Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
MODERN DARBELERİN PROVASI: KULELİ VAK’ASI

25 Temmuz 2016 Pazartesi

  Yakın tarihimizde pek bilinmeyen, bilenlerin de mahiyetini hâlâ tam anlayamadığı bir darbe teşebbüsü vardır. Asker ve ulemadan 41 kişi, Sultan Abdülmecid’i devirip öldürmek üzere gizli bir komite kurdular.


Sultan Abdülmecid

Tarihte sert idarecilerin çok muhalifi olduğu bir hakikattir. Fakat Sultan Abdülmecid gibi karıncayı incitmeye çekinen, ömrü Haremeyn’e hizmet etmekle geçen, bugünki Avrupa hükümdarları gibi bir meşrutiyet hükümdarına bu derece husumet hayret vericidir. Kendisine karşı 1859 senesinde tertiplenen suikast, evvelden haber alınıp önlenmiştir. Darbeciler, Kuleli Kışlası’nda hapsedilip sorguya çekildiği için bu hâdise Kuleli Vak’ası diye bilinir.
 


Fedailer Cemiyeti
Ferik (Korgeneral) Çerkes Hüseyin Dâim Paşa, Arnavut Câfer Dem Paşa, Tophâne-i Âmire kâtiplerinden Ârif Bey, İmâlât Meclisi âzâsından Binbaşı Râsim Bey, Tophâne Müftüsü Bekir Efendi, Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Efendi, Fatih Müderrislerinden Nasuhi Efendi, Hazergradlı Feyzullah Efendi, Kütahyalı Şeyh İsmail ile Tophâne Müşirliğinde vazifeli 25 kişi, bu komitenin mensupları idi. Şair Şinasi’nin de cemiyete dâhil olduğu söylenir.  Reis, darbe fikrinin de sahibi olan 46 yaşındaki Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Kürdî, İstanbul’a gelip Bayezid medresesinde İhya okutmaktaydı. Fedailer Cemiyeti’ni de orada teşkil etmişti. Reis vekili, Şeyh Ahmed’in Kars muharebelerinden tanıdığı Dâim Paşa idi.

      
Feyzullah Efendi              Hacı Bekir Efendi           Hacı Bekir'in kabri

Komitedekilerin sayısı mahdut olmakla beraber, çok kişinin kendilerinden olduğu propagandasını yaparak yanlarına adam çekmeye çalıştılar. Feyzullah Efendi, 1000; Kütahyalı İsmail, 6000 fedai va’detmişti. Cafer Paşa’nın da Arnavut fedaileri vardı. Cemiyetin en faal mensubu ve Didon Ârif diye de bilinen Ârif Bey, Alpaslan Türkeş’in dedesidir. Komitenin bir başka mensubu Tophane Müftüsü Bekir Efendi de Fevzi Çakmak’ın dedesidir. Bu, enteresan bir tesadüftür. Cemiyet, şeriat için çalıştığı sloganını yayıyordu. Ancak, işin bürokrat ayağını ihmal etmişlerdi.

Ayaklanma başlayınca, elçiliklere, patrikliklere ve şehir halkına hitaben Ârif Bey’in yazdığı bir beyanname dağıtılacaktı. Cafer Paşa ise emrindeki Arnavut askerlerle kontrolü temin edecekti. Râsim Bey, bir fedai çetesi ile telgraf tellerini keserek dışarısı ile haberleşmeye mâni olacaktı. Tophane Müftüsü Bekir Efendi ise, işin moral cihetini halledecekti. Dâim Paşa ise şehirdeki Kafkasya muhacirlerini kışkırtacaktı. Tophane’ye ziyarete geleceği gece, padişahın işi bitirilecekti.


Su Testisi…
Cemiyetteki bir mızıka başçavuşunun dili, bir kolağasına çözüldü; o da Mirliva (Tümgeneral)  Tatar Hasan Paşa’ya vaziyeti anlattı. Öte yandan cemiyet, Hasan Paşa’ya kendileriyle hareket etmesi teklifinde bulundu. Didon Ârif’in de ağzını arayan Paşa, kendilerine taraftar görünüp cemiyeti toplantıya çağırdı. Bir yandan da vaziyeti hükümete bildirdi. Kılıç Ali Paşa Câmii’nde toplandıkları 13 Eylül 1859 günü yapılan bir baskında hepsi yakalanarak Kuleli Kışlası’na hapsedildi. Bu arada izini kaybettirenler de oldu.


Yakalanan 41 kişinin muhakemesi, sadrazam Âli Paşa, şeyhülislâm Sadeddin Efendi, serasker Rıza Paşa, Meclis-i Âli-i Tanzimat Reisi Mehmed Paşa, Meclis-i Vâlâ Reisi Yusuf Kâmil Paşa ve Meclis-i Dâr-ı Şûrâ-i Askerî Reisi Mustafa Zarif Paşa’dan müteşekkil bir heyet tarafından yapıldı. Mahkemenin kâtibi de istikbalin meşhur darbecisi Midhat Paşa (o zaman Efendi) idi. Muhtemelen müstakbel planları için hâdiseyi analiz etmiştir.

Rıza Paşa



Darbecilerden Cafer Paşa, Kuleli Kışlası’na götürülürken korkusundan denize atlayarak intihar etti. Tahkikat dosyası, 1858 tarihli ceza kanununa göre tanzim edildi. Bunlardan 4’ü idam, diğerleri ise değişik cezalara çarptırıldılar. Kendisine suikast tertiplenen padişah, ortada ölüm olmadığı için idam cezalarını müebbed hapse ve kalebendliğe çevirdi. Şeyh Ahmed ve Ârif Bey Magosa’ya, Dâim Paşa ve Râsim Bey Akkâ’ya sürgün edildi.

İkinci derece suçlulardan 11 kişi Limni ve Rodos’da müebbed kalebentliğe mahkûm oldu. Üçüncü derece suçlulardan 8 kişi kalebentliğe, dördüncü derece suçlular ise ordudan ve memuriyetten atılarak hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı. Darbeyi hükümete bildiren Mirliva Hasan Paşa ise terfi ederek ferik (korgeneral) oldu.

Darbenin İçyüzü
Darbenin arkasında yabancı bir gücün varlığı pek malum değildir. Ancak daha geçen sene bir emrivâki ile Hindistan’daki koskoca Babür İmparatorluğu’nu yıkan İngiltere’nin işine yarayacağı muhakkak gibidir. Bütün darbelerde ekonomik menfilikler ile hükümetin icraatlarının bazı sınıflarda meydana getirdiği hoşnutsuzluk istismar edilir. Gerçi 1854 Kırım Harbi’nden sonra ekonomide yaşanan darlık, hükümete karşı bir hoşnutsuzluk hâsıl etmişti; ama bu raddeye gelecek bir şey değildi. Darbenin başı Şeyh Ahmed’in, İstanbul’da İngiliz casusu Vambery ile görüşmesi dikkat çekicidir. Şeyh Ahmed, 1850’de diğer bütün Kürd beylikleri ile beraber asırlardır sahip oldukları otonomiyi kaybeden Baban ailesinin adamıydı. Komitede bu aileden birkaç kişi vardı.


Bazılarına göre Kuleli Vak’ası, tutucu bir kitlenin Tanzimat ve Islahat fermanlarına karşı reaksiyonudur. Darbecilerden bir kısmı gerçekten buna inanmış olabilir. Halbuki bu iki ferman, Osmanlı Devleti’nde mevcut hak ve hürriyetlerin teyidinden ve Avrupa devletlerine karşı bir gösterişten öte mânâ taşımıyordu.

Namık Kemal gibi bazılarına göre hürriyetçi bir hareket olup, memlekete meşrutiyet idaresini getirme gayesine matuftur. Nitekim bazı mensupları sonradan Jön Türkler içinde yer almıştır. Cemiyet, Osmanlı Devleti’nde o zamana kadar rastlanmayan tarzda bir gizli cemiyettir. Cemiyete giriş usulü, İtalyan mason cemiyetlerine benzer. Her yeni girenden, “Süleymaniyeli Şeyh Ahmed ile aramdaki ahdi kabul ettim ve ben muâhid bir fedaiyim” yazan bir taahhütname alınırdı. İttihatçılar, bunu model tutmuşlardır. Bazı romantik yazarlar, modern siyasî partilerin bir nüvesi olarak görürler. Her neyse, Kuleli Vak’ası, Sultan Aziz’e yapılan kanlı 1876 darbesinin provasını teşkil etmiştir.

 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...