“VATAN HAİNLERİ - REJİM DÜŞMANLARI SİBİRYA’YA!”

Hayvan vagonlarında seyahat günlerce sürüyordu. Kokmaya yüz tutmuş ölüler, tren mola verdiğinde, yol kenarına atılırdı.
8 Şubat 2021 Pazartesi
8.02.2021

 

II. Cihan Harbi’nde Almanlar, işgal ettikleri Rusya topraklarında, baskıdan bezmiş olan ve Almanları kurtarıcı olarak gören halklardan lejyon birlikleri kurmuş; bunlar Sovyetlere karşı savaşmıştı.

Rus olmayan halkların gayrı nizami harb çerçevesinde kullanılacakları (yani Almanların, hürriyet vaadiyle bunları Sovyetlere karşı ayaklandıracakları) endişesiyle, Stalin, “Rejim düşmanı-Vatan hâini” ilan ettiği sekiz halkı büyük bir felakete attı: Kırım Tatarları, Karaçaylar, Malkarlar, Ahıska Türkleri, Kalmuklar, Volga Almanları, Çeçenler ve İnguşlar.

Kendine acımayan, başkasına acır mı?

Bunlar dışında çeşitli milletlerden olup rejim veya muharebe için tehdit olarak görülenler de aileleri ile beraber bu felaketzedeler grubuna dâhil edilebilir. Stalin, başka vatandaşlarına da acımamış; ellerinden buğdayı alarak 11 milyon insanı açlıktan öldürmüştür ki holodomor diye bilinir. İktidarda bulunduğu 30 sene zarfında, her milletten 1 milyon kişi sınır dışı edilmiş, 3,5 milyon kişi yurt içinde sürgün edilmiştir. Yakın tarihte Stalin kadar gaddar bir idareci nadir görülmüştür.

Stalin’in Büyük Gürcistan kurmak için bu sürgünü yaptığı söylenirse de doğru değildir. Bir kere Stalin, Gürcü değil, Güney Osetyalıdır. Asetinler, ayrı bir ırktır. Yahudi olduğu da meşhurdur. Stalin’in soyismi olan Cugaşvili, Yahudi oğlu demektir.

Bu kompleksi sebebiyle, Yahudiler başta olmak üzere, bütün insanlara nefret duyduğu söylenir. Enteresandır, o devirde Sovyet idarecilerinin çoğu Yahudi idi. Çar zamanında ezildikleri için, Bolşevikleri desteklemişlerdi. Stalin için Alman işgali, düşmanlığını icraata geçirebilmek için bir bahane oldu. Fırsat bulsa, bütün Dağıstan ve Çerkezistan halkını da sürgüne gönderirdi.

Stalin
Stalin

Hayvan vagonlarında insanlar

Almanlar çekilince Kızıllar evvela Karaçay ve Malkar yurduna girdi. Erkeklerin çoğu, hala Rus ordusunda askerdi ve cephede harb ediyordu. 40 bin Karaçay’ı kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden 1 saat içinde evlerinden, yurtlarından sürdü. Bunlar, 2 Kasım 1943’te, soğuk bir günde yanlarına bırakın eşya, ekmek bile alamadan, en yakın istasyona kadar yürütüldü. Hayvan ve eşya vagonlarına bindirilip Sibirya’ya, bir kısmı aktarma yapıp Özbekistan’a götürüldü. Aileler, hatta karı-koca, anne-çocuk bile birbirlerinden ayrı düştü.

Seyahat 40-45 gün sürdü. Vagonlarda oturacak yer olmadığı için çoğu ayakta, aç susuz seyahat ettiler. Önce çocuk ve yaşlılar, ardından geri kalanları çoğu açlıktan, soğuktan ve hastalıktan öldü. Mola yerlerde hava almaları için vagon kapakları açıldığında, kokmaya yüz tutmuş ölüler, yol kenarına atılırdı. Sürgünlerin üçte biri menzile varabildi. Bu satırları yazanın akrabası Halimat Bayramuk adında bir Karaçay’ın “İki Kasım Bin Dokuzyüz Kırküç” isimli romanı bu günleri anlatır. Aynı felâket 8 Mart 1944’te 20 bin Malkar’ın başına geldi.

Çeçen ve İnguşlar, Almanlarla hiç teması olmadığı, hatta Alman istilasına bile uğramadığı halde cezalandırılmıştır. 500 bin kişi, 23 Şubat 1944’te aynı şekilde sürgün edilmiş; dörtte bire yakını yollarda ölmüştür. Sürgüne mukavemet etmeye yeltenenler, yaylım ateşine tutularak katledilmiştir. Cevher Dudayev, sürgüne çıkarken birkaç haftalık bebek idi.

Çeçenler'in sürgünü
Çeçenler'in sürgünü

Rus Senfonisi

Kızıllar daha sonra aşağıya, Alman işgaline uğramayan Ahıska mıntıkasına indiler. Türkiye sınırının 15 km ilerisinden itibaren uzanan beldelerdeki çoğu kadın ve çocuk 100 binden fazla Türk ile Müslüman Kürt, Laz ve Hemşinli (Müslüman Ermeni), 14 Kasım 1944’te sürgün edildi. Kızıllar, bunlara bir gün vermişti. Yanlarına aldıkları eşyayı, istasyona kadar zorlu bir yürüyüş esnasında götüremeyip bıraktılar. Ardından çocuklarını bırakmak zorunda kaldılar. Bunlar da aynı şekilde Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’a sürüldü. Beşte biri yollarda öldü.

Ardından 18 Mayıs 1944’te 200 bin Kırım Tatarı, Özbekistan’a sürüldü. Kırım Tatarları, diğerlerinden daha gaddarca muamelelerle daha uzun bir yola gönderilmiş oluyordu. Eli silah tutanlar, sürgüne çıkarılmadan vuruldu.

250 senedir Rusya’da yaşayan, Rus siyaset ve medeniyetinde ciddi izler bırakmış olan Volga Almanları, II.Cihan Harbi’nde tabii olarak çok sıkıntılı günler geçirdiler. 28 Ağustos 1941 tarihinde, Rusya’da yaşayan bütün Almanlar, Sibirya ve Kazakistan’a sürüldüler. 1.100.000 kişiden, 300 bin kişi yollarda öldü. Bunların vaziyeti diğer sürgünlerden de ağırdı. Gittikleri yerde çalışma kamplarında tutuldular. Heinz Konsalik’in “Rus Senfonisi” adlı romanı bu acı günleri tasvir eder.

Kırım Tatarları'nın sürgünü

Silinmeyen kara leke

Kruşçev, 1956 yılında Komünist Partisi Kongresi’nde, 5 halkın Stalin tarafından haksız yere sürüldüğünü söyledi. Ancak bu halkların alınlarındaki kara leke silinmedi. Bugün bile hüviyetinde, bu halklara mensup olduğu yazan bir kimse Rusya’da yükselemez.

1957 de Karaçay ve Malkarlara dönme izni verildi. Nüfusun çoğu döndüyse de, köylerinin yakılıp yıkıldığını, arazilerine başkalarının yerleştiğini gördüler. 1989’a kadar Rus hükümeti, Karaçay sürgününün hata olduğunu kabullenmedi.

Büyük gizlilik içinde yürütülen Çeçen ve İnguş sürgününden, Sovyet halkı, 1956’da haberdar olabildi. 1957’de yurtlarına dönmelerine izin verildi. Döndüklerinde de köylerine değil, kamplara yerleştirildiler. Çünki evlerine Ruslar konmuştu ki, son yıllarda yaşanan Çeçenistan krizinin sebeplerinden biridir. Kalmuklara da 1957’de dönme izni verildi.

1955’te Alman şansölye Adenauer’in ziyareti üzerine Volga Almanları kamplardan çıkarıldılar; ama yurtlarına dönmelerine izin verilmedi. 1964’te “vatan hainliği” yaftası kaldırıldı. 1985’ten itibaren Almanya’ya gitmelerine izin verildi. 2,5 milyon Alman göç etti.

1966’da Kırım Tatarları’nın “halk düşmanı” yaftası kaldırılarak itibarları iade edildiyse de, ülkelerine dönme izni verilmedi. Yalnızca bağcılıktan anlayanların dönmesine izin verildi. Zira memleketin dillere destan bağcılığı zaafa uğramıştı.

15 Kasım 1989’da Yüksek Sovyet, halkların sürgününü cinayet olarak vasıflandırarak kınadı. 1990’ların başından itibaren komünizmin çöküşüyle, Ukrayna hükümeti tarafından Tatarlara vatana dönme izni verildiyse de, çoğu dönme imkânından mahrumdu. Bugün Kırım nüfusunun >ancak % 10’dan biraz fazlası geri dönebilen Tatarlardan ibarettir.

Kırım Tatarlarının sürgünü
Kırım Tatarlarının sürgünü

Stalin’in son mahkûmu: Ahıskalılar

Sürgünler, gittikleri yerde de çok sıkıntı çektiler. Üzerlerindeki “Vatan haini-Rejim düşmanı” yaftası, diğerlerinin bunlara şüpheyle bakmasına, hiç değilse yaklaşmaya çekinmesine sebep oluyordu. Zamanla din ve lisanları sebebiyle, yerli halkın destek ve yardımını görseler de, muhacirliğin tabii kaderi olarak, aşağılandı, hatta tazyik edildiler. Çatışmalar çıktı, ölenler oldu.

İnsanlar, hayatlarına ve imkânlarına ortak çıktığını düşündükleri muhacirleri, hele mültecileri umumiyetle sevmezler. Moskova, Ahıskalıları, yaşanan sosyal hâdiseler üzerine, Özbekistan’dan alıp, Azerbaycan ve Ukrayna’ya yerleştirdi. Böylece ikinci bir sürgün yaşadılar.

Sağlıklı dış politikası, hele bir dış Türkler siyaseti bulunmayan Türk hükümeti bunlara kayıtsız kaldı. Hatta 1944 senesinde diplomatik kriz çıkmasın endişesiyle, içlerinde 146 Türk’ün de bulunduğu 200 kadar siyasi mülteci Sovyetler’e iade edilmiş; bunlar sınırdaki Boraltan Köprüsü üzerinde hemen infaz edilmişti.

Kendilerine vatana dönüş izni verilmeyen tek sürgün halk, Ahıskalılardır. Ahıskalılar, yurtlarına değil, anayurt gördükleri Türkiye’ye gelmek istemektedir. Çünki yurtlarına Gürcüler iskân edilmiştir. Turgut Özal zamanında bir kısım Ahıskalı, Türkiye’ye kabul edilmiş; ama Stalin’in sürgün politikasından gadre uğrayanlardan bir tek Ahıskalıların dramı hala sona ermemiştir.

Son asırda başta Avrupa Yahudileri olmak üzere nice halkların, benzerine rastlanmayacak derecede baskı ve jenosite maruz kalmış olmaları, insanlığın bir ayıbı olarak tarihe geçmiştir. Nazilerin hunharlıkları, romanlara filmlere kadar geçmiştir ama, Müttefikler arasında yer aldığı için olsa gerek, Stalin’in yaptıkları umumiyetle pek dile getirilmemektedir.