Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

20 Kasım 2017 Pazartesi

Sabri Efendi, Mısır’da yazdığı Arabî eserleriyle zamanının âlimlerini hayrette bıraktı. İlminin yüksekliği ve kaleminin kudreti ile tanındı. Hayatını, inandığı değerler uğruna mücadeleye adadı.

Geçenlerde Tokat’ta bir mektebe son şeyhülislâmlardan Sabri Efendi’nin adının verilmesi, Ankara hareketinin başlıca muhaliflerinden biri olması sebebiyle hayli reaksiyon doğurdu. MEB, bir yanlışlık olmuş deyip hemen özür diledi. Gerçi muhtemelen Sabri Efendi de bir cumhuriyet müessesesine isminin verilmesini istemezdi. Belki Hoca Sabri ismini verselerdi, kimse farketmezdi. Halbuki Türkiye’de Kazım Karabekir, Ali Fuad Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele, Enver Paşa, Mehmet Akif Ersoy, Said Nursi, hatta Rıza Nur gibi başkaca muhaliflerin ismini taşıyan nice mektep, kütüphane ve saire bulunuyor. 

Sabri Efendi, son devir Osmanlı ulemasının en meşhurlarındandır. Aynı zamanda yakın tarihin namlı siyasetçilerindendir. İlim ve cesaret, Sabri Efendi’nin en mühim iki hususiyetidir. O, Ankara hareketinin baştan beri en koyu muhalifi olmuş; bu tavrını bir iman esası gibi ölene kadar muhafaza etmiştir. Bu muhalefet, belden aşağı veya şahsa ilişen değil, kendince dinî esaslara müstenid olduğu için hep ciddiye alınmış ve çekinilmiştir.

En genç âzâ

Sabri Efendi, Tokatlıdır. Kur’an-ı kerimi ezberledikten sonra, Kayseri ve İstanbul’da meşhur âlimlerden okuyup 22 yaşında icâzet aldı. Hocası Âsım Efendi’nin kızıyla evlendi. Fatih Câmii’nde ders okuttu. Sultan Hamid kendisini Ramazan ayında sarayda yapılan Huzur Derslerinin mukarrirliğine tayin etti. Bu derslerin en genç âzâsı idi. Aynı zamanda padişahın kütüphanecisi oldu. Lisansüstü tedrisat yapan Süleymaniye Medresesi’nde müderris; ardından Silistre Müftüsü oldu. Gazetelerde yazılar yazdı.

Meşrutiyet’ten sonra Tokat meb’usu seçildi. Bu devirde Beyanü’l-Hak mecmuasını neşretti ve başyazılar yazdı. Karakterindeki muhalif damarın kabarmasıyla, zamanın ulemasının çoğu gibi İttihatçıları destekler ve Sultan Hamid’e yüz çevirir gözüktü. Meşrutiyet'e dinî sebeplerle inanmıştı. Ancak birkaç ay içinde İttihatçıların içyüzünü ilk anlayanlardan biri oldu. Belediye meclisinin seçilmiş âzâlarını dağıtıp; yerine kendi adamlarını getirince, onlara karşı amansız bir muhalefete girişti. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı kurdu. Sivri diliyle muhaliflerini yıldırdı. İttihatçıları cinayetle suçladı. Ordunun iktidara sulanmasını; hizmetçinin efendiyi idareye kalkışmasına benzetti. 1913 Bâbıâli Baskını üzerine İttihatçılar muhalifleri tutuklamaya başlayınca, onların elinden Mısır’a, oradan Romanya’ya kaçtı. Ancak zorla memlekete getirildi; Bilecik’e sürüldü.

Sabri Efendi Mısır'da talebesi Ali Yakub Cenkçiler ile...

Yanlış at

İttihatçılar düşünce tekrar Tokat mebusu oldu. Sultan Vahîdeddin zamanında 7 ve 2 aylık kısa müddetlerle iki defa şeyhülislâmlık yaptı. Damad Ferid Paşa Paris Konferansı’na gittiği zaman, sadrazamlığa vekâlet etti. Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilmesine karşı çıktı. Ankara’ya karşı lâzım gelen tedbirlerin alınmasında gevşek davranmakla suçladığı Ferid Paşa hakkında padişaha şikâyetçi olarak vazifesinden istifa etti.

İttihatçıların devamı olarak gördüğü Ankara hareketine hiçbir zaman inanmadı; onun bir gün Osmanlı saltanatını ve dayandığı temelleri yerle bir edeceğini düşündü. Sulh anlaşması yaparak memleketin kurtulacağına; Kemalistlerin, düşmanı tahrik ettiğine inandı. Ancak Kuvâ-i Milliyeciler hakkında halifeye isyan sebebiyle idam fetvâsını, Sabri Efendi değil, sonraki şeyhülislâm vermiştir.

Saltanat kaldırılınca, İngilizler kendisini, zevcesi ve 4 çocuğunu Yeşilköy’deki evlerinden alarak gemiyle İskenderiye’ye götürdü. Ankara hükümeti de Sabri Efendi ve oğlu müderris İbrahim Efendi’yi eski rejime bağlı olduğu için sürgün edilen 150’liklerin arasına dâhil etti.

Gandi’nin açlık grevi

O zamanlar Mustafa Kemal Paşa, dünya Müslümanları ve ezcümle Mısırlılar tarafından emperyalistlere meydan okuyan bir kahraman olarak görülüyordu. Bu sebeple Sabri Efendi çok sıkıntı çekti, sokaklarda tacize uğradı. Ankara, onun sınır dışı edilmesini istedi. O da Lübnan’a geçerek, Nekîr adlı eseriyle bunlara cevap verdi.

Şerif Hüseyn’in daveti üzerine Hicaz’a gitti. Burada dizanteriye yakalandı. Neler yapılabileceğini görüşmek üzere Sultan Vahîdeddin’in yanına San Remo’ya gitti. Ama padişahın ümitsizliğini görerek Romanya’da Müslümanların yaşadığı Dobruca’ya geçti. Ankara hükümeti, burada da rahat vermeyince, 1927’de kayınpederinin memleketi olan Gümülcine’ye yerleşti. Yarın isminde bir gazete neşrederek, muhalefetini sürdürdü. Ankara’nın Türkiye’yi ziyaret eden Venizelos’tan talebi üzerine, gazete kapatıldı; Sabri Efendi, Mora’ya sürüldü.

Atina’daki Mısır sefirinin yardımıyla 1932’de İskenderiye’ye geldi. Burada zevcesini kaybedince Kâhire’ye yerleşti. Hiç parası olmadığı için, bulunduğu yerlerde Müslüman cemaatin yardımlarıyla geçiniyordu. Mısır’da en ucuz şey fasulye idi. Bir çuval alır; yegâne kapları olan çaydanlıkta pişirip aylarca yerlerdi. “Gandi açlık grevi yapıyor diye millet ayakta; Osmanlı şeyhülislâmı ailece aç, kimsenin umurunda değil” diyerek hayıflanırdı. Oğlu Emin, ayakkabı tamircisi bir Ermeni’nin yanına çırak girip ailesine bakıyorken, genç yaşta bir kaza neticesi ölüverdi.  Evkaftan cüz’i bir maaş bağlandı. Bunu, kendisi gibi sürgün olan ve daha zor vaziyetteki ders vekili Zâhid Kevserî’ye verilmesini söyleyerek reddetti. Evkaf ona da maaş bağladı.

Yazdığı eserler, kendisine tekrar itibar kazandırdı. Kâhire’de Ezher’e müderris oldu.  Âlimlerden çok dostlar edindi. Evi, talebelerin dolup taştığı bir ilim meclisi hâline geldi. Zaten Mısırlılar da Türkiye’de olup bitenleri görerek çok pişman olmuşlardı.  Gazetelerde ilmî yazılar yazdı. Pozitivizme karşı inancı müdafaa eden Kavlü’l-Fasl adlı eseri neşredilince, Melik kendisine çok iltifat etti.

Sabri Efendi son günlerinde...

Ben affetmem!

1938’de 150’liklerin affı üzerine memlekete dönmedi; “O beni affetti, ama ben onu affetmem” dedi. Eserlerinde inkılap aleyhtarlığı açıkça görülmekle beraber, büyük âlimlerin sonuncularından biri olduğunda herkes müttefiktir. 1954’te Kâhire’de 86 yaşında vefat etti. Cenazesine, âlimler, siyasetçiler ve halktan çok kalabalık bir cemaat iştirak etti.

Sabri Efendi, Müslümanların son ümidi olan Osmanlı Devleti’nin çöküşünü gözleriyle gördü; İslâm medeniyetinin Batı karşısında yıkılmasını engellemek için lâzım gelen her vasıtaya müracaat edip; hayatını ortaya koydu. Osmanlılar aleyhine neşriyat yapan Arap tarihçilerine cevaplar vererek Osmanlıları müdafaa etti.

İlmî ciheti, siyasetinden üstündü. Mısır’da yazdığı Arabî eserleriyle zamanının âlimlerini hayrette bıraktı. Emsalleri arasında ilminin yüksekliği ve kaleminin kudreti ile temâyüz etti. Sadece Kemalistlerle değil; Modernist ve Selefî görüşlerle de kıyasıya mücâdele etti. Ehl-i sünnetin kuvvetli müdâfii oldu.

Şiirde ustaydı; fikirlerini bu yolla müdafaada üstüne yoktu. Muhaliflerinin Türk milliyetçiliği iddiasını görünce, 1927’de Türklükten İstifa şiirini kaleme almış; “Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere, Türklükten; Şeref ve izzetimle istifa ediyorum Allah’ın huzurunda; Tevbe ya rabbi Türklüğüme, beni Türk milletiyle haşretme” mısraları meşhurdur. 

Sabri Efendi'nin Abbasiye'deki kabri

Niye muhalifmiş?

Sabri Efendi’nin 4 cildlik Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Âlem, çok meşhurdur. Hem son asırda İslâm âleminin modernistlerin elindeki hâl-i pür-melâlini, hem de Ankara hareketine muhalefetinin sebeplerini uzun anlatır. Oğlu tarafından Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmiş; ama basılmamıştır. Musa Beykiyef ve emsallerine cevapların yer aldığı Türkçe Dinî Müceddidler, İslâmda İmâmet-i Kübrâ ve Savm Risâlesi matbudur. Üzerinde münâkaşa edilen fıkhî mevzulara dair makaleleri, Meseleler adıyla tab edilmiştir.


 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

Diğer makaleler için tıklayınız...