Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Sultan V. Murad’ı kızı Fehime Sultan, ibretli bir hayat yaşadı. Ömrünü gurbette sefalet içinde tamamladı.

1876’da tahttan indirilen ve Çırağan Sarayı’nda yaşayan Sultan V. Murad, padişah biraderine haber göndererek evlenme çağı gelip de geçmekte olan üç kızını kendisine emanet etti. Bunun üzerine Sultan Hamid, ağabeyinin üç kızı Hadice, Fehime ve Fatma Sultanları kendi sarayına aldı.

Ancak tahttan indirilmiş bir padişahın kızlarına münasip talip çıkmadı. Padişah, 30 yaşını geçen Hadice Sultan için, yakın çevresinden birinin oğlu olan Ali Vâsıf Bey’i (1870-1918) münasip gördü. Paşa rütbesi verdiği damadı, Şûrâ-i Devlet âzâlığına tayin etti.

Ablasından daha güzel olmayan 26 yaşındaki Fehime Sultan da, Posta-Telgraf Nezâreti İdare Meclisi Âzâsı Hâfız Ahmed Tevfik Bey’in oğlu ve mâbeyn şifre kâtiplerinden Ali Gâlib Paşa (1871-1950) ile evlendirildi. Ali Gâlib Paşa, Mekteb-i Mülkiye mezunu, iyi Fransızca, Arapça ve Farsça bilen bir zât idi. Padişah kendisini vezir yaparak, 1906’da Şûrâ-i Devlet’e tayin etti.

Fikri sâbit

İki kız kardeşin düğünü, Sultan Aziz’in kızı Emine Sultan ile aynı gün oldu. Ancak iki Sultan da kendilerine layık görmedikleri namzetlerini beğenmedi. Hatta Hadice Sultan, “Kendi kızlarını Gazi Osman Paşa’nı oğulları ile evlendirirken, bize aşağı kimseleri münasip görerek tahkir etti” dediği amcasına kin bağladı. Zevcini hareme bile sokmadı. Bu takıntı, onu büyük bir skandala sürükledi ve babasının kahrından ölümüne sebep oldu.

Fehime Sultan’ın zevci, kız kardeşlerinin evlendiği kısmetlerden daha yüksek meziyette idi. Fotoğrafından anlaşıldığına göre, hiç de çirkin bir adam değildi. Ancak Fehime Sultan da, ablası gibi zevcini kabullenmedi. Yedi sene sonra, II. Meşrutiyet ilan edilince, geçimsizlik iyice su yüzüne çıktı ve zevcinden ayrılmak istedi.

Mutsuzluk

Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi araya girerek, Damad Bey’i zevcesini boşamaya iknâ etmek istedi. Ancak zevcesinin haysiyetini muhafaza etmek isteyen Damad Gâlib Paşa, kendisinin mutad bir buhran geçirdiğini; zamanla düzelip tekrar mesud olacaklarını ileri sürerek teklifi reddetti.

Nihayet 1911 başlarında Damad Paşa razı oldu; talâk tazminatı da almadı. Meşrutiyet’ten sonra Sultan Hamid’in yakınlarından olduğu için açığa çıkarılan Gâlib Paşa, ömrünün sonlarına doğru görme kabiliyetini kaybederek Beşiktaş’ta vefat etmiştir.

Fehime Sultan, aynı sene bir mesirede görüp beğendiği Behçet Bey ile evlendi. Sultandan 5 yaş küçük, kısa boylu, tıknaz, Sultan’ın önceki zevcinden hiç de yüksek mertebede bulunmayan, ordudan ayrılmış bir yüzbaşı idi. Üstelik boşandığı önceki zevcesinden de iki çocuğu vardı. Padişah, izdivacı tanımadı. Damad Bey de, “damad-ı hazret-i şehriyarî” olamadı. Kartvizitinde ancak “Sultan V. Murad’ın damadı” unvanını kullanabildi.

Hadice Sultan da zevcinden boşandı ve diplomat Rauf Bey ile evlendi. Konya Vâlisi Refik Bey’in oğlu Mahmud Bey ile evlenen Fatma Sultan, ablalarının yolundan gitmedi. Aydın valisi olan zevciyle mutlu olmayı tercih etti.

 

                         Solda Ali Gâlib Paşa. Sağda Mahmud Behçet Bey

Muhbir sultan

Fehime Sultan, ablası Hadice Sultan kadar güzel değildi. Fakat daha kültürlü idi. Neşeli, eğlenmeyi seven, hassas, edebiyata meraklı sultanın, ablası ile beraber amcaları Sultan Hamid için besteledikleri marş, saray tiyatrosunda çalınıp beğenilmişti.

Mütâreke (1918-1922) zamanında, İstanbul’da bulunan ecnebi diplomat ve gazeteci eşleri, sık sık sultanın konağındaki davetlere iştirak eder; hatta sultan bundan dolayı töhmet altında kalırdı. Amiral Dumesnil’in zevcesi Vera Dumesnil hatıralarında buna geniş yer vermektedir. Halbuki Fehime Sultan, bunlardan elde ettiği istihbaratı, alâkadar Osmanlı makamlarına ve akrabası olan subaylar vasıtasıyla Ankara’daki Kuva-ı Milliye hükümetine haber veriyordu. Ancak bu vatanseverliğinin cezasını çok acı çekti.

Aziz Vatanım

1924 tarihli kanunla Osmanlı hanedanının 7’den 70’e bütün ferdleri sürgün edildi. 49 yaşında sürgüne çıkan Fehime Sultan’ın gurbet hayatı, ablası Hadice Sultan’dan da fecidir. Evvela, sarayını ve eşyasını 3 gün içinde yok pahasına elinden çıkararak, zevciyle beraber Viyana’ya gitti. Sonra hânedan âzâlarının çoğunun yaşadığı Nice’e yerleşti.

Sürgünde iken, hasret kaldığı vatanına hitâben bir mektup yazdı ise de Türkiye’de neşrine müsaade edilmedi. Türkçe olarak Mısır’da bir gazetede neşrolundu. Bu acıklı hitâbe, biçare Sultan Efendi’nin vatanperverliğinin de delilidir.

Dondurmacı damad

Sultan ile bambaşka seciyedeki zevci Mahmud Behçet Bey, zevcesinin elindeki parayı bir dükkân açma bahanesiyle aldı. Rue de Congrés’de bir bakkal dükkânı önünde, Türk usulü dondurma satmaya başladı. Elindeki parayı batırınca, bu dükkânda tanıdığı bir Fransız tezgâhtar kızla beraber sultanı terk edip gitti.

Amcaları tarafından evlendirildikleri kısmetleri, aşağı görüp beğenmeyen bu iki kız kardeş sultanın, kendi bulup beğendikleri damadların da hem seviye bakımından kendilerinden aşağı, hem de seciye bakımından bayağının ötesinde kimseler olması ibretlidir.

 

                         Vefâkâr hizmetçi Müyesser. Sağda Fehime Sultan'ın Şam'daki kabri

İnce hastalık

Debdebe içinde yaşamaya alışmış Fehime Sultan, böylece Nice’te beş parasız ve hâmisiz kalakaldı. Evvelce tanımış olduğu Lehli Matmazel Jean Schafer kendisine bir ara yardımda bulundu. Sultan, büyük bir sefâlete düşerek hastalandı. Yatağa esir oldu. Kendisini hiç terk etmeyen emektar zenci câriyesi Müyesser, güzel çehreli cinstenmiş ki, geceleri sokaklarda dolaşmak suretiyle getirdiği beş-on frankla velinimetine hiç değilse bir sıcak çorba içirebiliyordu.

Fehime Sultan, 15 Eylül 1929’da verem hastalığından vefat etti. Dünya mihnetinden kurtulduğunda 54 yaşında idi. Sürgüne 5 sene dayanabilmiştir. Na‘şı sonradan yeğeni Osman Fuad Efendi tarafından Şam’da Sultan Selim Câmii hazîresine nakledildi. Fehime Sultan’ın hiç çocuğu olmadı.  Mahmud Behçet Bey, Fehime Sultan’ın vefatından çok sonra, 1949’da müracaat ederek tekrar vatandaşlığa alındı ve memlekete döndü. 1960’lara kadar da yaşadı.

                               Fehime Sultan Yalısı'ndan geriye kalanlar

Boğaz’ın incisi Sultan Yalıları

Fehime Sultan, amcası Sultan Hamid’in kendisine ihsan ettiği Ortaköy’de, şimdi Boğaz Köprüsü’nün ayakları altına yakın yerde hâlen mevcut bulunan sarayında otururdu. Ortaköy’den itibaren sırasıyla Esma, Fehime, Hadice, Fatma, Naîme ve Zekiye Sultan yalıları Arnavutköyü’ne doğru sıralanırdı. Hepsine sürgünden sonra el konuldu. Esma Sultan Yalısı tütün deposu olarak kullanılırken yandı. Şimdi dört duvarı kalmıştır. Fehime Sultan Yalısı, yetimhane, tütün deposu ve Gaziosmanpaşa ilk mektebi olarak kullanıldı. Sabotaj olduğu düşünülen bir yangın ile harab oldu. Hadice Sultan Yalısı da Yüzme İhtisas Kulübü faaliyet göstermiştir. Şimdi kıymeti 100 milyon doları aşan iki yalı, otel olmak üzere restore edilmektedir. Fatma Sultan Yalısı ise Boğaz Köprüsü’nün ayağı altında kalıp yıktırılmıştır.


 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...