Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BİR OSMANLI YÂDİGÂRI DAHA GÖÇTÜ

20 Şubat 2017 Pazartesi

Hânedanın sürgününden kalma son yâdigârlardan biri geçenlerde vefat etti. Sultan Abdülhamid ile Gazi Osman Paşa’nın torunu Bülend Osman Bey’in cenazesi, vasiyeti üzerine Fransa’dan İstanbul’a getirilerek Fatih Câmii avlusuna, dedelerinin yanına gömüldü.

Sultan Abdülhamid’in kızı Naîme Sultan sürgüne çıktığında, oğlu Mehmed Câhid Bey, 25 yaşında yeni evli bir delikanlı idi. Nice’e yerleştiler. İlk günler hazır yemekle geçti. Câhid Bey, annesine, “Bir yere para koymalı. Şimdi paramız var, ama her vakit kalmayacak” dedi. Ama hiçbiri daha evvel çalışmamışlardı. Herkes onları aldattı. Eldeki para gitti. Sonra mücevherleri satmaya başladılar. 1000 franklık elması, 100 franka satabildiler. Çünki hakiki kıymetini bilmiyorlardı. Böylece aile yavaş yavaş düştü.

 

Komünist bayramı

Câhid Bey bir fabrikaya muhasebeci olarak girdi; zevcesi Levrens Hanım da basit terziliğe başladı. Yegâne oğlu Bülend Osman burada 1930’da doğdu. 1 Mayıs günü doğduğunu; ancak babasının “Komünist bayramında doğulmaz!” diyerek nüfus kütüğüne 2 Mayıs olarak yazdırdığını anlatır; “Fransızlar, 1 Mayıs’ta işçi bayramını kutladıkları zaman, benim doğum günümü kutluyorlar zannederdim” derdi.

Türk olarak yabancı topraklarda yaşamak kolay olmadı.  II. Cihan Harbi sıralarında işsiz ve parasız kalan babası Câhid Bey, seyyar satıcılık yaparak jilet satar; soğuk zamanlarda ısınmak için sinemaya gidip, sığınırlardı.  Malî sıkıntıya düşünce, bakkallar aileye mal vermez oldu. Bir bakkalın oğlu, Bülend Câhid’in arkadaşı olduğu için, geceleri babasından gizli bir şeyler verir; aile bununla karnını doyururdu.

Bülend Osman, tahsil yapabilmek için araba yıkamak dâhil çok işte çalıştı. Mektep bitince Fransız ordusunda askerlik yaptı. Legion d’Honeur ve Médaille de Mérite nişanları aldı. Michelin şirketine sıradan bir memur olarak girdi; çalışkanlığı, sevimliliği ve kurduğu iyi münasebetler sayesinde idareciliğe kadar yükseldi. Afrika’ya Kongo’ya gönderildi. Burada Kongo isyanı ortasında kaldı. Zar zor Fransa’ya dönebildi. Sonra Michelin’in Afrika temsilcisi oldu. Yıllarca Nijerya’da kaldıktan sonra Uzakdoğu temsilcisi olarak Tayland’a gitti. 1990 senesinde tekâüde ayrıldı. Cengiz (1963) adında bir oğlu ve Selim (1993) adında bir torunu vardır. Yılın ekserisini İstanbul’da geçiren kibar, sempatik ve kültürlü bir beyefendi idi.

Şâibeli kaza

Şöyle anlattı: “Dedeme ait madalyaları Paris’te bir müzayedede görüp almak istedim. Diğer iştirakçiler bu madalyaların hakkım olduğunu düşünerek müzayedeye girmediler ve böylece bunları almaya muvaffak oldum. İstanbul’a ilk geldiğimde, askerî müzenin dedem Gazi Osman Paşa’ya tahsis edilmiş köşesi beni çok mütehassıs etti.”

1952’de hânedanın kadın koluna memlekete dönme izni verilince Câhid Bey İstanbul’a döndü. Bülend Bey dedi ki: “Babam, Sultan Abdülhamid’in Musul ve Kerkük petrollerindeki mirası ile alâkalı çok şey biliyordu. Vesikaları muntazam biriktirmişti. Ancak Türkiye’ye döndükten sonra şaibeli bir trafik kazasında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Elindeki vesikalar da otelinden çalındı. Hiçbir şey kalmamıştı.”

 

CÜLÛS KIZIM

Sultan Hamid, tahta çıktığı sene doğduğu için “Cülûs Kızım” dediği Naîme Sultan’ı çok severdi. Onu 1898’de Gazi Osman Paşa’nın oğlu Kemaleddin Paşa ile evlendirdi. Ablası Zekiye Sultan da damadın ağabeyi Nureddin Paşa ile evliydi. O zamana kadar gelinlerin hep kırmızı gelinlik giymesi âdet iken; hanedandan ilk defa beyaz gelinlik giyen Naîme Sultan oldu. Ama bu renk, ona uğur getirmedi. Damat, babası gibi çıkmadı. Zevcesine hıyanet edince, boşandılar. Padişah, rütbesini aldığı damadını Bursa’ya sürdü.

Naîme Sultan, ikinci defa 1907’de İşkodralı Rıza Paşa’nın oğlu Mahmud Celâleddin Paşa (1874-1940) ile evlendi. Bâbıâli kâtiplerinden yakışıklı bir zât olan Paşa, evvela Sadrazam Avlonyalı Ferid Paşa’nın kerimesi Seniyye Hanım ile evlenmesi kararlaştırılmış iken; uzaktan uzağa beğenip sevdiği Naîme Sultan’a talip oldu. İnce düşünceli Sultan Hamid, hâdiseye çok kızmış ve kızını bir ay huzura kabul etmemişti. Sonra araya girip affını elde ettiler. Avlonyalı Ferid Paşa’nın kızına hediyeler gönderip “O da benim kızım sayılır. Onu ben evlendireceğim” diyerek gönlünü aldı; sonra da Tevfik Sâmi Paşa’nın oğlu Berlin Sefâreti müsteşarı Emin Bey ile evlendirdi.

  

Hakkıyla sultan

Naîme Sultan, Ortaköy’de babasının kendisine hediye ettiği yalıda otururdu. Yanı başında ablasının yalısı vardı. Çifte Saraylar denen bu iki yalıya sürgünden sonra el konuldu; biri yandı, diğeri yıkıldı. Zekiye Sultan’ınkinin yerinde Lido gazinosu ve benzinlik vardır. Yanındaki boş arsa Naime Sultan’ın yalısının yeridir.

Naîme Sultan, orta boylu, etine dolgun, kumral, ela gözlü, beyaz tenli, hoş bir hanımdı. Malumatlı idi. Tanıyanlar, bir terbiye âbidesi olarak bütün hal ve hareketleri ile sultan denmeye hakkıyla layık bulunduğunu söyler. 1912’de İstanbul’a gelen Grace Ellison adında bir İngiliz hanım muharrir, bir Türk dostu vasıtasıyla Naîme Sultan tarafından kabul edilmiş. Sultan’ın zarafetini, cömertliğini, kültürünü, tevâzuunu, sarayının ihtişamını ve burada görüp hayret ettiği şeyleri An Englishwoman in a Turkish Harem adlı eserinde tasvir eder. Bu ziyaret, sultanların sürgünden evvelki ihtişamlı hayatlarını, ne iken ne olduklarını gösteren ibretli bir eserdir.

  

Toplama kampı

Naîme Sultan, sürgüne çıktığında 48 yaşında idi. Şehzâde Mahmud Şevket Efendi ile evli olan kızı Adile Hanımsultan, Mısır’a gitmişti. Oğlu Câhid Bey ise kendisiyle beraberdi. Ailesi ve sürgünde kendisinden ayrılmayan kalabalık maiyeti ile yaşadığı Nice’de parasız kalınca, 1938’de Tiran’a geçtiler. Arnavut asilzâdesi olan zevcinin Arnavutluk’ta malları vardı. Tam rahat edeceğiz derken, savaş çıkınca, bu mallara hükûmet el koydu. Nice’e döndüler.

Damad Paşa, kemik veremine yakalandı. Sultan, zevcinin tedavisi için dişini tırnağına taktı. Kâh otellerde bulaşıkçılık yaptı; kâh pazarlardan atılmış sebzeleri topladı. Ancak Paşa, 1940 senesinde vefat etti. Zevcini kaybeden Naîme Sultan, bir ümitle, tekrar Arnavutluk’ta Paşa’nın mallarının bulunduğu Buşat’a gitti. Kocasının ailesine ait tamtakır bir evde oturmasına müsaade edildi. Ancak İtalyan ve ardından Alman işgali ile her şey değişti. Naîme Sultan, 1943 senesinde bir Nazi toplama kampına götürüldü. Beraberinde kalfaları da vardı. Genç ve güzel Lârundi Kalfa, burada kendisine saldıran Nazi subayından kurtulmak üzere balkondan atlayarak intihar etti.

Çamur ve pislik içindeki kampta hastalanan Naîme Sultan, 1944 yılında tifodan vefat etti. Kalfaları 3 hanım, Sultan’ın techiz, tekfinini yapıp, kampın yakınındaki bir köyde defnettiler. 20 sene süren sürgün acıları bittiğinde 68 yaşındaydı. Kalfalar, harp bitince, vaktiyle Sultan Hamid’e hizmet etmiş vefakâr Arnavut ailelerin yardımı ile kamptan kurtulabildiler.


 Önceki Yazılar
13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

Diğer makaleler için tıklayınız...