Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Üç Şeye Pişmanım!
İZMİR SUİKASTİNİN PERDE ARKASI


06 Şubat 2017 Pazartesi

1924’te kurulan liberal demokrat Terakkiperver Fırka, Şeyh Said İsyanı bahanesiyle kapatıldı. Basın hürriyeti kaldırıldı. Demokratik yollarla tek parti iktidarına son verilemeyeceğini anlayan muhalifler, son bir çare düşündü.

1926’da yurt seyahatine çıkan reisicumhurun, 14 Haziran’da İzmir’e uğraması bekleniyordu. Tam o gün İzmir Valisi Kazım Dirik’ten kendisine suikast tertiplendiğine dair bir telgraf aldı. Eski İttihatçı Lazistan Milletvekili Ziya Hurşid, 4 kişiyle beraber reisicumhuru Kemeraltı’nda öldüreceklerdi. Suikastçıları motoruyla Sakız’a kaçıracak olan Giritli Şevki, hadiseyi ihbar etmişti. Ziya Hurşid ve diğerleri kaldıkları otelde tevkif edildi. Ardından 130 kişi tevkif edilerek sorgulandı.

Bombacı kadın

Hâdise, muhalifleri tepelemek için bulunmaz bir fırsattı. Güya suikast, İttihatçıların, Gazi’yi tasfiye edip yerine geçme planının parçasıydı. Saltanatın kaldırılmasına karşı çıkan tek milletvekili Ziya Hurşid, muhafız alayı kumandanı Topal Osman’ın cinayetlerinden dolayı reisicumhura kin besliyordu. M. Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçişinde rolü olan Kara Kemal ve Bandırma vapuru yolcularından Ayıcı Arif de işin içindeydi. Suikast için Ankara düşünülmüş; ama bu işe elverişli olmadığı için vazgeçilerek, yurt gezisi başlayınca İzmir’de karar kılınmıştı. Ancak reisicumhurun İzmir’e gelişi gecikince, iş ortaya çıktı.

Reisicumhur 16 Haziran’da İzmir’e geldi ve suikast teşebbüsü duyuruldu. Meşhur, ‘Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’ sözü de burada söylendi. İsviçreli bir gazeteciye verdiği mülâkatta, yıllardır dava arkadaşı olduğu bir kadının bombacı olarak suikaste dâhil olduğunu; fakat ihbarcı olduğu için affedildiğini söyler. Bu röportaj ile valilik raporu birbirine zıttır.

4 Aliler Çetesi

Suikast bahanesiyle Terakkiperver Fırka mensuplarının tamamı tevkif edildi. Kara Kemal, Ankara valisi Abdülkadir, Rauf Orbay ve Adnan Adıvar yurt dışına kaçtılar. Yunan kumandanı Trikopis’i esir almasıyla meşhur Halid Akmansü, yanlışlıkla tevkiften kurtuldu. İnönü, delilsiz tutuklanan Karabekir’in serbest bırakılmasını isteyince, mahkeme, ‘Gerekirse İsmet Bey’i de asarız’ tehdidini savurdu. Şikâyete çıktığı reisicumhurdan, ‘Mahkemeler müstakildir, karışamam!’ cevabını alınca aklı başına geldi. İstiklal Mahkemelerini öven bir beyanat vererek kendini kurtardı.

Heyetteki Kel Ali, Kılıç Ali, Necip Ali ve Laz Ali’den dolayı ‘4 Aliler’ diye anılan mahkeme, Elhamra Sineması’nda toplandı. 49 kişiyi muhakemeye başladı. Ziya Hurşid, suçunu kabul etti; kendisine cinayete teşebbüsten dolayı ceza verilebileceğini söyledi. Suç ortakları kandırıldıklarını; diğer zanlılar ise suçsuz olduklarını beyan etti. Kel Ali, mahkemede Karabekir ile münakaşaya girişince, davanın siyasi bir dava olduğu anlaşılır korkusuyla, reisicumhur tarafından gizlice ikaz edildi.

Buna rağmen mesele, savcı tarafından bir hükümet darbesi olarak vasıflandırıldı. 13/VII/1926’da Ziya Hurşid’in de içlerinde olduğu 15 kişiye reisicumhura suikastten değil, hükümeti devirmeye teşebbüsten dolayı idam cezası verildi. Motorcu beraat etti; 6500 lira da mükâfat aldı. Bu işi organize eden ve gizli polis olduğu anlaşılan ‘Bombacı Kadın’ Nimet de beraat etti. İdam kararları o gece infaz edildi. Ziya Hurşid’in son sözleri, ‘Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa, ölmek hayırlıdır’ oldu. Şükrü Bey’in asıldığı ip koptu. Dünyanın her yerinde böyle bir kişinin idam edilmemesi hukuk geleneği iken, 2. kez asılarak işi bitirildi.

Karabekir mahkeme salonuna girdiğinde, oradaki subayların hürmet ve protesto maksadıyla ayağa kalkması, hükümeti korkuttu. Mahkeme esnasında İzmir semasında uçan tayyareler, ‘Karabekir Suçsuzdur’ yazan kâğıtlar atmıştı. Karabekir, Refet Bele ve Ali Fuad Cebesoy beraat etti. Mahkemede ayağa kalkan subayların tamamı sonradan şarka sürüldü.

 

Üç şeye pişmanım

İlk perde, böylece tamamlandı. Suikastçilerden sonra, kalan İttihatçıların tasfiyesine girişildi. 2/VIII/1926’da Ankara İstiklal Mahkemeleri, işlerini bitirdi. İçerinde İTC kâtib-i umumisi Midhat Şükrü Bleda, Ermeni tehcirinin mimarı Dr. Nazım, maliye nazırı Cavid, iaşe nazırı Kara Kemal ve gazeteci Hüseyin Cahid Yalçın’ın da içlerinde bulunduğu 60 kadar kişiyi muhakeme etti. Güya İttihatçılar, Kara Kemal liderliğinde tekrar iktidara gelmek üzere teşkilatlanmış; 9 maddelik bir de parti programı tesbit edilmişti.

Kara Kemal, Malta dönüşünde; güçler dengesini iyi hesaplayamadığı için Sarı Paşa dediği M. Kemal’e ortaklık teklif etmişti. Eskiden İaşe Nazırı olduğu için zengin ve tüccarla irtibatlı idi. Bu da Ankara’yı korkutuyordu. Yakalanacağını anlayınca intihar etti.

Ankara hareketine katılmamakla suçlanan Cavid Bey, İttihatçı olduğu için yurt dışına kaçtığını söyledi. Reisicumhurun, yaklaşan seçimlerde eski İttihatçıların tavrının ne olacağını Kara Kemal’den sorması üzerine tertiplenen istişare toplantılarına iştirak ettiğini beyan etti.

Mahkeme 26 Ağustos’ta karar verdi. Cavid, Dr. Nazım, Hilmi ve Nail Beyleri idama; firari Rauf Orbay ve eski İzmir Valisi Rahmi Beyleri de 10 sene kalebentliğe mahkûm etti. Diğerleri kurtuldu. Beraat eden Hüseyin Avni Ulaş’ın, ‘Artık kendi masumluğumdan emin değilim. Hepsi benden namuslu arkadaşlarımı astınız. Bende ne namussuzluk gördünüz de bu şerefi esirgediniz’ dediği meşhurdur.  İnfazlar o gece Cebeci’de yapıldı. İpi kopan Filibeli Hilmi, 2. defa asıldı.

Avrupalıların, ‘Türkiye’de rakamlardan anlayan tek adam’ dediği Cavid, Ankara’nın iktisadî merkezi İş Bankası’nın rakibi olan İstanbul merkezli İtibar-ı Milli Bankası’nın reisiydi. İttihatçıların gözünde, M. Kemal’e rakip olabilecek tek kişiydi. Üstelik Sabataycıların da başı pozisyonundaydı. Sabataycılar, artık reisicumhura biate mecbur oldular. Cavid Bey’in asılmaması için Fransız reisicumhurundan, Baron Rothschild’e kadar nice müracaatlar olduysa da hükümet dinlemedi. Fransa parlamentosu, idamın infazı üzerine, ‘Dünya çapında bir maliyeciyi kaybettik’ diyerek saygı duruşunda bulundu. M. Kemal’in sonradan, ‘Üç şeye pişmanım: Cavid’i astırdığıma; evlendiğime; Ankara’yı başşehir yaptığıma’ dediği söylenir.

 


 Önceki Yazılar
21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

Diğer makaleler için tıklayınız...