Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Âlet ilmlerinden sarf, iştikak, nahv, kitabet, iştikak-ı kebir, lügat, metn-i lügat, beyan, meani, bedi’, belagat ve inşa nelerdir? Hulasa bir izah yapar mısınız?

Cevap;
Kur'an-ı kerîmin mânâsını anlayabilmek için sarf, iştikak, nahv, kitâbet, iştikak-ı kebir, lügat, metn-i lügat, belâgat (beyân, meʽânî, bedîʽ), inşa' ve haber gibi on iki âlet ilmini ve ayrıca usûl-i tefsir, mantık gibi bilgileri iyi bilmekle beraber; âyetlerin ibâre, işâret, delâlet, tazammun, iltizam ve iktizâ cihetinden mânâlarını (tefsir metodlarını); esbâb-ı nüzûlü (yani her âyetin ne zaman, ne sebeple ve kimler için nâzil olduğunu); âyetlerin hangi hadîslerle ve nasıl izah edildiğini; nâsih ve mensûhu (yani geçici hükümleri); cerh ve taʽdîli (yani rivâyet ehlinin hâlini) iyi bilmek; ilm-i kalbde mütehassıs olmak gerekmektedir. Bu ilimlere mâlik olmayan kimsenin, tefsîr yapması câiz değildir. Yaparsa, kendi görüşü ile yapmış olur ki, hadîs-i şerîf ile men edilmiştir (Taşkprüzâde, Mevduatu’l-Ulum)

Sarf (morfoloji), kelime bilgisi; nahv (sentaks) ise, cümle bilgisidir. Belâgat, düzgün ve yerinde söz söylemeyi öğreten ilimdir. Meʽânî, beyân ve bedîʽ olmak üzere üçe ayrılır. Beyan ile, terkiblerin, maksada delâletteki açıklığı anlaşılır; hakîkat, mecaz, kinâye, taʽrîz, teşbîh, istiʽâre gibi sanatlar üzerinde durulur. Bediʽ, sözün garîb (alışılmadık) hitab ve kelimelerle söylenerek güzelleştirilmesidir (Rahman, arş üzerine istivâ etti, yani gâlib oldu, âyetinde olduğu gibi. Yine meselâ bir insanın çok misafirperver olduğunu anlatmak için, ocağında çok kül vardır demek gibi.) Meʽânî, sözün ve terkiblerin, muktezâ-i hâl ve makama mutâbık ve îcâzlı söylenmesidir (Başın sağ olsun ile gözün aydın sözlerinin nerede söyleneceğini bilmek gibi). İştikak, aynı kökten türemiş birkaç kelimeyi bir araya getirmek demektir. (Meselâ, mesîh kelimesinin, seyahat veya mesh kelimesinden geldiğine dair ihtilaf vardır.) İnşa’, taleb ve haber, lafz ile mânânın münasebetini tesbit eden; edatları, haber ve dilek sîgalarını (kiplerini) gösteren ilimdir. Kompozisyon için de inşa’ kelimesi kullanılmıştır. Lügat, isim ve fiillerin değişik hallerine dairdir (Meselâ, sebîl ve tarîk yol mânâsına gelmekle beraber, birincisi hayırda kullanılır.) Lügat ilmini bilmek de, Arab lügatini ve bunun evdâʽını, sahîhini, mervîsini, mütevâtirini, red yollarını, mevdûʽ lügatları, fasîh, redî ve mezmûm şekillerini bilmek ve müfred, şâz, nâdir, müstaʽmel, mühmel, muʽreb, maʽrife, iştikak, hakîkat, mecâz, müşterek, ızdâd, mutlak, mukayyed, ibdâl, kalb denilen lügat bilgilerinde üstad olmak demektir. Kitâbet, usûlüne muvafık yazmak; hitâbet ise usûlüne mutabık konuşmak sanatıdır. Mantık ise, doğru muhakeme ve doğru düşünmeyi öğreten ilimdir. İslâm ahkâmına uyan, râsih ilimli âlimlere, taraf-ı ilahîden vâsıtasız olarak ihsan edilen ilme mevhibe veya ilm-i kalb denir. Nitekim hadîs-i şerîfte, “İlmi ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini bildirir” buyurulmuştur. Kur’an-ı kerîmi anlamak için başka yardımcı ilimler de vardır ki, umumiyetle bu sayılanlara dâhil edilebilir.

19 Mart 2019 Salı


    Geri Dön