Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Bir kitap hazırlıyorum. İmam-ı Rabbani hazretlerinin mektuplarında ismi geçen Seyyid Mirekşah hakkında malumata ihtiyacım vardır.

Cevap;
Mirekşah hakkında İmam Rabbânî hazretlerini öven muasırı âlimlerden biri olduğundan fazla bir şey bilmiyoruz. Mektubat'ın 3. cildi 99. mektubunun sonunda "Seyyid Mîrek Şah"ın ismi geçiyor. Bu mektup Mir Mü'min Belhi'ye gönderilmiş olup Mîrek Şah'a da dua edilmektedir. Buradan yola çıkarak bu mektubun muhatabı Belhî gibi Mîrek Şah'ın da Belh'te yaşadığı tahmin edilebilir. İmam-ı Rabbani'nin halifeleri arasında Mîrek Şah'ın ismi geçmez. Muhammed İhsan Müceddidî'nin Ravzatü'l-Kayyumiyye isimli eserinde: "İmam-ı Rabbbani asrındaki ulema ve meşayıh" başlığı altında "Seyyid Mîrek Şah Belhi" bir cümle ile anılmıştır. Şöyle diyor: "Seyyid Mirek Şah, Belh'in büyük şeyhlerinden idi. İmam-ı Rabbani'nin irşadını duyunca gayr-i ihtiyari gıyaben ondan teveccüh ve istimdad eyledi". [Cild: 1, vr. 172.] Umdetü’l-Makamat’ta Seyyid Ali Kavvam’ın halifelerinden Seyyid Mîrek geçiyor. Ali Kavvam, Bahaeddin Cünpurî’nin halifesidir ve 950/1543’de vefat etti. Umde’de diyor ki: “Lâhora taşınan kudvet-ül meşâyih Şeyh Mirek onun talebesinden ve icâzetlilerindendir. Tevhîd-i vücûdî sâhiblerinin bütün sırlarına vâkıf olup, bu mevzu’da yüksek mertebeleri vardı. İlm ve hâllerinin çokluğu sebebiyle Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabinin “kuddise sirruh” bildirdiği ince ma’nâlarda eşsiz idi ve onun meşrebinde idi. Bu ilmler, hâller, sekrler ve sofîlere mahsûs sözler, onu istilâ etmesine rağmen, yaratılışının yüksekliğinden ve çok yüksek maksadlı olmasından, belki de Allahü teâlânın hıfzı ihsânıyla, Şeyh-i Rabbânî Ebu Suleyman Daraninin,“Çok def’a, günlerce kalbime bu kavmin [evliyânın] nüktelerinden bir nükte vâkı’ olur; iki âdil şâhid olan Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflere uygun olmadıkca, onları kabûl etmiyorum” sözü gereğince, Kitâb ve sünnete aykırı bir hâli, ister kendinde görsün, ister başkasından işitsin, i’tibâr etmez, inanmazdı. Hâllerin ve sözlerin doğruluğuna ve amellerin hâlis olduğuna hakîkî nişân budur. Allahü teâlâ onlara nihâyetsiz rahmetinden bol bol rahmet versin ve bu düâya âmîn diyenlere de merhamet etsin. Âmîn!”

23 Kasım 2014 Pazar

    Geri Dön