Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Arapça ve Türkçe’deki ahid-akid tasnifini, formal-informal anlaşma (Roma hukukundaki contractus-pactum) şeklinde ifade etmek mümkün müdür? Pacta sunt servanda prensibinin akde riayet değil, ahde vefa olarak mı kullanılmaktadır?

Cevap;
Ahid, tek taraflı bir husus için söz vermek demektir. Bu, dinen ve örfen bağlayıcı olmakla beraber, hukuken bağlayıcı değildir. Yani ahdine riayet etmek dinî bir vecibedir; hukuken buna zorlanamaz. Ancak bu bir şarta bağlanmışsa bağlayıcı olur. Araba al, parasını ben veririm dese ahiddir. Ama şu malı felana sat, parasını vermezse ben veririm dese, bu bağlayıcıdır. Akid ise dinen de hukuken de bağlayıcıdır. Ahid, Roma hukukundaki pactum, akit ise contractus karşılığıdır (tam olmasa bile). 

Kur’an-ı kerim hem ahidlere, hem akidlere vefa göstermeye emrediyor. Vefa göstermek şartlarına riayet etmek demektir. Ahidlere vefa göstermek dinen ve örfen lazımdır. Hukuken değildir. Ancak akidlere vefa göstermek, dinen de hukuken de lâzımdır. Göstermediği takdirde mahkeme vasıtasıyla müeyyideye bağlanır. Bu sebeple tek taraflı borç doğuran ve esas itibariyle tek taraflı beyanla bozulabilen taahhüdler, ahiddir. Nitekim Osmanlı Devleti’nde Karlofça'ya kadar yapılan anlaşmalar ve kapitülasyonlar hep bir ahidnâme şeklindedir.

01 Ocak 2019 Salı


    Geri Dön