Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Nahl ve sair surelerde dağların depreme dayanıklı olduğunu anlatan âyetleri nasıl anlamalıdır? Zira jeologlar tersini iddia ediyor.

Cevap;
Kur’an-ı kerimin hiçbir yerinde dağların depreme dayanıklı olduğuna dair âyet-i kerime yoktur. Bahsettiğiniz âyetlerin manası şöyledir: “Sağa sola yalpalayıp sarsılmayasınız (meyd) diye, arzın üzerinde sabit dağlar (revâsî), nehirler ve yolunuzu bulun diye de yollar ve işaretler yarattı.” (Nahl: 15) Burada insanların yeryüzünün hareketini hissetmesine ve bundan müteessir olmasına engel olarak bildiriliyor. Bunun zelzele ile bir alakası yoktur. Bakara suresinin 22. âyetinde mealen, “Rabbiniz arzı sizin için, yatak gibi döşedi” buyuruldu. Tefsir-i Azizî’de, “Üzerinde oturmanız, uyuyabilmeniz için, yeryüzünü sakin, hareketsiz yaptı” diyor. Nahl suresinin 15.âyetini Sâvî şöyle tefsir ediyor: “Arzın hareket etmemesi, size ızdırab yapmaması için dağları yarattı.” Beydâvî’de “Dağlar yaratılmadan evvel, arz, düz küre idi. Dönerken yahut başka sebep ile hareket eder idi. Dağlar yaratılınca, hareketine, ızdırabına, sarsılmasına mani oldular” diyor. Mümin suresinin 64. âyetinde mealen, “Allah, arzı size karar yaptı” buyuruldu. Şeyhzâde, Abdullah ibni Abbas’ın, karar için menzil, konacak yer demektir dediğini söylüyor. Görülüyor ki, âyet-i kerimeler ve tefsirler, yeryüzünün bir beşik, yatak gibi sarsıntısız, rahat olduğunu bildiriyor. Arzın sarsıntısız, hareketsiz olmasından, bunun mihveri etrafında dönmediğini ve güneş etrafında hareket etmediğini anlamak doğru değildir. Arzın bu iki hareketi bugün kati olarak bilinmekte, namaz vakitleri hesap edilmektedir. İmam Gazalî der ki “Kati ve doğru oldukları, hesap ve tecrübe ile anlaşılan hâdiseler karşısında, âyet-i kerime ve hadîs-i şerifleri te’vil etmek, yani manalarını çevirip, bunlara uydurmak lazımdır. Böyle teviller çok yapılmıştır.” Şunu da söylemelidir ki, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere mana vermek, cahillerin işi değildir. Millet Kur’an-ı kerimden pozitif bilimlere delil getireceğiz diye akıllarınca te’viller yapmaktadır. Halbuki Kur’an-ı kerim bir coğrafya ve jeoloji kitabı değildir. Allahü tealanın kudretini göstermek, insanların ibret almasını temin etmek, imanı, güzel ahlakı ve ahiret saadetini elde etmek üzere gönderilmiştir.

02 Mart 2019 Cumartesi

    Geri Dön