Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
UYDURMA HADÎS NASIL ANLAŞILIR?

04 Haziran 2018 Pazartesi

“Ey fıkıh âlimleri! Sizler, tabib, biz hadîs âlimleri ise eczacı gibiyiz” diyordu A’meş.

Bazı meclislerde, işittiği bir hadîs-i şerif için “Sahih mi ki?” diye dudak bükenlere, kütüb-i sitteyi saymasını rica ediyorum. Bunlar ne gibisinden bön bön yüzüme bakıyorlar. Hadîs kitaplarının isimlerini sayamayanların, utanmayıp hadîs-i şeriflerin sıhhatini sorgulamaları ne trajikomik!


Bin Yusuf Medresesi - Fas

Çok emek

Sünnet-i nebevîyi bildiren hadîs-i şeriflerin bir sened ve bir de metin kısmı vardır. Sened, sünneti rivayet edenlerin isimlerini ihtiva eder. Hükmü teşkil eden metinde ise Hazret-i Peygamber’in kavli veya fiili anlatılır. Senedde hicrî 3. asra kadar olan râvilerin (rivayet edenlerin) isimleri bulunur. Bu tarihten sonra hadîsler zaten kitaplara geçirilmiştir.

Müslümanlar, hadîsleri sonraki nesillere nakledebilmek için çok emek sarfettiler; seyahatler yaptılar; işittiklerini yazdılar. Kur’an-ı kerîmin sıhhatine inanan, hadîs-i şeriflerden de şüphe edemez. Çünki ikisini de Sahâbe ve talebeleri olan âlimler naklettiler.

Hadîs âlimlerine muhaddis denir. 300 binden fazla hadîsi ezbere bilen âlime, hadîs imamı denilmesi âdettir. Metni aynı olsa bile senedi değişik hadîsler, ayrı birer hadîs sayılır. Onun için Resûlullah aleyhisselâma nisbet edilen hadîslerin çok fazla oluşunu yadırgamamalıdır. Kitaplarda yazanı da, hadîs-i şeriflerin hepsi zannetmemelidir. Kim bilir daha nicesi, günümüze intikal etmemiştir.


Kulluk ne ile?

Muhaddis olmak için hadîsleri işittiği gibi ezberlemek lazım olup, mana, murad ve te’villerini bilmek ve fıkhî hükümlerin delillerini anlamak şart değildir. Bu sebeple bir hadîsin sıhhatinde muhaddis ile fakihin sözleri karşı karşıya gelse, fakihin sözü kabul edilir.

Meşhur muhaddis A‘meş, İmam Ebu Hanife’ye bir fıkıh meselesi sordu. O da cevap verdi. Delilini sordu. Bir hadîs-i şerîf söyledi ve bunu kendisinden işittiğini arzetti. Hayran kalan  A‘meş, “Ey fıkıh âlimleri! Sizler mütehassıs tabib, biz hadîs âlimleri ise eczacı gibiyiz. Hadîsleri ve bunları rivayet edenleri biz söyleriz. Bizim söylediklerimizin manalarını da siz anlarsınız” dedi.

Tefsir ve hadîs ilmi, asırlar evvel tekemmülünü tamamlamış; aklın ro­lünün fazla bulunmadığı yüksek ve kıymetli ilimlerdir. Kelâm, fıkıh ve tasavvuf ise böyle değildir. Bugün için müminlere faydalı olan bu ilimlerdir; tefsir ve hadîs, fıkha yardımcı olduğu kadar lüzumludur.

Ancak fıkıh, fazla mesai ister; yorucudur. Eskilerin tabiriyle bahr-i bilâ-sâhil (sonu bulun­mayan bir deniz) gibidir. Bu sebeple gözleri korkutmakta; tahsili ve nakli daha kolay olan tefsir ve hadîs ilmiyle iştigal tercih edilmektedir. Ağzı laf yapanlar da, âyet-hadîs deyip, fıkıhtan uzak durmakta veya yalan yanlış şeyler söylemektedir. Halbuki Kur’an-ı kerimde “Allah, cin ve insanları kendisine kulluk etmeleri için yarattı” buyuruldu. Kulluk ise, ancak emir ve yasakları bilmekle, yani fıkıh ile mümkün olur.

Sahih hadîs

Âdil, hadîs ilmini bilen, işittiklerini eksiksiz ezberlemiş âdil râvilerden kesiksiz bir senedle bildirilen hadîslere, sahih hadîs denir. Her âlimin buna ilave kıstasları olabilir. Meselâ Buhârî’ye göre ise her râvînin, bu hadîsi kendi hocasından işittiğinin mutlaka bilinmesi lâzımdır.

Bildirenler doğru ve emin olup, hâfızası, anlayışı, ötekiler kadar kuvvetli olmayanların bildirdiği hadîslere hasen hadîsler denir. Bildirenlerden birinin hafızası, adaleti gevşek olan veya itikadından şüphe edilen hadîslere zayıf hadîs denir. Zayıf hadîs ile farz ve haram sâbit olmaz; ama nafile ibadetlere delil olur.

Âlimler, hadîs râvîlerinin şahsî ve ilmî karakterlerine dair cildler dolusu kitap yazmışlardır. Bazıları hadîs ilminden o kadar habersizdir ki, “bu rivâyetin aslı yok” denen hadîsleri, mevzu zanneder. Halbuki bu, ilk râvinin isminin bildirilmediği mürsel hadîsleri ifâde eder.

Uydurma hadîs

Bir âlimin, hadîslerin sıhhati için aradığı şartları taşımayan, nitekim herhangi bir hadîsi haber verirken kasten yalan söylediği bilinen bir kimsenin haber verdiği hadîslerin hepsine mevzu (uydurma) hadîs denir. Hadîs uydurmak, iyi niyetle olursa haram; müslümanları aldatmak içinse küfrdür. Resûlullah, “Uydurduğu bir sözü, hadîs olarak söyleyen, Cehennemdeki yerini hazırlasın” buyurdu.

Tarihte bilhassa bid‘at fırkalarına mensup kimseler, yollarını desteklemek; zındıklar da, insanları dinden ayırmak için hadîs uydurmuşlardır. Buna uyan bazı gafiller, insanları ibadete teşvik için hadîs uydurdular. Irk ve belde taassubu; kıssa anlatma merakı da bunu kamçıladı. Daha Resûlullah’ın sağlığında münafıklar yapardı. Dört halifenin son zamanlarında, Şiî ve Hâricîler bu işte ileri gitti. “Muaviye’yi minberimde görünce, öldürün” sözü böyledir.

Usul-i hadîs ilminde, bir müctehid, bir hadisin mevzu olduğunu isbat edince, başka âlimlerin de mevzu demesi lâzım gelmez. Mevzu diyen müçtehid, bir hadîsin sahih olması için lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadîs için, benim mezhebimin usul kâidelerine göre mevzudur, der. Server-i âlemin sözü değildir, demek istemez. Bu sözün hadîs olması, bence anlaşılmamıştır, demektir. Bu âlime göre hadîs olmaması, hakikatte hadîs olmadığını göstermez. Hadîs ilminin başka bir müctehidi de, doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadîstir, diyebilir.

Nitekim bir hadîsin sahih olduğu, ancak zann-ı galib ile anlaşılır; kat’i olarak bilinemez. Mesela İbnu’l-Cevzî’nin mevzu dediği hadîslerin çoğunun böyle olmadığını, Zehebî isbatlamaktadır.

Gazâlî’de uydurma hadîs mi?

Gazâlî, Beydâvî gibi âlimlerin kitaplarında mevzu hadîs olduğunu söylemek, büyük bir cür’ettir. Dinde derin bir uçurum açmaktır. Acaba bu büyük âlimler, mevzu hadîsi sahihinden ayıramaz mı idi?  Yoksa, hadis uyduracak kadar din kuvveti ve Allah korkusundan mahrum muydu? Olsa olsa zayıf hadîs bulunur ki, bu da nafile ibadetlere delildir.

Şia, Ehl-i beytten geldiğine inanmadıkları hadîs-i şerifleri kabul etmezler. Buna mukabil, 12 imamdan birinin sözünü veya işini, Peygamber’e atfetmeyi de caiz görürler. Ehl-i Sünnet’e göre, sahâbenin hepsi âdildir. Günah bile işleseler, adalet sıfatlarını kaybetmezler. Sahâbiliği sâbit bir zâtın rivayetleri, artık şahıs kritiği (cerh ve ta‘dil) yapılmaksızın kabul edilir.

Bir hadîsin mevzu olduğunu da kati anlamak için ya haber verenlerden birinin bunu uydurduğunu itiraf etmesi, ya da kendisine haber verdiğini iddia ettiği kimsenin bu doğmadan evvel ölmüş olması, yahud da hadîs denilen sözün İslâmiyete ve akla, hesaba ve tecrübeye uymaması ve te’vil kabul etmemesi lâzımdır.

Hadîs denilen bu gibi sözler ilk devirde var ise de, ellerinde sıkı bir kontrol usulü (cerh ve ta‘dil) bulunan hadîs âlimleri hicrî 3. asırdan itibaren bunları ayıklamış olduğundan, bugün için muteber kitaplarda mevzu hadîs bulunduğu söylenemez.

 


 Önceki Yazılar
15.10.2018 - İŞ BANKASI VE CHP

08.10.2018 - ŞU OSMANLI BORÇLARI MESELESİ

01.10.2018 - AVRUPA’NIN EN KANLI İÇ SAVAŞI: İSPANYA VE FRANCO

24.09.2018 - ORTAÇAĞ MEKKE’SİNDE BİR CENTİLMENLER KLÜBÜ: HILFܒL-FUDÛL

17.09.2018 - ŞAM YANGININDA BİR OSMANLI HÂNEDAN REİSİ

10.09.2018 - KÖLE BESLEMEK Mİ? İŞÇİ ÇALIŞTIRMAK MI? HANGİSİ DAHA UCUZ?

03.09.2018 - KÖLE SAHİBİ OLMAK, KÖLE OLMAKTIR

27.08.2018 - YALANCIDIR HEP AYNALAR

20.08.2018 - “Eyvah Fesim!" - SULTAN HAMİD’İN KÜÇÜK ŞEHZÂDESİ

13.08.2018 - BİR AVUÇ DOLAR İÇİN

Diğer makaleler için tıklayınız...