Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
İntihar mı? Cinâyet mi?
ŞEHZÂDE YUSUF İZZEDDİN EFENDİ’NİN HAZİN ÖLÜMÜ


28 Kasım 2016 Pazartesi

Meşrutiyet devrinde veliahd olan Yusuf İzzeddin Efendi, Cihan Harbi’ne girilmesinin aleyhindeydi. Memleketin felâkete sürüklendiğini görüyor, üzülüyordu. Bu sebeple İttihatçıların düşmanlığını kazandı. Bu da, sonunu getirdi.

Sultan Abdülaziz’in şehzâdeliğinde dünyaya gelen oğludur. 1852 tarihinde doğdu. Babası tarafından hususi ihtimamla yetiştirildi. Sultan Aziz, 1867 tarihinde Avrupa seyahatine giderken, Şehzâde Murad ve Abdülhamid Efendilerle beraber onu da götürdü. Bu seyahat, genç şehzâdelere görgülerini arttırmakta çok faydalı oldu.

  

Yusuf İzzeddin Efendi yaverleri ile... O devre ait bir kartpostalda Yusuf İzzeddin Efendi (solda ortada)

Padişah-ı Şehid

Babasının feci ölümüne şâhid oldu. Sultan Hamid, kendisine sahip çıktı. 1909’da Sultan Reşad tahta çıkınca, en yaşlı şehzâde sıfatıyla veliahd oldu. Bu vesileyle defalarca yurt dışına çıktı; ecnebi devlet ricâli ile görüştü. Kayzer’in 3. ziyaretinde kendisine refakat etti. Dünya siyaseti hakkında malumatını arttırdı. O zamana kadar veliahd gözden uzak yaşadığı için, Meşrutiyet devrinin veliahdi popüler oldu; doğan çocuklara ismi verildi. Vaktiyle çok sevilen ‘padişah-ı şehid’in oğlu olması da bu sempatiyi arttırıyordu.

Şehzâde, içyüzünü iyi anladığı İttihatçıların şiddetli muhalifi idi. Cihan Harbi’ne de, Ermeni tehcirine de karşı olduğunu açıkça beyan ederdi. Çanakkale cephesindeki bir teftişte, askerin perişan hâlini görünce, Enver Paşa ile münakaşa etmişti. Münakaşa, Şehzâde’nin maiyetindeki Reşid Paşa’nın rivayetine göre, yorgunluk ve hastalık sebebiyle harbe tahammülü kalmayıp geri çekilen bazı askerlere, Enver Paşa’nın ateş emri vermesi yüzünden koptu. Şehzâde, Enver Paşa’yı azarladı; elindeki eldivenlerle de suratına vurdu. Gururu kırılan Enver Paşa, o esnada bir şey yapamadıysa da, şehzâdeyi mimledi. Şehzâde, Naciye Sultan ile evlendiğinden beri nefret ettiği Enver Paşa’nın, şimdi memleketi felâkete sürüklediğini hemen herkese söylemekten çekinmiyordu.

Sultan Reşad’ın hastalığı, İttihatçı muhalifi veliahdin tahta geçme ihtimalini arttırınca, iktidarı elde tutanların paçaları tutuştu. O esnada bir gün Yusuf İzzeddin Efendi, yatağında bileği kesilerek ölü bulundu. Güya kendisini kanser hastası zanneden Şehzâde, bu psikolojiyle, veliahdlikten uzaklaştırılacağı evhamına kapılmış; babası Sultan Aziz gibi o da bileklerini keserek kendisini öldürmüştü. Babasının intihar ettiğini ısrarla müdafaa edenler de, veliahdın intiharına bunu en kuvvetli delil olarak ileri sürmüşlerdir.

Bu sebeple bilhassa Jön Türk tarihçileri tarafından hakkında devamlı ‘ölümden korkan, nevrastenik, kibirli ve antipatik bir şahsiyet’ tablosu çizilmiştir. Tanıyanlar, hiç de böyle olmadığını anlatırlar. O zamanda yaşayıp da evhamlı olmamak ne mümkün! Zira İttihatçılar, hanedanı sıkı kontrol altında tutuyorlardı. Şehzâde’nin maaşı yarıya düşürülmüş; yakın maiyeti de, İttihatçı şahıslarla değiştirilmişti.

  

                             Yusuf İzzeddin Efendi, Çanakkale Cephesi'nde

Düzmece Ölüm Raporu

Hâdise, 19 Ocak 1916 gecesi Zincirlikuyu Köşkü’nde cereyan etmiştir. O gün çırak edilmiş câriyelerden birinin doğumu münasebetiyle kadınlar kısmında cemiyet vardı. Öncesinde bu hanımlardan yakınlarını kabul eden ve onlara neşe içinde muamele eden Şehzâde, dairesine çekilmiştir. Bir ara yoklamak üzere Şehzâde’nin dairesine giden Dilsaz Kalfa, kendisini sol bileği kesilmiş, ama yorganı usturuplu bir şekilde çenesine kadar çekilmiş halde buldu. Masanın üzerinde tamamlanmamış resmî evraklar duruyordu. Soğuk bir kış günü olmasına rağmen pencereler sonuna kadar açıktı. Odanın eşyası darmadağın edilmişti. Yerler ve duvarlar kana boyanmıştı; ama yorganın üzerinde tek damla bile kan yoktu.

Kâtillerin, bahçeden girdiği anlaşılıyordu. Bu işte dahli olduğu söylenen Habeşî haremağası Beşir’e, köşkten atıldıktan sonra Enver Paşa iyi bir maaş bağlamıştır. Ne tesadüf ki, şehzâdenin hususî tabiblerinden hiç biri o gün orada değildi. Muhtemelen kasten uzaklaştırılmışlardı. Bunlar yetişene kadar Şehzâde vefat etmiştir.

                                                     Yusuf İzzeddin Efendi'nin cenaze merasimi

Sebeb-i Katlim…

Hepsi birer İttihatçı olan hususî tabibler, aklî dengesini kaybederek intihar ettiğine dair rapor verdiler. Cenâze Sultan Mahmud Türbesi’ne, babasının yanına defnedildi. Leyla Hanım der ki, ‘Teyzezâdem, akl-ı selim sahibi, usturuplu, vakur bir zât idi. Son günlerde pek kederli idi; ama bunun sebebi harb yüzünden memleketin uğradığı fena vaziyet idi’.

Sonradan İttihatçıların paşa yaptığı hususi tabib Celâl İsmail, Şehzâde’nin kanser sebebiyle tahta çıkamayacağından korkarak ruhî buhrana düştüğünü iddia etmiştir. Leyla Hanım der ki, “Şehzâde’de ruhî buhran, hatta keyifsizlik bile yoktu. Bazı rahatsızlıkları vardı ama bunlar onun gibi birini intihara sevkedecek şeyler değildi. Bundan başka dini bütün bir insandı. İntihar etmesi için zayıf tabiatlı ve iradesiz biri olması lâzım gelirdi. Beni aynı rahmetli pederim gibi katledecekler. Sebeb-i katlim Enver olacak, derdi.”

Öldürüldüğü kanaatindeki herkes, bu işi Enver Paşa’nın yaptığına inanmıştır. Davası için eniştesini bile harcayacak kadar gözü kara Enver Paşa; Şehzâde’ye acıyacak biri değildir. İngiliz istihbarat raporları, açıkça bir cinayetten bahseder. Düşmanla münferid sulh yapıp, derhal harbden çekilmek taraftarı olduğu için, kendisini Almanların öldürttüğünü söyleyenler de vardır.

   

Yusuf İzzeddin Efendi, kısa boylu, kumral, yeşil-elâ gözlü, heybetli bir zât idi. Eli açık ve dinî bütün idi. Beş vakit namazına berdevam idi. Kışları bazen Nişantaşı’ndaki konağında veya ekseri Zincirlikuyu’daki köşkünde; yazın Çamlıca’daki Bağlarbaşı’ndaki sayfiyesinde otururdu. Sarkis Balyan’ın yaptığı Zincirlikuyu Köşkü’ne hânedan sürgün edilince el konuldu. Bugün yapı Meslek Lisesi’dir. 40 dönümlük bahçesinde envai çeşit ağaçlar vardır. Bağlarbaşı’ndaki köşk, Sultan Hamid tarafından hediye edilmişti. Bu köşk, şahane manzaralı bir yamaçta kurulmuş, üç katlı, kârgir bir bina idi. Şimdi lokantadır.

Yusuf İzzeddin Efendi’nin vefatı üzerine geride Nizâmeddin, Şükriye ve Mihrişah adında üç küçük çocuğu kaldı. Hânedanın 1924’te sürgünü üzerine, Mısır’a giden kardeşlerden Nizâmeddin Efendi vereme yakalandı. Öteden beri zayıf bünyeli şehzâde, tedavi için gittiği İsviçre’de bir hastane koğuşunda yalnızlık ve keder içinde vefat etti. Yusuf İzzeddin Efendi’nin zevcesi Leman Hanım çocukları sürgün edilince, Çamlıca’daki köşkün müştemilatında ömrünü geçirdi. Dirâyetli bir kadındı. Kocasından kalan malları elinde tutmaya ve sürgündeki çocuklarına para göndererek yardım etmeye çalıştı. “Çocuklarım memlekete dönüp, mallarına sahip olmadan, Allah canımı almasın!” diye dua edermiş. Duası tahakkuk etmiş; 1952’de memlekete dönen kızları ellerini öptükten az sonra vefat etmiştir.

 

               Zincirlikuyu Sarayı. Yusuf İzzeddin Efendi'nin öldürüldüğüne dair İngiliz istihbarat raporu


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...