Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
AYŞE TATİLDE: KIBRIS’TA NELER OLDU?

23 Ocak 2017 Pazartesi

Akdeniz’in ortasındaki küçük, ama stratejik toprak parçası Kıbrıs, asırlarca herkesin iştahını çekti. 3 asırlık Osmanlı vilâyeti iken, İngilizlerin çöreklendiği ada, o zamandan beridir çözülmeyen bir meseledir.
VIII. asırda bir ara Müslüman Arapların eline geçen Kıbrıs’ta, daha sonra Bizans, Haçlılar ve nihayet Venedik hâkimiyet kurdu. Venediklilerin, Mısır ve Hicaz yolunu tehdit etmesi üzerine, Osmanlılar tarafından 1571’de fethedilen ada, 3 asır sıradan bir Türk eyaleti olarak idare edildi. 1877 Osmanlı-Rus Harbi mağlubiyetinden sonra imzalanan Berlin Antlaşması’nda, Osmanlı hükümetini desteklemesi mukabilinde, geçici olarak İngiltere’nin idaresine bırakıldı. Adada padişahın hâkimiyeti şeklen devam edecek; Müslüman hâkim ve müftüler İstanbul’dan tayin edilecek; adanın gelirlerinden masraflardan artan kısmı İstanbul’a gönderilecekti. İngilizce, Türkçe ve Rumca resmî dil olacaktı. Mahkemeler, dâvâlının Osmanlı vatandaşı olduğu hallerde Osmanlı; diğer hallerde İngiliz kanunlarını tatbik edecekti. Adadaki Rum ve Türklerin sosyal statülerini, cemaat meclisleri yürütecekti.
 
                                                    Osmanlı Kıbrıs'ı. Sağda Hala Sultan
Korporatif Federasyon
İngiltere’nin adada hâkimiyetini kökleştirmek istemesi, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında devamlı ihtilaf çıkarttı. İngiltere 1914’te adayı geri vermek yerine ilhak etti. 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile Ankara bunu resmen tanıdı.  1925 yılından, 1960 yılındaki istiklâle kadar Kıbrıs’a İngiliz tacına bağlı bir müstemleke statüsü tatbik olundu. Rum halk, énosis (birleşme) sloganıyla adanın Yunanistan’a verilmesini istiyordu. 1955’de Yunanlı Albay Grivas, EOKA adlı gizli bir teşkilat kurdu. Türkler ise adanın Türkiye’ye geri verilmesini veya bölünmesini istedi.
1959’da, Adnan Menderes hükümeti, Türkiye’nin Lozan’da bütün haklarından vazgeçtiği ada üzerinde, yeniden söz sahibi olmayı başardı. İngiltere ve Yunanistan ile yapılan müzâkereler neticesinde adada, Lübnan ve Belçika’daki gibi korporatif federasyon esasına dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk olacaktı. Belediye işleri, asker ve polis sayısı, %70’i Rum; %30’u Türk olan nüfusa göre tanzim ediliyordu. İngiliz hâkimiyetinden itibaren çok sayıda Türk, başka yerlere göç ettiğinden Müslüman nüfus azalmıştı. İngiltere, adada iki askerî üssü elinde tuttu. Piskopos Makarios cumhurbaşkanı; Türk Cemaati Reisi Fazıl Küçük ise yardımcısı oldu.
Kıbrıs'ta İngiliz hakimiyeti devri
Adadaki Türkler arasında öteden beri mevcut bulunan Yenilikçi-Gelenekçi bölünmesini Londra da, Ankara da desteklemiştir. Yenilikçilerin lideri Küçük’ün 1942’de söylediği, “Kıbrıs Türkü, İslâm sıfatını kabul ederse, ya anavatan, Kıbrıs’tan; ya Kıbrıs, anavatandan uzaklaşacaktır” sözü istikametinde, yenilikçiler, adada İslam hukukuna, medreselere, Arap alfabesine, Arapça ezana ve müftünün otoritesine karşı çıktı. Müslüman cemaatin reisi sıfatıyla Kıbrıs Müftüsü, sömürge devrinde vâliden sonra adanın protokolde en önde gelen şahsiyeti idi. Müftülük kaldırılınca, Ortodoks Piskoposu kendiliğinden bu mevkiyi almış oldu. Adadaki zengin vakıfların kontrolü de böylece laik otoritelerin eline geçti. Adada şimdi bile bir müftü ve İslâm dini tedrisatı yapan bir mektep yoktur. Bu da dinî hayatı fevkalâde zayıflatmıştır.
Bölünme
Yeni siyasî sistemden hoşnud kalmayan Rumların baskısı üzerine, 1963’te Makarios anayasada değişiklik teklif etti. Türklerin bu Akritas Planı’nı reddi üzerine, adada bazı Rumlar teröre başladı. Hem Yunanistan, hem de Türkiye, gizli milis kuvvetleri yetiştirmeye başladılar. Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran 1959 tarihli Zürih ve Londra Antlaşması’nı tek taraflı olarak geçersiz saydığını ilan etti. Adalı Türklerin yeni lideri avukat Rauf Denktaş, Ankara’yı adaya müdahaleye kışkırttı; ancak ABD başkanı Johnson, Türkiye’yi bu hususta ikaz etti. Ankara’nın diplomatik temasları ve Türk jetlerinin ada üzerindeki uçuşları üzerine hâdiseler duruldu ise de Rumlar arasında Makarios’a muhalefet arttı.
 
Rauf Denktaş, BM sekreteri Kurt Waldheim, Makarios
1967’de Yunanistan’da iktidara gelen albaylar cuntası, halkın hamasî hislerini tahrik edip içteki problemleri kamufle maksadıyla Kıbrıs’ı ilhaka kalkıştı. Bunun için, Grivas gizlice geldiği adada darbe yaptı. Makarios Londra’ya kaçtı. Eski EOKA’cı Nikos Sampson cumhurbaşkanı oldu. Darbe, görünüşte Amerika ve İsrail’in lehine; Türkiye ve Rusya’nın aleyhine idi. Bu arada Türklere karşı provokatif katliâmlar başladı. Türkiye, 1959 Zürih ve Londra Anlaşması gereği, İngiltere ve Yunanistan ile beraber, adada kendisine garantörlük tanınan üç devletten biri idi. Londra’nın sessiz kalması üzerine, bu hakkını kullanarak darbeden 5 gün sonra, “Ayşe Tatile Çıktı” parolasıyla, 15 Temmuz 1974’de adaya asker çıkardı.
  Solda Grivas, sağda Nikos Sampson
Adanın Türkiye için stratejik ehemmiyeti olduğunu düşünen Ankara’daki solcu hükûmeti, Kıbrıs’a müdahaleye kışkırtan, biraz da Rusya olmuştur. Ancak Türk askerleri, düzeni sağladıktan sonra adadan geri çekilmedi. Ada, Denktaş ve ekibinin istediği gibi ikiye bölündü. İki halk, yer değiştirmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Amerika, Ankara’ya ambargo koydu. Türkiye ekonomisi çökmeye yüz tuttu. Amerikan aleyhtarı CHP-MSP koalisyonu düştü.
Kanayan yara
İngiltere ve Yunanistan’da hep aynı çizgide olmayan hükümetler sebebiyle adadan stratejik istifadesi bazen tehlikeye düşen Washington, zamanla Türkiye’nin Kıbrıs’ta kalışını adeta destekledi. Bu, adanın tam karşısındaki İsrail’in de avantajına idi. Makarios’un Sovyet Rusya ile yakınlık kurması, dolayısıyla Rusya’nın Akdeniz’e, hem de İsrail’in tam karşısına çöreklenmesi, ne Amerika’nın, ne de İsrail’in işine gelirdi. Mamafih Rusya bile, adada Türkiye’nin varlığını ehven gördü. Böylece çözülemez bir Kıbrıs meselesi ortaya çıktı.
 
Adanın kuzeyinde, kimsenin tanımadığı, Türkiye tarafından beslenen güdümlü bir devletçik kuruldu. Türkler için, dünyadan tecrit edilmiş; millî geliri Rumların hayli altında, ümitsiz bir hayat başladı. Türkiye’nin adadaki tek yatırımı kumarhaneler oldu. Rumlar, meşru devletin devamı iddiasıyla, güneyde Türklere ait mülkiyet haklarına dokunmadığı halde; kuzeyde Rumlara ait mülkler, kuzeyin yeni politik aktörleri tarafından dağıtıldı. Denktaş’ın telaffuzuna bile dayanamadığı mülkiyet meselesi sebebiyle, Türkiye her sene Rumlara yüklü tazminatlar ödemektedir. Hülâsaten bu iş, Kıbrıs meselesinden geçinen mutlu bir azınlık dışında kimseye bir hayır getirmemiştir.

 Önceki Yazılar
21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

Diğer makaleler için tıklayınız...