Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Ayakta durabilen, ama secde yapamayan hasta, namazını nasıl kılar?

Cevap;
Bir kimse, dayanarak da olsa ayakta duramıyorsa veya ayakta durduğu zaman meselâ abdesti kaçıyorsa, hastalığı artıyorsa, acı duyuyorsa, başı dönüyorsa veya bir meşakkatle karşılaşıyorsa, namazını oturarak kılar. Rükû için eğilir; secdeleri yapar. Tamamında ayakta duramıyorsa, gücü yettiği kadar durur; sonra oturarak tamamlar. Oturamıyorsa, sırtüstü yatıp ayakları veya yan yatıp yüzü kıbleye gelecek şekilde başının altına yastık konarak namazı îmâ ile kılar. Îmâ ile de namazı kılmaya gücü yetmiyorsa, namaz kendisinden düşer.
Hanefî mezhebine göre, rükû veya secdeden, yahud her ikisinden de âciz olan kimse, ayakta durabilse bile, namazını kolayına geldiği gibi oturup îmâ ile kılar. Rükû için biraz; secdeler için daha fazla eğilir. Zira secdeleri yapamayandan, kıyam gibi, rükû da düşer; zira bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır; rükûyu da îmâ ile yapar. Bu kimsenin hiç oturmadan ayakta îmâ etmesi de câizdir; ama efdal olan oturarak îmâ etmektir. Zira yerde oturmak, secde hâline daha yakındır. Resulullah aleyhisselâm bir hastaya uğradı. Onun yastık üzerine secde ettiğini görünce, yastığı aldı; Yere secdeye kâdir değilsen, başınla îmâ et!” buyurdu. Her halde secde için eğilmesi, rükû için eğilmesinden az olursa, câiz olmaz. Zâhidî’nin bildirdiği [ve Nimet-i İslâm’ın da zikrettiği] bu ikinci kavle göre, rükû ve secdeden veya yalnız secdeden âciz olan kimse, ayakta tekbir alır, kıraat eder; rükû ve secdeleri ise îmâ ile yapar (Halebî, Hindiyye). Nehr adlı eserde, böyle kimsenin ayakta durmasının farz olduğu yazıyor ise de, İbni Abidin der ki “Bu kavil, mezhebin bütün rivayetlerine muhaliftir. Zira kıyam, secde içindir. Secde yapılamayınca, kıyamın sâkıt olacağında ittifak vardır. Secde edemeyen kimseye kıyam farzdır denirse, ayakta rükû etmesi de lâzım gelir. Bu ise mezhebin görüşüne muhaliftir”. (Reddül-Muhtar, Salâtü’l-Marîz)
Bütün bu anlatılanlar Hanefî mezhebine göredir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde, ayrıca Hanefîlerden İmam Züfer’e göre, ayakta durabilen, ama rükû veya secdeyi yapamayan kimsenin oturarak îmâ ile kılması câiz değildir. Bu kişi tekbiri ayakta alır ve kıraati yapar; sonra rükû için hafifçe îmâ yapar; sonra oturup secdeler için başını eğerek îmâ eder. Sonra tekrar ayağa kalkıp aynı şekilde devam eder. Sadece ayakta durabiliyor, oturamıyorsa, rükû ve secde için ayakta îmâ etmesi lâzımdır. Rükû ve secdeden âciz olan, ayakta da desteksiz duramıyorsa, rükû ve secdeleri oturarak îmâ eder. Ayakta durabiliyor, rükû edebiliyor, ama secde edemiyorsa, kıyamı yapar; rükûyu yapar; oturup secde için ima eder. Tekrar ayağa kalamıyorsa, bu takdirde rükû ve secdeyi ima ile yapar. Nâfileler böyle değildir; zira bunlarda kıyam farz değildir. Oturarak da îmâ mümkündür.  (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa) Namaz, abdest veya gusl bahislerinde ihtiyaç sebebiyle bu üç mezhebden birini taklit eden Hanefî’nin, bu hususlara dikkat etmesi; secdeden âciz ise ayakta tekbir alarak kıraat ettikten sonra rükû edip; oturup secdeler için de îmâ etmesi lâzımdır.

19 Aralık 2013 Perşembe

    Geri Dön