Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Burçların insanların karakterleri üzerinde bir tesiri var mıdır? "Şu burç lider olur, şu burç hassas olur; şu burç, bu burçla evlenemez" tarzında tabirler doğru mudur?

Cevap;
Astrolojinin dinî ve ilmî bir temeli yoktur. Eğer burçların, ay gibi dünyaya manyetik tesir ettiği gibi bir ilmî kaide olsaydı, astrolojinin de kıymeti olurdu. O burçta doğanların, aynı manyetik tesire maruz kaldığı için, karakterinin benzer şekilde tesire uğradığı kabul edilebilirdi. Şu halde astroloji ancak -eğer varsa- istatistikî bir kıymet ifade eder. Yani bu burçta doğanlar, ekseriya şöyledir denir. Aynı mıntıkada doğup büyüyenlerin birbirine benzemesi, müşterek hususiyetler taşıması gibidir.  Hele astroloji yardımıyla gayptan haber vermek, ileride burçların pozisyonu sebebiyle şöyle olacak böyle olacak diye kati konuşmak, dine tamamen aykırıdır. Gaybı, Allah’tan başka kimse bilemez. İbni Âbidin anlatıyor: “Tencîm, yani gök cisimlerinin teşekküllerinden âdi hâdiselerin vuku bulacağını çıkarmak ilmine denir. Hazreti Ömer, ‘İlm-i nücumdan (yıldızlar ilminden, astronomiden) karada, denizde yolunuzu bulacak kadarını öğrenin; geri kalanından vaz geçin!’ demiştir. Fazlasından men etmesinin sebebi üçtür: Birincisi: Bu ilim, halkın ekserisine zararlıdır. Çünkü kendilerine bu eserlerin yıldızların hareketi neticesinde meydana geldiği anlatılınca yıldızların hakikî müessir olduğu kanaatine varırlar. İkincisi: Yıldızlar hakkındaki hükümler sadece bir tahminden ibarettir. Üçüncüsü: Bu ilimde bir fayda yoktur. Zira mukadder olan mutlaka meydana gelecektir. Ondan korunmaya imkân yoktur. Hidâye sahibinin Muhtârâtü'n-Nevâzil isimli kitabında zikredilmiştir ki; ilm-i nücûm, hadd-i zâtında güzeldir, mezmum [kötülenmiş] değildir. İki kısımdır: Birinci kısım hesab iledir ve bu haktır. Bunun hak olduğunu Kitabullâh beyan etmektedir. Çünkü Hak teâla Hazretleri: ‘Güneş ve ayın hareketi hesap iledir.’ (Rahman Suresi: 5) buyurmuştur. İkinci kısım istidlâl [mana çıkarmak] iledir. Şöyle ki: Allahü tealâ'nın kazâ ve kaderiyle seyir ve hareket eden yıldızlarla, hâdiselerin olacağına istidlâl etmektir. Bu, doktorun nabza bakıp bununla hasta olup olmadığına istidlâl etmesine benzer ki, bu kısım da câizdir. Eğer yıldızların seyir ve hareketiyle meydana gelen hâdiselerin, Allahü teâlâ'nın kazâ ve kaderiyle olduğuna inanmazsa yahud istidlal yoluyla değil de mücerred ilm-i gaybı bildiğini iddia ederse kâfir olur.”

15 Şubat 2016 Pazartesi

    Geri Dön