bir cami yaptırdı. Safevilerden kaçan eski Akkoyunlu tebasından Sünni halkı, Trabzon’a yerleştirdi. Babasının, istikrar endişesiyle, büyük oğlu Şehzade Ahmed’i taht varisi olarak görmesine karşı çıktı. Askerler, açıkça kendisini desteklediklerini ilan ettiler.

Bu arada Şah İsmail’in gönderdiği ajanlardan Şah Kulu (veya Şeytan Kulu), 1511’de Anadolu’da ihtilâl çıkarmaya çalıştı ise de yenildi. Hasta ve yorgun Padişah, Safevi tehlikesine karşı hassasiyeti dolayısıyla Şehzade Selim lehine tahttan feragat etti ve çok geçmeden öldü (1512).

Şehzade Korkut ve evvelce ölen kardeşlerinin çocukları Sultan Selim’e biat etti. Ama vezirlerin tuttuğu diğer kardeşi Şehzade Ahmed karşı çıktı. Bunun üzerine Sultan Selim, Şehzade Ahmed’i yendi ve idam ettirdi.

Çok sevdiği ve Manisa Valisi yaptığı kardeşi Şehzâde Korkut’a merkezden eski padişaha mensup bazı vezirler ve askerler mektup yazdılar. Kendisini padişah görmek istediklerini, bunun için şartların hazır olduğunu bildirdiler. Bu mektupları kardeşini denemek için Sultan Selim’in yazdırdığı da söylenir.

Şehzade, vaziyeti biraderine haber vermek yerinde, teklifi kabul etti. Bunun üzerine o ve diğer bütün şehzadeler idam edildi. Ulvi bir gaye uğruna bu kararı verirken Sultan Selim’in çok üzüldüğü anlatılır.

İnanç birliği

Tahtı emniyet altına aldıktan sonra Safeviler üzerine yürüdü. İran’a ticari ambargo koydurdu. Ulemadan da seferin meşruluğuna dair fetvalar aldı. Zor şartlar altındaki uzun bir yürüyüşten sonra, 1514’te bugün İran sınırları içindeki Çaldıran ovasındaki muharebede Şah İsmail yenildi. Hazinelerini, hatta hanımını harb meydanında bırakıp canını zor kurtardı. Payitahtı Tebriz, Osmanlıların eline geçti.

Bu zafer, Türk dünyasının inanç birliğine yönelen tehlikeyi önlemiş oldu. Tebriz’de kılınan Cuma namazı, Sünniliğin Şiiliğe karşı zaferini sembolize ediyordu. Artık Selim Şah diye de anılmaya başlanmış; bastırdığı paralara da şâhî denilmiştir.

Zaferden sonra Sultan Selim, Osmanlı himayesinde bulunduğu halde, Safevilerin yanında yer alan ve Osmanlı ikmal merkezlerini tahrip eden Dülkadirli Beyliği üzerine yürüdü. Aynı zamanda annesinin babası olan Alaüddevle Bey’i Elbistan taraflarında Turnadağ Muharebesi’nde mağlup ederek topraklarını Osmanlı ülkesine kattı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Sünni halkı, büyük zulümler gördükleri Şah İsmail’e karşıydı. Bu sebeple savaşsız olarak Osmanlı hâkimiyetine girdiler. Buradaki Kürd beylerine otonomi tanındı. Böylece Anadolu’nun coğrafi bütünlüğü temin edilmiş oldu.

İran seferinde uzun yürüyüşten bezginlik gösteren yeniçeriler isyan etmişti. Sultan Selim dönüşte, yeniçeri ocağını reorganize ederek, ağanın ocak subaylarından değil, saraydan tayin edilmesi usulünü koydu ve ocağı doğrudan padişaha bağlamış oldu.

Sultan I. Selim

Mısır’a doğru

Osmanlı yayılmasından endişe eden Çerkez asıllı Memlûk Sultanı Kansu Guri, Safevileri desteklemişti. Sultan Selim, bunun intikamını almakta gecikmedi. Müslüman bir devlet üzerine yapacağı bu seferin meşruluğuna dair şeyhülislamdan fetva aldıktan sonra güneye yürüdü. İki ordu da 60 bin kişi idi.

1516’da Şimali Suriye’de Mercidâbık denilen mevkide Memlûk ordusu mağlup oldu ve Sultan Guri harb meyanında maktul düştü. Memlûk Devleti, kurulduğundan beri hiçbir muharebeyi kaybetmemiş; Timur bile onlara ilişmemişti.

Suriye ve Filistin böylece Osmanlı hâkimiyetine girdi. Sultan Selim, Mısır tahtına çıkan Tomanbay’a elçiler gönderip, kendisine tâbi olursa, Gazze’den itibaren Mısır’a hükmedebileceğini söyledi. Padişah’ın Sina Çölü’nü geçebileceğine hiç ihtimal vermeyen Tomanbay çok kızdı; Osmanlı elçilerini öldürttü.

Bunun üzerine Mısır üzerine yürüyen Sultan Selim, tarihte ancak Kambiz ve İskender’in geçebildiği Sina Çölü’nü 13 günde geçti (1517). Seferlerinde evvelden istihkâm tedbirlerinin alınmasına çok dikkat ederdi. Riddâniye Muharebesi’nde Memlûk ordusu mağlup oldu; Kahire düştü.

Sultan Tomanbay, çete muharebeleri yapmak üzere kaçtı. Teslim olursa, kendisine aman verileceğine dair Divan’ın emrini getiren elçileri öldürttü. Sonunda yakalandı. Kahramanlığına hayran olan Sultan Selim, kendisini hürmetle karşıladı. Ancak ilk fırsatta intikam almaya kalkacağından endişe edildiği için 15 gün sonra halkın gözü önünde idam olundu.

Tevazunun böylesi

Sultan Selim, Kahire’yi dolaştı. Memlûkler zamanında ecnebi tacirlere verilmiş imtiyazları tasdik etti. Süveyş’te büyük bir donanmayı tezgâha koydurmasını, Portekizler, Hindistan’a sefer yapılacağı şeklinde tefsir ettiler. İlk Osmanlı-Portekiz mücadelesi Kızıldeniz ve Umman Denizi’nde başladı. Fethedilmeseydi belki Mısır da Portekiz tehdidinden kurtulamayacaktı. Venedik, o zamana kadar Memlûklere Kıbrıs için ödediği haracı, Osmanlılara ödemeye başladı.

Sultan Selim, son Abbasi Halifesi Mütevekkil’i hürmetle karşıladı. Halife ve sultanın ailesini, meşhur âlim, sanatkâr ve tacirleri donanmayla İstanbul’a gönderdi. 1517 Eylül’ünde geldiği yoldan dönmek üzere yola çıktı. Bu esnada başta Musul olmak üzere Şimali Irak, Osmanlı hâkimiyetine girdi. Padişah, Temmuz 1518’de İstanbul’a vardı.

Padişahın bizzat bulunduğu hiçbir sefer bu kadar uzun sürmemiştir ve sonra da böyle bir sefer olmamıştır. İstanbul’da büyük merasimler tertiplendi. Halk büyük cihangiri karşılamak üzere bekliyordu. Ama gösterişi sevmeyen Padişah, gece birkaç kişi ile beraber bir kayıkla saraya geçmiş; herkes ertesi gün padişahın döndüğünü haber almıştır.

Sultan I. Selimin vefatı
Sultan I. Selimin vefatı

Düşmanın silahı

O zamana kadar Osmanlılarla umumiyetle iyi geçinen Memlûkler, çağının en güçlü devleti iken yerinde saymış; XV. asırdan itibaren stratejik malzeme cihetiyle Osmanlılara muhtaç hâle gelmişti. Mısır’ın fethinde Osmanlıların seyyar toplarına karşılık; Mısırlıların çakılı topları vardı. Bu sebeple Osmanlı taarruzuna karşı hiçbir varlık gösterememişti.

Harbden sonra Tomanbay, kahramanlığı ile değil; ateşli silahların yardımıyla harbi kazandığını söyleyince; Sultan Selim, “Düşmana karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın” âyetini hatırlattı.

Mısır’ı fethi üzerine, Hicaz emiri Şerif Ebu’l-Berekât en-Nümeyy, Memlûk hâkimiyetindeki Hicaz’ı Padişah’a teslim etti. Sultan Selim, büyük bir hürmet ve basiretle, Hicaz’ın mevcut siyasi imtiyazlarını tanıdı. Resulullah’ın soyundan gelen Şerif’i Hicaz’ın başında bıraktı. Şimdiki Ürdün melikinin büyük dedesidir. Hicaz, asırlarca böyle idare olundu.

Sultan I. Selim

Kiminle idik?

1520 senesinde birkaç ay kalıp sonra bilinmeyen bir cihete doğru sefer niyetiyle Edirne’ye doğru yola çıktı. Diyabet hastası olan Padişah’ın iki omuzu arasında şirpençe (şarbon, antraks) çıbanının, kan zehirlenmesine (septisemi) yol açması sebebiyle Çorlu’da, tesadüf eseri 8 sene evvel babasının vefat ettiği yerde vefat etti.

50 yaşındaydı. Cenazesi İstanbul’a getirildi. Sokağa dökülen yüzbinlerce kişi gözyaşları içinde kendisini uğurladı. Fatih semtinde temellerini attığı caminin bahçesine defnolundu.

Tebriz’den beri sırdaşı ve nedimi olan Hasan Can’a, hasta yatağında “Bu ne haldir?” diye dertlenip, “Sultanım, Allah ile olacak zamandır” dediğinde, “Bunca zamandır bizi kiminle bilirdin?” diye cevap verdiği meşhurdur. Hasan Can, hastanın başında Yasin suresi okumaya başlamış; “selâm” (esenlik) âyetine gelince Sultan Selim ruhunu teslim etmiştir.

İstanbul tersanesinde 150 geminin tezgâha konmasından, son seferinin Rodos üzerine olduğu tahmin edilmiştir. Fakat muhakkak ki onun en büyük gayesi, İran’a girip, Türk-İslâm inanç ve siyasi birliğini bozan Safevileri tamamen ortadan kaldırmaktı.

Osmanlı sultanlarının en cihangiri sayılır. Askerlik dehası dedesi Sultan Fatih’i takip eder. Kısa süren saltanatının 4 yılında cereyan eden fetihler 4 asır muhafaza edilmiştir. Babasından kalan 2.373.000 km2 imparatorluğun sınırlarını, üç kıtada 6.557.000 km2’ye çıkarmıştır.