Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Cehennem sıcakları geliyor… Yüzyılın en sıcak günleri kapıda… Çöl sıcaklarına hazırlanın… Kavrulacağız… Yanacağız… Son zamanlarda yaz günleri hep bu dehşet sloganları, felâket senaryoları ile gelip geçiyor. Kim ne derse desin, yine devran döner.

Kışın soğuğundan da, yazın sıcağından da şikâyet eden birine, “Hiçbir şeyden de memnun olmuyorsun?” diyenlere, “Bahara sözümüz var mı?” diye cevap vermiş. Şimdi yazın sıcağından da, kışın soğuğundan da hoşnut olan yok. Halbuki yaz, yazlığını; kış, kışlığını göstermezse olmaz.

 

Küfran-ı nimet

Eskiler yazın sıcağından da, kışın soğuğundan da yakınmaya müsamaha etmezlerdi. Suyun ve mahsulün bolluğu buna bağlı olduğu için, rahatsız da olsalar, memnuniyetsizliklerini bildirmezlerdi. Küfran-ı nimet etmekten çok korkarlardı.

“Sıcakla zenginlikten zarar gelmez” diye bir söz vardır. Ama insanoğlu, soğuktan korktuğu gibi, sıcaklarda da saklanacak gölge arıyor. Bir sıcak olmaya görsün, ahlamaya, puflamaya başlıyor. Hem de bu klimaların bol zamanında. Kim ne derse desin, dünya asırlar boyu aynı devirle dönüyor. Sıcak, hep aynı; soğuk, hep aynı; yalnız periyodlar değişik...

Mamafih yaz mevsimi iple çekilen; geçince de hemen herkeste saadetli hatıralar bırakan günlerdir. Şair, “Yaz günleri en tatlı hayaller gibi geçti” demiş. Gelişi, “Geldi yine güzelim yaz/Gönül eğlensin biraz” diye terennüm edilen yazın bitişi de, bazen bir hayal kırıklığıdır: “Yemenim benek benek/Ortası çarkı felek/Yazı beraber geçirdik/Kışın ayırdı felek.”

 

Yaz mekânı

Eski evlerde kış gelmeden korunaklı kış odaları hazırlandığı gibi, yazın da kuzeye bakan serin odalarda oturulup yatılır. Yerden ve duvarlardan halılar kaldırılır. Evin zemini taş ise, günde birkaç defa sular dökülür. Eski evler, zaten asırların tecrübesiyle, kışın sıcak, yazın serin olacak şekilde inşa edilmiştir. Şatafattan evvel, rahatlık aranır.

Her evin iyi kötü bir bahçesi vardır. Dibi taş döşeli bu bahçeye su serpildi mi, klimayı aratmaz. Yaz günleri ve geceleri hep bu bahçede geçer. Ehl-i keyfin bahçesinde fıskiyeli havuzu vardır. Haleb, Bağdad gibi şehirlerde evin içindeki süs havuzu serinlik verir.

Evlerde balkon âdeti yoktur. Ama bazı evlerin iç bahçeye bakan taraçaları bu işi görür. Mardin gibi sıcak beldelerde evin eyvan denilen ve içinden su geçen odaları yaz mekânıdır. Ev halkı, ayakları bu suyun içinde oturup sohbet ederler.

Eski Mekke ve Medine evlerinde kafesli pencere içlerine konan su dolu testiler, buharlaşma mantığıyla klima vazifesi yapar. Elektrik bulunan yerlerde, klimadan evvel, tavana asılı pervaneler vardı. Zaten sıcak Arap ve Akdeniz memleketlerde gündüzün panjurlar hiç açılmaz; içeride ışık yakarak oturulur. Gün ortasında hemen herkes istirahate çekilmiş, öğlen uykusu uyumaktadır.

 Dondurmacı 

 Şerbetçi

Sayfiye-Yayla-Bağ

Yaz gelince, köylüler yaylaya çıkarlar. Zaten hemen herkesin davarı vardır. Bunlar yaylım ister. Yayla serindir. Hatta akşamları üşütür bile. Yayla günleri Temmuz ve Ağustostur. Daha evvel ve sonrasında soğuktan yaylada durulmaz.

Şehir ve kasaba halkı ise, umumiyetle Haziran ortasında şehrin yakınındaki bağlara göçerler. Eylül ortasına kadar kalırlar. Esnaf veya memur, ya ailesini bağa gönderip kendisi şehirde kalır; ya da her Allah’ın günü eşeği veya atıyla yahud tabana kuvvet işinin başına gider. Kayseriliye “Hayırlı olsun, bağa göçmüşsünüz” demişler de, “Sefasını çoluk çocuk sürüyor; cefasını da karakaçanla ben çekiyoruz” diye cevap vermiş.

İstanbul halkı da, yaz gelince, sayfiyeye geçer. Boğaz’da yalısı olan yalıya, Anadolu köylerinde köşkü olan köşke veya Ada’ya göçer. Mülkü olmayan kira ile tutar. Suriçi sıcaktan yanarken, buralar esintilidir. Hemen herkes kesesine göre bir sayfiye bulur. Bulamayan, şehirdeki evin bahçesinde yazı geçirir; fırsat buldukça mesirelere çıkar.

Sayfiyeye göçmek de bir merasimdir. Evvela hizmetkârlar gönderilip ev hazırlanır. Zamanı gelince, koçu arabalarına ve tatar yaylısına eşyalar yüklenip sayfiyeye geçilir. Bu seyahatin mühim bir kısmı denizden olur. Karşıya vapurla geçilir. Boğaz’a gidiliyorsa kayık tutulur. Çünki Boğaz köylerine karadan yol yoktur. Yüksek memurlar, padişahtan izin almadan sayfiyeye geçemez ve dönemez. Yazın, nazırları yalıların toplayıp, Bâbıâli’ye getiren bir vapur bile vardı ki vükelâ vapuru derlerdi.

 Sayfiyeye gidiş

Yazlıkçılar

Sıcak günlerde günde birkaç defa serin su dökünmeden hayat geçmez. Denize girmek, serinlemek eskiden pek âdet değildi. Mütarekeden sonra (1918), Levantenler, yani Osmanlı memleketinde yerleşmiş Avrupalılar, bilhassa Beyaz Ruslar, deniz hamamı âdetini getirdiler. Bilhassa 1960’lardan sonra, sahillere hücum başladı. Yazlık ev edinmek bir imtiyaz sayıldı. Eskiden şu farkla ki,  evvelce sayfiyeye serinlemek için gidilirdi. Ne gariptir, modern zaman yazlıkları, hep sıcağın şiddetli olduğu yerlerdedir.

Yazın hafif elbiseler giyilir. Şile bezi veya bürümcük kıvrım kıvrım dokumasıyla havayı geçirdiği için serin tutar. Çarşaflar bile bundan yapılır. Kışlıklar, naftalinlenip kaldırılmıştır. Güneşten herkes çekinir; kimse güneşe çıkmaz. Zaten hanımların beyaz tenlisi makbul oluğu için; güneşte dışarı çıksalar mutlaka şemsiye alırlar. Şemsiye zaten güneşlik demektir. Evlerin bile kapısı, penceresi, güneye doğru yapılmaz. Yelpaze, hem serinletir, hem zarafet verir.

Yaz yemekleri de hafif olur. Sıcaklar insanda iştah bırakmaz. Zeytinyağlı ve soğuk yemekler yenir. Serin şerbetler ve dondurma rağbete biner. Karpuz kavun insanın içini serinletir.

Sıcakların insanın dimağına tesir ettiği muhakkaktır. İhtiras suçlarının nisbeti yazın artar. Eskiden hâkimlerin çok soğuk gibi, çok sıcakta da, hatta lodos eserken bile hüküm vermeleri yasaktı. Roma’da hâkimler, sıcak günlerde su dolu fıçıların içinde karar verirlerdi.

‘İlim serin yer ister’ derler. Biraz da bunun için yazın mektepler tatildir. Çok sıcak beldelerde gündüz, çalışılmaz. Dükkânlar, öğlene kadar; bir de akşamdan sonra açılır. Kâhire, Bağdad, Mekke gibi şehirlerde çarşı sabaha kadar canlıdır.

 Deniz hamamı

Hasad zamanı

Yaz, köylük yerlerde işin gücün çok olduğu zamanlardır. Bir kere buğday hasadı, Temmuz ve Ağustos aylarında yapılır. Orak ve tırpanlarla ekin biçmek, sonra dövenle buğdayı sapından ayırmak zorlu işlerdir.

Yaz, çoğu sebze ve meyvenin de toplanma zamanıdır. Sadece üzüm, kayısı, elma gibi meyveler değil, patlıcan; biber, kabak gibi sebzeler de kış için kurutulur. Meyvelerden reçeller yapılır. Pekmez kaynatılır. Yaz, uzun sürecek kışa hazırlanmanın mevsimidir.

 Büyükada'da bir yaz


 Önceki Yazılar
13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

Diğer makaleler için tıklayınız...