Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
İtikadname kitabında diyor ki: Evliyânın Allahü teâlâyı görmesi, dünya ve âhiret görmeleri gibi değildir. Yani rü’yet değildir. Onlara şühûd hâsıl olmaktadır. Yani kalb gözü ile, misâlini görürler. Burada "misalini görürler" ne demektir?

Cevap;
Misalini görmek, görüntüsünü görmek, sıfatların tecellilerini, yani meydana gelişini görmek demektir. İmam Rabbanî hazretleri, 3. Cild 90. mektubunda der ki: “Süâl: Kalbde kendisine yakîn hâsıl olan şeyin âlem-i misâlde sûreti bulununca, Allahü teâlânın sûreti, görünüşü olmak lâzım gelmez mi? Cevâb: Allahü teâlânın misli yoktur. Fakat, misâli vardır dediler. Âlem-i misâlde sûret görünür dediler. Nitekim Muhyiddîn-i Arabî, Cennette görmeği de, âlem-i misâldeki sûret olacak demiştir. Âlem-i misâldeki sûret, Allahü teâlânın âlem-i misâldeki sûreti değildir. Kalbde yakîn hâsıl olan şeyin sûretidir. Kalbde yakîn hâsıl olan, keşf olan ise, Zât-ı ilâhî değildir. Zât-ı ilâhînin, nisbetleri, itibârlarıdır. Ârifin işi, Zât ile olunca, böyle hayâller meydâna çıkar. Hiç rü’yet ve mer’î [görme ve görülen şey] yoktur.
Âlem-i misâlde maddelerin, zâtların sûreti olmaz. Mânâların sûreti olur. Âlemler [mahlûklar], Allahü teâlânın isimlerinin ve sıfatlarının görünüşleridir. Zâtlıkları, kendi varlıkları yoktur. Bunun için, âlemin hepsi, mânâ demektir. [Âlemde madde yoktur.] Onun için, âlemin, âlem-i misâlde sûreti vardır. Allahü teâlânın isimleri ve sıfatları da, Zât-ı ilâhî ile durabildiği için, mânâ gibidirler. Bunların âlem-i misâlde sûretleri olabilir. Fakat Zât-i ilâhînin hiç sûreti olamaz. Sûret, hudûdlü olur ve kaydlı olur. Âlemler, Onun mahlûkudur. Hiçbir mahlûk, Onu hudûdlayamaz. Bir kayd ile bağlayamaz. Allahü teâlânın misâli var demek, yalnız zât-ı ilâhînin değil bazı bakımlardan, bazı cihetlerden misâli olur demektir. Fakat Zât-ı ilâhînin değil, bazı itibârlarla, bazı bakımlardan misâli olur demek, bu fakire ağır geliyor. Belki zıllerinden uzak bir zıllin misâli olabilir. Tekrar edelim ki, âlem-i misâlde, sıfatların ve mânâların sureti vardır. Zâtın sureti yoktur. O hâlde, Füsûs sahibinin (Allahü teâlâ, Cennetde, âlem-i misâldeki sûreti olarak görünecektir) demesi, O’nu rü’yet değildir. Hattâ, sûretini bile rü’yet değildir.” Görülüyor ki, İmam-ı Rabbanî hazretlerine göre misal lafzı bile ağır bir sözdür. Anlaşılan, bu meseleler, ehlinden başkasına gizlidir.

25 Ekim 2013 Cuma

    Geri Dön