Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Parklarda Dilenci Muamelesi Gören
SENİHA SULTAN’IN HAZİN HİKÂYESİ


27 Mart 2017 Pazartesi

Renkli şahsiyetiyle tanınan ve 1924’te hânedanın en yaşlısı sıfatıyla sürgüne çıkan Seniha Sultan, hep bedbaht yaşamış bir hanımdır.

Son devirde Osmanlı hânedanının en renkli şahsiyetlerinden birisi şüphesiz Seniha Sultan’dır. Sultan Abdülmecid’in bu kızı, güzeldi. Şık ve alafranga giyinirdi. Saçlarını kısa kestirirdi. Gayet serbest tavırlı idi. Kahkahası boldu. Hızlı ve kalın bir sesle konuşurdu. Laubali hareketleri sebebiyle, sarayda pek hoş görülmezdi. Hatta erkek gibi ata bindiği için Sultan Hamid kendisini ikaz etmişti.

Dört kardeşi peşpeşe tahta çıkmış; bu vesileyle itibar görmüştür. Önceleri Sultan V. Murad’ı çok severdi. Sonra tahta çıkan diğer biraderi Sultan Abdülhamid’e bağlanmıştır. Saraya geldiğinde padişahı düşünceli görürse, eğlendirip neşelendirmek için çok gayret ederdi. Ancak padişaha tesir etmek, hele entrika çevirmek gibi bir şey mevzubahis değildir. Zevci ve mahdumlarına da fevkalâde bağlı olduğu halde, hiçbirinden hayır görmemiş, bedbaht bir ömür sürmüştür.

  Seniha Sultan'ın gençliği...

Firar…

1877’de 26 yaşlarındayken Abhaz asıllı Kozba ailesinden Halil Rıfat Paşa’nın oğlu Mahmud Celâleddin Paşa (1854-1903) ile evlendi. Halil Rıfat Paşa, Sultan II. Mahmud’un kızı Sâliha Sultan’ın zevcidir; ancak Damad Paşa bu evlilikten değildir. Babasını 2 yaşında kaybeden Mahmud Celâleddin Paşa, üvey annesi sultan olduğu için, sarayın himayesinde yetişti. Vezir, Şûrâ-yı Devlet âzâsı ve genç yaşta adliye nâzırı oldu. Hacer adında bir hanımla evliydi; Halil Rıfat isminde bir de çocuğu vardı. Seniha Sultan ile evlenince, bu hanımı boşamış; ama geçimleriyle meşgul olmaya devam etmiştir.

Sultan Hamid eniştesinin kabiliyetli birisi olmadığını görüp, artık yüksek memuriyetler vermekten kaçındığı halde, Damad Paşa, padişaha ıslahat lâyihaları takdim ederek kendisini göstermeye çalışırdı. Bağdad Demiryolu ihalesinin İngiltere’ye verilmesi için uğraştı. Bu yolda rüşvet aldığı dedikodusu ortaya çıkıp mahkûm olacağını anlayınca, 1899’da oğulları ile beraber Avrupa’ya firar etti.

  

                   Damad Mahmud Paşa, Prens Sabahaddin ve Lütfullah Bey

Ne Prens!

Paris, Londra, Kâhire ve nihayet Brüksel’de ‘Hürriyet Kahramanı’ pozu takınarak yaşadı. Eniştesi aleyhinde güyâ muhalefet yürüttü. Yegâne yapabildiği de eniştesine saçma sapan mektuplar yazmak oldu. Sultan’ın evliliği de bu firar hâdisesi üzerine 1899’da sona erdi. Paşa ve oğulları, rütbe, nişan ve unvanları geri alınarak hânedandan ihraç olundular. Damad Paşa, esasında tasavvuf erbabı ve Âsaf mahlasıyla divan sahibi bir şair idi. Hâline bakmayıp kendisini harcamıştır. 1903’te Brüksel’de kanserden öldü.

Oğlu Sabahaddin Bey, sosyolog idi. Şehzâde olmadığı halde Prens unvanını kullanarak sükse yapmayı ihmal etmezdi. Burada muhalefetini sürdürdü. Adem-i Merkeziyetçilik denilen ideolojiyi müdafaa ederdi. Bu proje, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki eyâletlerinde muhtariyeti müdafaa eden bir Londra projesi olarak biliniyordu. Bu ve başka sebeplerle Prens Sabahaddin Bey de babası gibi İngiliz ajanlığıyla itham olundu. Diğer kardeşi Lütfullah Bey ise memlekete dönüp dayısından af diledi.

1908’de hempâları iktidara gelince Sabahaddin Bey babasının na’şını alıp İstanbul’a döndü. Ama Alman taraftarı yeni idare ile de anlaşamadı. Mahmud Şevket Paşa suikasti sebebiyle suçlanınca, yurt dışına kaçtı. İttihatçılar düşünce geri döndü; bu sefer hânedanla berber tekrar gurbete çıktı. 1948’de Cenevre’nin bir köyünde; biraderi Lütfullah Bey de 1973’de Paris’te sefalet içinde öldü.

 

        Mahmud Paşa'nın ölüsü başında Lütfullah Bey ve kâhya Salih Bey

Yıldızlar Yorgan…

Seniha Sultan sürgünde 73 yaşında olup, hânedanın en yaşlı âzâsı idi. İki oğlu, vapurla Köstence’ye hareket etti. Önce Paris’e gidip oğulları ile beraber kaldı. Hiç serveti yoktu. Başlarının derdine düşen iki oğlundan da bir hayır görmedi. O hâliyle kalkıp, San Remo’ya giderek biraderi Sultan Vahîdeddin’e sığındı. Burada padişahın ablası sıfatıyla itibar gördü.

Ancak 1926’da Sultan Vahîdeddin’in vefatı üzerine sokakta kaldı. Parklarda yatıp kalkmaya başladı. Bir yaşlı kadının hâline bakıp acıyanların sadaka verenlerin yardımıyla yaşadı. Neyse ki, mevsim kış değildi. Hâlinden haberdar olanlar, oğlu Lütfullah Bey’e haber gönderdiler. Apar topar Paris’ten gelen Lütfullah Bey, kendisi de sefil bir vaziyette olduğu için, annesini Nice’teki Abdülmecid Efendi’ye emanet etti. Burada, Sultan Vahîdeddin’in evindeki gibi büyük bir odaya değil, çatı altında, küçücük bir odaya tıkıldı. Ama günlerdir yıldızları yorgan yapıp parklarda geceleyen Seniha Sultan, sıcak bir yuva ve altında bir somya bulmaktan buruk da olsa memnundu.

 

Seniha Sultan'ın son günleri... Seniha Sultan Köşkü yanıyor...

Sultan’a sadaka

Neslişah Sultan anlatıyor: “Seniha Sultan’ı siyah elbiseler içinde hatırlarım. Gayet ince, sıska denilebilecek kadar zayıf, kupkuru ve çok yaşlı bir hanım... Başka renk bir elbise giydiğini görmedim. Her zaman siyahlar içerisindeydi. Başörtüsü de siyahtı. Halasının böyle sığıntı gibi yaşaması annem Sabiha Sultanı çok üzerdi, ama yapabileceği bir şey yoktu. Sadece her gördüğünde elini öper, hürmet gösterirdi. Seniha Sultan da büyükbabamın kendisinden pek hoşlanmadığını bildiği için ortalıkta pek görünmezdi. Zaten çok yaşlı idi; odasından dışarıya pek çıkmazdı. Bir gün evden çıkmış, tek başına Cimiez’deki bahçelere gitmiş. Orada bir banka oturmuş ve galiba İstanbul’u düşünüyormuş. Üstü başı ahım şahım değil; eski siyah elbiseler içerisinde. Onu bu vaziyette gören bir Fransız, zavallı kadıncağızı dilenci zannetmiş, elini cebine atmış, çıkarttığı birkaç frankı sadaka niyetine verip gitmiş. Seniha Sultan, düştüğü bu vaziyeti anlatır, ‘Sadakayı kabul ettim, hem de tebessümlerle kabul ettim kızım’ derdi.”

Sultan Mecid’in en uzun ömür süren evlâdı Seniha Sultan, 1931’de meşakkatli hayatını tamamladı. Nice’te Müslüman mezarlığı yoktu. Cenâzeyi Müslüman bir memlekete nakletmek için de çok para gerekiyordu. Sultan’ın na‘şı en ucuz tarifeden morga kondu. Ancak 50 frank olan günlük ücretini ödemek bile meseleydi. Hânedan mirasından bir şeyler koparmayı uman Jefferson Cohn et Ranz şirketi bu işi üzerine aldı. Sultan’ın cenâzesi, gemiyle Şam’a götürülüp, Süleymaniye Câmii avlusuna biraderi Sultan Vahîdeddin’in yanına defnolundu. Ne kadar acıdır ki, “Osmanlıların hakanı ve Müslümanların halifesi”nin yaşına bakmayıp sürgüne gönderilen ve sefâlet içinde ölen kızının cenâzesine, bir gayrımüslim şirket sahip çıkıyordu.

                                          Kuruçeşme'de Seniha Sultan Yalısı


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...