Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SULTAN HAMİD’İN HAYIRSIZ AKRABALARI
MAHMUD PAŞA VE PRENS SABAHADDİN


17 Aralık 2018 Pazartesi

Damad Mahmud Paşa, başını sonunu düşünmez tabiati sebebiyle kendisini de, ailesini de heder etti. Kendisi ve oğlu, kimileri için İngiliz ajanı, kimileri için maceraperest; kimileri için hürriyet kahramanıdır.

Yakın tarihte Mahmud Celaleddin Paşa çoktur. Mirat-ı Hakikat müellifi Mahmud Celaleddin Paşa (1839-1899), Çorlulu Ali Paşa soyundandır. Bir başka Mahmud Celâleddin Paşa (1836-1884) Damad Ahmed Fethi Paşa’nın oğlu ve Tophane Müşiri idi. Sultan Hamid’in kızkardeşi Cemile Sultan ile evliydi. Sultan Aziz’in tahttan indirilme hâdisesine karıştığı için idama mahkûm olan damat, sürgünde ölmüştür.

Sultan Hamid’in diğer hemşiresi Seniha Sultan ile 1876’da evlenen Mahmud Celaleddin Paşa (1854-1903) ise, Halil Rıfat Paşa’nın oğludur. Bunu, Sultan Hamid’in çok tuttuğu Sivas ve İzmir Vâlisi, sonra sadrazam da olan Halil Rıfat Paşa (1827-1901) ile karıştırmamalıdır.

Abhaz asıllı Kozba ailesinden olduğu için Gürcü diye bilinen Halil Rıfat Paşa, küçük yaşta köle olarak İstanbul’a getirildi. Hüsrev Paşa satın alıp yetiştirdi. Sultan Mahmud kendisini beğendiği için vali ve kaptan-ı derya yaptı. Petersburg sefareti dönüşü padişaha, “Avrupa’ya benzemezsek, Asya’ya çekilmeye mecburuz” şeklindeki tarihî cümleyi söylediği rivayet edilir.

Halil Rıfat Paşa, Sultan II. Mahmud’un kızı Saliha Sultan ile evlendi. İlk zevcesinden ayrıldı; zira an’aneye göre sultanların ortağı olamazdı. Ancak sultan fazla yaşamadı. Halil Rıfat Paşa’nın saraylı olan üçüncü zevcesinden Mahmud Celâleddin Paşa doğdu.

Sultan Hamid’in damadı İşkodralı Mahmud Celâleddin Paşa (1874-1940) başkadır.


 Damad Mahmud Paşa ve oğlu Prens Sabahaddin (beyazcamda)

Firar

Babasını iki yaşında kaybeden Mahmud Paşa, babasının kâhyası Konya Valisi Ali Kemali Paşa’nın terbiyesinde yetişti. Üvey annesi sultan olmak hasebiyle, sarayın alâka ve himayesini gördü. Saliha Sultan’dan olan ve Server Paşa ile evli kızkardeşi Ayşe Sıdıka Hanımsultan vesilesiyle sarayın gözüne girdi.  Paris sefaretinde memur, vezir, Şûrâ-yı Devlet âzâsı ve 25 yaşında Adliye Nâzırı oldu. Bu vazifelerinde dikkate değer hizmetleri geçti.

23 yaşında sarışın sevimli bir gençti. Hacer adlı zevcesinden Halil Rıfat; İffet adında bir cariyesinden de Ali Fuad ve Âsım isminde üç çocuğu vardı. Seniha Sultan ile evlenirken, bundan ayrıldı; ama geçimleriyle meşgul olmaya devam etti. Masonların darbe teşebbüsüne iştirak ettiği ithamıyla gözden düştü; sonra bunun yanlışlığı anlaşılınca itibarı iade edildi ise de, teklif edilen Evkaf Nâzırlığını kabul etmeyerek yalısına çekildi, çocuklarının tahsiliyle meşgul oldu. Padişaha ıslahat layihaları takdim etti.

Padişahın İngilizleri hoş tutma politikasının müfrid takipçisi olarak Bağdad Demiryolu imtiyazının İngilizlere verilmesine taraftardı. Oğullarının lisan hocası vâsıtayla kendisine ulaşan bir İngiliz kendisini ikna etti. Bu hususta padişaha bir layiha verdiyse de; padişah aldırmadı. İhale Almanlara verilip, üstelik bir de İngilizlerden komisyon aldığı şayiası çıkınca, mahkûm olacağından korktu. Çocukça bir şey yaptı: İsviçreli dostu Charlier’nin iğfaliyle 1899’da oğulları ile beraber, Adalar’a gidermiş gibi yapıp, Marsilya üzerinden Avrupa’ya firar etti. Kaçışını zevcesine bile haber vermedi.

Kendisini Paris’te Osmanlı konsolosu hürmetle karşıladı; ama Fransız hükümetinden de iadesini istedi. Paşa buna çok kızdı; halifeliğini gayrı meşru gördüğü padişahı zâlimlik ve dinsizlikle itham eden ağır mektup ve telgraflar gönderdi. Jön Türk gazetelerine yazılar yazdı. Sultan’ın evliliği de bu firar hâdisesi üzerine sona erdi. Paşa ve oğulları, rütbe, nişan ve unvanları geri alınarak hânedandan ihraç olundular. Damad Paşa’nın, Şehzâdebaşı’ndaki konağını Deli Fuad Paşa aldı. Padişah çok sevdiği kız kardeşine ihsan ve iltifatını esirgemedi. Sık sık saraya aldırır; Yıldız Sarayı bahçesindeki havuzda kayıkla gezerlerdi.

Cenevre, Londra, nihayet Hıdivin davetlisi olarak Mısır’a gitti. Hıdiv memlekete dönmesi için teşvik etti, ama dinlemedi. Hiçbir yerde duramadı. Brüksel’de yaşadı. Burada 1903’te 48 yaşında vefat etti. Cenazesi Paris’te defnedildi. Esasında Nakşibendî tarikatine mensup ve Âsaf mahlasıyla divan sahibi bir şair idi. Çocuksu tabiati sebebiyle kendisini de, ailesini de heder etti. Kendisi ve oğlu, kimileri için İngiliz ajanı, kimileri için maceraperest; kimileri için “Demokrasinin filizlerini atan bir hürriyet kahramanı” olarak görülmüştür.


Damad Mahmud Paşa ve oğulları. Solda Sabahaddin, sağda Lütfullah Beyler (İstanbul'da)

Prens?

Seniha Sultan’ın büyük oğlu Sultanzâde Mehmed Sabahaddin Bey (1878-1948), hânedana mensubiyeti sebebiyle yanlış olarak “Prens Sabahaddin” diye meşhur olmuştur. Halbuki bu tabir sadece şehzâdeler için kullanılabilir.

Babası, oğlunun tahsiline ihtimam etti. Sosyolog, Jön Türklerin önde gelenlerinden ve İttihatçıların ideologu idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun uzak eyâletlerine muhtariyet vererek adem-i merkeziyetçi bir idareyle parçalanmaktan kurtulacağına inanmıştı. İngiltere’nin de o devirde Osmanlı İmparatorluğu için uygun gördüğü siyasî tez de bu istikamette olduğu için, Londra’nın desteğini aldı.

Babasının firarı hâdisesinde, dayısı Sultan Hamid’i suçlu görmüş; hep bu fikr-i sâbitin tesirinde yaşamıştır. 1908’de Meşrutiyet’in ilanı üzerine memlekete döndü ise de, İngiliz taraftarlığı yüzünden Germanofil İttihatçılarla yolları ayrıldı. Üstelik Mahmud Şevket Paşa cinayetinden dolayı 1913’te idama mahkûm olunca, tekrar Paris’e kaçtı. İttihatçılar düşünce 1919’da döndü. Sadrazamlığa getirilmesi düşünüldü ise de, kendisinden hoşlanmayan dayısı Sultan Vahîdeddin tercih etmedi.


Damad Mahmud Paşa ölüm döşeğinde. Başında oğlu Lütfullah Bey ve ağası Bekir Bey

“Kaderimiz bu mu olmalı?”

Hânedan 1924’te sınırdışı edilince, 46 yaşında üçüncü defa annesi ve biraderi Lütfullah Bey ile beraber sürgüne çıktı. Kendisini geçirmeye gelen dostlarına “Kaderimiz bu mu olmalı idi?” demişti. Vapurla Köstence’ye, oradan Paris’e gittiler. Sonra Londra’ya geçti. Parklarda yatıp kalkan annesi Seniha Sultan sürgüne çıktıktan az sonra Nice’de vefat etti.

Sabahaddin Bey, bir vapur kumpanyasının yardımı ile İsviçre’ye yerleşti. Buradan dostu Satvet Lütfi’ye yazdığı bir mektupta diyor ki: “Ben artık sizin vatandaşınız değilim. Değilim, ama benim doğduğum yer ve memleketim orasıdır. Onu düşünmeden ve sevmeden nasıl yaşayabilirim?”

Sürgünde eş dosttan gelen yardımlarla hayatını idâmeye çalıştı. Hastalığı sebebiyle önce sanatoryumda; sonra ıssız bir köyde yaşadı. Yıllar yılı ne bir dost yüzü gördü ne de ailesiyle bir araya gelebildi. Aile çevresi perişan olmuş; parasızlığın korkunç felâketi içinde, her günki gıdasını bir öğün yemeğe indirmişti. Bu hâlini, “Perhiz yapıyorum” diye örterdi.

Nihayet 30 Haziran 1948’de Neuchatel yakınlarındaki Colombier adlı bir dağ köyünde sefâlet içinde vefat etti. 71 yaşında idi. Na‘şı 1952’de İstanbul’a getirilerek Bakanlar Kurulu kararıyla Eyüp Sultan’a Âdile Sultan Türbesi yakınına defnolundu. Siyasî ve sosyolojik fikirlerini dercettiği kitap ve broşürleri matbudur. Türkiye Nasıl Kurtarılabilir? adlı kitabı meşhurdur. Sabahaddin Bey, emsallerinin çoğu gibi, kendi hayatını bile doğru dürüst tanzim edemezken, dünyayı düzeltmeye kalkışmış orta halli bir filozoftu.

Sürgüne çıkmasın diye zevcesi Tâbinak Hanım’ı (1898-1961) boşamıştı. Bu hanım da son yıllarını büyük bir fakirlik içinde yaşayıp, Haseki Hastanesi'nde vefat etti. Feriköy'e defnedildi. Yegâne çocuğu Fethiyye Hanım (1899-1986), babasının firar ettiği sene dünyaya gelmişti. Babası kızını ancak 1908’de memlekete döndüğü zaman görebildi. Sürgüne çıkarken de annesinin yanında kaldı. Tek başına yaşadı; kimseyle görüşmedi; hiç evlenmedi. Aldığı “Kendi” soyismi bile bu yalnızlığı ifade eder. Uzun zaman annesiyle Ankara’da ucuz otellerde yaşamaya çalıştı. Annesinin vefatından sonra, İstanbul’da babasının talebelerinden Nezahat Nureddin Ege’nin tahsis ettiği bir evde yaşadı. Kaldığı binanın yanması üzerine getirildiği Dârülaceze’de vefat etti.


Sabahaddin Bey son günlerinde

Ağabeyin narına yanmak

Seniha Sultan’ın ikinci çocuğu Sultanzâde Ahmed Lütfullah Bey (1880-1973), babası ve ağabeyi ile yurt dışına çıktı ise de, babasının 1903’te Brüksel’de ölümünden sonra memlekete döndü ve dayısı Sultan Hamid tarafından affedildi. Ağabeyi kadar olmasa da sosyoloji ile meşgul oldu.

1924’ten sonra tekrar sürgüne çıktı. Hassas tabiatlı; şair, piyanist ve ressamdı. Sürgünde Paris’te piyano hocalığı ile geçindi.  Paris’te yaşayıp vefat etti. Sultan Hamid’in evlendirdiği Çerkez Kâmran Hanım’ı Meşrutiyet devrinde boşayıp, 1909'da İstanbul Rumlarından bir kadınla evlendi. Oğlu Nadi Bey, Fransa’da elektrik mühendisliği tahsil etti.

Anglo-Sakson tipi iki partili demokrasi ve liberal ekonomi taraftarı idi; ancak ağabeyi gibi muhalefet adamı değildi. Babası ve ağabeyi yüzünden sıkıntı çekmiştir. Cavit Orhan Tütengil’le yazışmalarında, Türk inkılabı hakkında dikkate şâyân fikirleri yer alır.  Sık sık, “Allah’ın yürüttüğünü kimse durduramaz; durdurduğunu da yürütemez” sözünü söylerdi.

 

Lütfullah Bey


 Önceki Yazılar
18.11.2019 - TAŞIDIĞIMIZ İSİMLERİN HİKÂYESİ

11.11.2019 - GALİBİYETE BENZER MAĞLUBİYET: İNEBAHTI DENİZ MUHAREBESİ

04.11.2019 - AH ŞU GENÇLER…

28.10.2019 - ANADOLU İRFANINI YOĞURAN AHMED YESEVÎ BABA

26.10.2019 - HÜSEYN HİLMİ IŞIK EFENDİ’NİN MANEVÎ MİRASI

21.10.2019 - SÜRGÜNDE ESKİ TEŞRİFAT: NÂİLE SULTAN

14.10.2019 - KAYNAYAN KAZAN SURİYE

07.10.2019 - ORTADOĞU’YU YAKAN ATEŞ LÜBNAN’DA BAŞLAMIŞTI

30.09.2019 - İSVİÇRE NEDEN HİÇ İŞGAL GÖRMEDİ?

23.09.2019 - BATI TRAKYA NASIL ELDEN ÇIKTI?

Diğer makaleler için tıklayınız...