Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

26 Haziran 2017 Pazartesi

Herkes çocukluğunda yaşadığı bayramların şimdikinden daha güzel olduğunu söylüyor. Eskiden tatlılar daha tatlıymış… Gezilen yerler daha güzelmiş… İnsanlar daha samimiymiş... Hayat, bayram gibiymiş… Pek çok kişiye masal gibi gelen bu sözlerde hakikat payı yok değil…

İnsan tabiatı biraz muhafazakârdır. Zaman geçtikçe eskiyi hep iyi hatırlar. Her şeyin eskisini arar. Bu yüzden hep eski bayramları özler. Eskiden hayat belki daha kolaydı. Beşerî münasebetler daha iyiydi. Bir sokakta, bir mahallede herkes birbirini tanır, sık sık ziyaret eder, beraber neşelenir, sıkıntısı olduğu zaman yardım ederdi. Şimdi şartlar değişti, modernleşme hayatımızı değiştirdi.  Bugünün mega sitelerinde, yüzlerce dairelik apartmanlarında kimse kimseyi tanımıyor.

Sevinç günleri

Bayramlar sevinç günleridir. Dinin, eğlenmeyi, neşelenmeyi, güzel giyinmeyi, güzel şeyler yemeyi tavsiye istediği günlerdir. Şark insanı, sevinç ve üzüntüyü beraber yaşamayı tercih eder. Bayramlar, bir araya gelme vesilesidir. Hayatın monotonluktan çıktığı renkli günlerdir.

İslâmiyette iki bayramı vardır. Biri oruç ayı olan Ramazan’ın hemen ardından başlar ve üç gün sürer. Bu bayrama Iydü’l-Fıtr denir. Fıtr, Arapça oruç açmak demektir. Bu bayramda tatlı yemek Hazret-i Peygamber’in tavsiyesi olduğu için, Türkler bu bayrama Şeker Bayramı da demiştir. İslâmiyetteki ikinci bayram, kurban ibadetinin ifa edildiği bayramdır. Iydü’l-Adhâ denir. Adhâ, Arapça’da kurban demektir. Öncekinden 70 gün sonra başlar. Dört gün sürer. Hac ibadeti de bu günlerde tamamlanır.

Resulullah aleyhisselâmın 622’de Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında, Medinelilerin oynayıp eğlendiği iki bayramı vardı. Cenab-ı Peygamber:  “Allah, bu iki bayramınızı, onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Bunlar Kurban ve Fıtr bayramıdır” buyurdu. Bayram günleri oruç tutmak bile yasaklanmıştır.

 

Bayram namazı

Her iki bayramda da güneş doğduktan sonra erkeklerin yapması gereken hususi bir ibadet vardır: Bayram namazı. Bu namaz câmide topluca kılınır. Başka zamanlarda namaz kılmayanlar bile, bu namaza gelirler; çocuklarını da götürürler. Pek çok kimsenin çocukluğundaki bayram namazı hatırası yıllarca zihninde yaşar; onun belki de dinle tek irtibatını teşkil eder.

Bayramlarda, ilk gün yaşlılar ziyaret edilir. Ailenin bir büyüğünde akşam yemeği veya sabah kahvaltısında buluşulur. Kabristan ziyaretleri unutulmaz. Bayramlarda türbeler ziyaret edilir. Mesela İstanbul’da mutlaka Eyüp Sultan’a da gidilir. Bugün bile bu âdet devam etmektedir.

Cevizli baklava

Türk kültüründe, her hususi güne ait bir tatlı vardır. Bayramın tatlısı cevizli baklavadır. Bayramda akide şekeri, lokum, badem ezmesi gibi şekerlemeler önceden satın alınır. Misafire süslü bir tepside küçük kaşıklarla reçel çeşitleri ikram edilirdi. Sonra, piyasada şekerlemeler çoğaldığı için olsa gerek, bu âdet terk edildi. Bayramda misafire kahve ve su; ardından da tatlı servisi yapılırdı. Tatlının yanında bazı yerlerde ayran verilirdi. Zira tatlı insanın iştahını keser; ayran ise iştahı açar.

Bayramda hediyeleşmek de âdettir. Eskiden fakirlere bayramdan önce yiyecek kumanyası ya da bir tepsi baklava gönderilirdi. Bayramda ziyarete gelenlerden bilhassa çocuklara mutlaka hediye verilir. Eskiden mendil ve çorap vermek âdetti. Elden para vermek hoş görülmediği için, nezaketen mendilin kenarına veya çorabın içine para bağlanırdı. Bayram günlerinde, çocuklar daha bir hoş görülür; ‘bayram yeri’ denilen lunaparka götürülür.

Sarayda bayram

Osmanlı sarayında bayram, dinî muhtevası yanında, devletin ve hanedanın ihtişamını göstermek için de bir vesiledir. Zira monarşilerde otorite ve ihtişam, sadece askerî güce değil, merasimlerle de ortaya konur. Bayramlaşma, Sultan Fatih Kanunnamesi ile tanzim edilmiştir.

Bayram günü sarayın içi meşalelerle süslenir. Bütün pencerelere fenerler asılır. Padişah, sabah namazını Topkapı Sarayı içindeki Ağalar Câmii’nde kıldıktan sonra, maiyetiyle sabah namazından sonra mukaddes emanetlerin saklandığı Hırka-ı Saadet dairesinde bayramlaşır.

Sonra padişahın resmî kabul mekânı olan Arz Odası’nda devlet erkânı ile umumi olarak bayramlaşılır. Merasim devam ettiği müddetçe mehter bandosu çalar. Boğaz girişindeki gemilerden selam topları atılır. Sonra padişah süslü bir atın üzerinde şatafatlı bir ‘bayram alayı’ ile saraya yakın bir câmiye giderek bayram namazı kılar. Bayram namazından sonra, hareme geçerek ailesi ve harem halkı ile bayramlaşırdı.

Bayram günlerinde sokaklarda bayram alayı tertiplenir. Maytaplar atılır. Saray akademisindeki gençler, kılıç, tüfek, ok ve gürzlerle gösteriler yaparlar. Güreş müsabakaları tertiplenir. Başta İstanbul olmak üzere Osmanlı şehirlerinde bayramlarda o kadar parlak şenlikler yapılır ki, yabancı seyyahlar, seyahatnamelerinde bu bayram şenliklerine mutlaka bir fasıl ayırmıştır.

Bu vesileyle okuyucularımızın ve bütün İslâm âleminin bayramını tebrik ederiz.


 Önceki Yazılar
25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

Diğer makaleler için tıklayınız...