Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
AVRUPA’NIN EN KANLI İÇ SAVAŞI: İSPANYA VE FRANCO

01 Ekim 2018 Pazartesi

İspanyol iç savaşında milliyetçi güçlerin lideriydi ve komünist cumhuriyetçileri bozguna uğratarak, memleketinin bir Sovyet peyki vaziyetine düşmesini önlemişti.

Yakın tarihe damgasını vurmuş şahsiyetlerden ve İspanya’yı 1936-1975 arasında 40 sene kadife eldivenli demir elle memleketini idare eden Franco’nun anıt-mezarı, reaksiyon üzerine taşınıyormuş. Ancak Franco, isminin beraber anıldığı yakın tarihin öteki diktatörlerine benzemez.


Ya denizci olsaydı

Kim ne derse desin, Francisco Bahamonde Franco (1892-1975), İspanya yakın tarihinde yıkıcı değil, yapıcı bir devreyi teşkil eder. Stalin, Mao, Hitler ve benzerleri gibi, asırlardır yaşayan ananeleri yıkan, halkın kültürünü yok eden, insanların canını yakan, hâsılı bir milletin hayatını alt üst eden diktatörlerden değildir. Bilakis İspanya’da ismen de olsa kraliyeti muhafaza etmiş, köylüleri tutmuş, dini desteklemiş, nihayet demokrasinin kurulmasında rol oynamıştır.

Franco’nun babası sefih bir adamdı; ama o, koyu Katolik bir kadın olan annesinin tesirinde büyüdü. Ailesinin diğer ferdleri gibi deniz subayı olacakken, talebe kontenjanının dolması üzerinde piyade oldu. Bu hâdise, hayatını değiştirmiştir. Denizci olsaydı, belki kimse kendisini tanımayacaktı.

Göz dolduran meziyetleriyle 23 yaşında ordunun en genç yüzbaşısı oldu. Yıllarca o zaman İspanyol müstemlekesi olan Fas’da vazife yaptı. Yabancılar lejyonu isyanını bastırınca kahraman oldu ve 34 yaşında iken generalliğe yükseltildi.

1931’de belediye seçimlerini cumhuriyetçilerin kazanmasına içerleyen liberal kral Alfonso tahttan feragat etti. Bunu fırsat bilip iktidarı ele alan cumhuriyetçiler, kralcı olarak tanınan Franco’nun rütbesini indirdilerse de, birkaç sene sonra yine liyakatiyle terfi edip general oldu.


Franco ve ailesi

Çanlar Kimin İçin Çalıyor

1936’da çıkan siyasi kriz üzerine cortes (parlamento) dağıldı. Kendilerine cumhuriyetçi diyen komünistler grevlerle ve seçimleri baskı altında tutup iktidara gelerek memleketi iç savaşa sürükledi. Komünistlerce Kanarya Adaları’na sürülen ve memleketin bir Sovyet Peyki hâline gelmesinden korkan Franco, oradan neşrettiği bir beyannameyle kralcı ve sağcı subayları kıyama çağırdı. Kendisi de monarşist kuvvetlerin başına geçti.

Kilisenin de destek verdiği bu daveti büyük akis buldu. Böylece başlayan büyük ve kanlı iç savaşa, dünyanın her yerinden sosyalistler, hatta romantik yazarlar, şairler de komünistlerin yanında iştirak etti. Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor romanı bu günleri tasvir eder. Amerikan iç savaşından sonra tarihin en uzun ve kanlı iç savaşıdır.

Fransa, İngiltere, Rusya, hatta Amerika komünistlere; İtalya, kralcılara destek verdi. İyi talimli Fas birlikleri, kralcıların; işçiler, Basklar ve Katalanlar, komünistlerin safında çarpıştı. Müttefiklerin komünistleri tutması, Hitler’i güçlendirdi. Ancak zafer kralcıların oldu. Bunda, subayların çoğunun monarşist olması da rol oynadı.


Prens Juan Carlos ve Franco

Krallığın restorasyonu

Nihayetinde Franco, askeri bir diktatörlük kurdu. Yalakaları kendisine Caudillo (Büyük Önder) unvanını taktılarsa da, o emsallerinden farklıydı. Alman ve İtalyan faşizminden uzak durarak sivil bünyeyi güçlendirdi. Müttefiklerin kazanacağını anladı; Amerika ile irtibatını koparmadı. Fakir ve yıkık memleketini II. Cihan Harbi’ne sokmadı. Tarafsızlığını muhafaza eden İspanya, Nazi zulmünden kaçabilenlerin sığındığı bir melce ve geçiş yeri oldu.

Harb bitince, Franco tecrid edildi. BM, İspanya ile irtibatını kesti. Amerika ve Sovyetler onu devirmeye çok uğraştı. Franco, hepsine katlandı. Solcu entelektüellerin de katkısıyla Franco hakkında umumi bir nefret kampanyası yürütüldü. Evet, 1 milyondan fazla İspanyol’un ölümüne sebep olan komünist cumhuriyetçilere karşı merhametli davranmadı; ama Hitler ve Mussolini gibi imparatorluk hayallerine de kapılmadı. Onların İspanya’ya nüfuz etmesini önledi. Katı ve gerçekçi bir politikayla memleketin yaralarını sarmaya çalıştı. Portekiz’in sağcı diktatörü Salazar da aynı şekilde davrandı.

Eski İspanyol müstemlekesi Latin Amerika’da antipati uyandırmak ve onları Sovyetlerin kucağına itmek istemeyen ABD, 1953’de İspanya ile askeri pakt imzalayınca, Franco’nun milletlerarası itibarı düzelmeye yüz tuttu. İç politikada liberalizme temayül etti. 1947’deki referandum ile krallık rejimini tekrar kurdu, fakat son kralın veliahdini tahta çağırmaktan imtina etti. Çünki veliahd, demokrasi şartını ileri sürüyordu. Kralı olmayan bir krallıkta, Franco 1967’de serbest seçimlere izin verdi. 1969’da son İspanya kralının torunu genç prens Juan Carlos’u tahtın vârisi ilan etti.

Uzun bir hastalık devresinin ardından vefat ettiğinde, İspanya’da krallık ihya edildi ve Juan Carlos kral sıfatıyla devletin başına geçti. Kral, süratle memleketi demokrasiye götürdü. Avrupa’nın güçlü ve zengin ülkeleri arasına sokmaya muvaffak oldu.


İç savaştan bir sahne

Tilkiye emanet edilen tavuk

İç savaşın en hareketli günlerinde, Madrid’i elinde tutan komünist cumhuriyetçiler, Franco kumandasındaki milliyetçi güçlerin eline geçmesinden korktuğu için tahta sandıklar içinde İspanya’nın asırlar boyunca istif ettiği çil çil altın külçelerini başka bir yere nakletmek lüzumunu hissetti. Bunun için 250 ton altın, Fransa’ya gönderildi. Ancak Fransa’nın Alman işgaline uğraması tehlikesi ortaya çıkınca, başka bir yol izlendi.

Cumhuriyetçi başkan Azana ile maliye bakanı Dr. Juan Negrin, Sovyet ticaret ateşesi vasıtasıyla, öteden beri kendilerini destekleyen Stalin’e müracaat etti. Mesajı alınca gözleri parlayan Stalin, gizli yazışmalarda kullandığı İvan Vasiliyeviç imzasıyla derhal Madrid’deki NKVD (KGB) ajanına talimat verdi. Bu ajan, aynı zamanda İspanyol komünistlerin de müşaviri pozisyonunda idi.

Madrid’deki İspanya Merkez Bankası kasalarında bulunan altın külçeleri, Cartegena’daki deniz üssüne nakledildi. Bir Rus ticaret filosu da Cartegena açıklarında demirlemiş; sosyalist milislere silah ve malzeme indiriyordu.

Madrid’den bu işe nezaret etmek üzere Cartagena’ya gelen Rus NKVD ajanı general, 5 tonluk 20 kamyonu, İspanyol üniforması giydirmiş şoförlerin idaresinde limana taşıttı. Sandıklar, gemilere yüklendi. Buna dair sened isteyen liman müdürüne de, “Ben buna salahiyetli değilim. Sened, Moskova’daki Gosbank tarafından tanzim edilip gönderilecektir; isterseniz dört memurunuzu refakatçi koyun” dedi. Rengi sapsarı olan liman müdürünün yapacağı bir şey yoktu.

İki saat sonra dört Rus gemisi, ambarlarında İspanyol hazinesi ile Rusya’ya yelken açtı. Sandıklar Odesa limanında indirilip hususi bir trenle Moskova’ya taşındı. Stalin, bu büyük muvaffakiyeti, o gece NKVD kurmay heyetine bir ziyafet vererek kutladı. Dört İspanyol memur, 1939’da iç savaş sona erene kadar Moskova’da enterne edildiler.

Franco, altınların acı hikâyesini, Madrid’i ele geçirip idareyi ele aldığı gün öğrendi. 18 sene bundan kimseye bahsetmedi. Aksi takdirde zaten değeri düşük olan İspanyol parası, daha da değer kaybedecekti. Ancak 1956’da Dr. Negrin ölünce, hususi arşivinden, o zamanki İspanya dışişleri bakanının, Sovyet Rusya hükümetinden bu altınlar mukabilinde sened aldığı ortaya çıktı.

İş duyulunca, meşhur Rus gazetesi Pravda, 1936 senesinde cumhuriyetçilere sattığı silah mukabilinde 500 ton altın aldığını, bunların sosyalist cumhuriyetçilere yapılan yardımlara karşılık sayıldığını; hatta bunun yetmediğini, İspanya’nın 250 ton daha altın vermesi gerektiğini yazdı. Bilahare bu sevkiyata nezaret eden NKVD generalinin hatıralarında hâdise tafsilatıyla anlatıldı. Cumhuriyetçilerin İspanya’ya son kazığı olan mesele de böylece kapandı.


Formül

Politikacı ve diktatörlerin çoğu gibi onun hakkında da fıkralar uydurulmuştur. “Milleti bu kadar sene sessiz sedasız idare etmenizin formülü nedir?” diye sormuşlar. Kolay, demiş, 3F+1S formülü. Nedir o, diye sormuşlar. “Futbol, fiesta (eğlence), flamenco (dans) ve siesta (öğle uykusu)” diye cevap vermiş.


 Önceki Yazılar
22.10.2018 - ATATÜRK’ÜN VASİYETİ VE CHP

15.10.2018 - İŞ BANKASI VE CHP

08.10.2018 - ŞU OSMANLI BORÇLARI MESELESİ

24.09.2018 - ORTAÇAĞ MEKKE’SİNDE BİR CENTİLMENLER KLÜBÜ: HILFܒL-FUDÛL

17.09.2018 - ŞAM YANGININDA BİR OSMANLI HÂNEDAN REİSİ

10.09.2018 - KÖLE BESLEMEK Mİ? İŞÇİ ÇALIŞTIRMAK MI? HANGİSİ DAHA UCUZ?

03.09.2018 - KÖLE SAHİBİ OLMAK, KÖLE OLMAKTIR

27.08.2018 - YALANCIDIR HEP AYNALAR

20.08.2018 - “Eyvah Fesim!" - SULTAN HAMİD’İN KÜÇÜK ŞEHZÂDESİ

13.08.2018 - BİR AVUÇ DOLAR İÇİN

Diğer makaleler için tıklayınız...