Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Osmanlı vakıf medeniyeti…
“KANADI KIRIK LEYLEKLERE VAKIF”


23 Mayıs 2016 Pazartesi

Osmanlılar, vakıflar kurarak Hazret-i Peygamber’in hadisindeki müjdeye kavuşmak istemiş, isimlerini ebedîleştirmiştir. Devlet de pek çok amme hizmetini, vakıflar yoluyla yerine getirmiştir. Bu devirde çok enteresan vakıflara rastlanır.

Osmanlılar zamanında devlet, içeride ve dışarıda emniyeti temin eder; ekonomik ve sosyal hayata karışmazdı. Ekonomik nizâm, sosyal adalet üzerine kurulmuştur. Ferdî teşebbüse, herkesin meşru dairede dilediği işi yapmasına imkân verir. Herkes, çalıştığına erişir. Alın teri ile elde edilen bir kazanca kimse müdahale edemez. Herkes malını dilediği gibi kullanır. Kimse kimsenin malına el uzatamaz. Bu sistem, hür dünya ülkelerinde tatbik edilen liberal ekonomik sisteme yakındır. Ancak başı boş bir liberalizm de değildir. Üretimde mümkün olduğunca özel teşebbüsü; millî gelirin ferdlere taksiminde de sosyal adaleti esas alır.

Bu sistemin mahzurlarını bertaraf edebilmek için bir takım tedbirler alınmıştır. Bunların başında vakıflar gelir. Osmanlı tarihinde maarif, sağlık, bayındırlık gibi amme hizmetleri hep bu yolla yerine getirilmiştir. Hatta halka hizmet eden bir takım memurların maaşları bile bu yolla karşılanmıştır. Câmiler, mektep ve medreseler, tekkeler, hastaneler, köprüler, çeşmeler, su bendleri, hanlar, kervansaraylar hep vakıf olarak yapılmıştır. Bunun için Osmanlı medeniyetine, vakıf medeniyeti demek âdet olmuştur.

Sultan Hamid tarafından Tophane'deki Nusretiye Câmii önüne 1903'de mimar d'Aronco'ya yaptırılan çeşmenin açılış merasimi. 1957'de sökülerek Şişli Maçka Caddesi üzerine taşınmıştır.

Kapanmayan amel defteri

Vakıf, insanlık tarihi kadar eskidir. Kur’an-ı kerîm, yeryüzünde kurulan ilk mâbedin Mekke'deki Kâbe olduğunu bildiriyor (Âli İmrân: 96). Şu halde dünyadaki ilk vakıf eseri budur. Hazret-i İbrâhim, Büyük Tûfan’da yıkılan bu mâbedi, oğlu Hazret-i İsmâil ile beraber yeniden inşâ etti (Bakara: 127). Ayrıca vefat etmeden önce Filistin’in Halîl şehrindeki arâzisini vakfetti. Mahsulünden, gelen gidenlere ziyâfet verilmesini de vasıyet etti. Tarihin en eski vakıflarından biri olan Halil İbrahim Vakfı, Filistin7in İngilizler tarafından işgaline kadar tatbik olunmaktaydı. Hazret-i Dâvud’un başlattığı ve Hazret-i Süleymân’ın tamamlattığı Mescid-i Aksâ da tarihte bilinen en eski peygamber mâbedlerinden biridir. Bu da vakıftır.

Ama vakfa esas ehemmiyet ve parlaklığını kazandıran, İslâm dini olmuştur. Hazret-i Peygamber’in, “İnsanlar ölünce amel defterleri kapanır. Ancak faydalı ilim, hayırlı evlat ve sadaka-i câriye (hayır eseri) bırakanlar müstesnâdır. Onun amel defterine, o hayır eserinden istifâde edildiği müddetçe sevap yazılır” hadîsi çok meşhurdur. Bizzat kendisi vakıf kurmuş; eshâbının ve sonra gelen Müslümanların da böyle davranmalarını teşvik etmiştir. Hayber’deki hurmalığını Müslümanlara vakfettiği gibi; hanımlarının oturduğu evleri de yine hanımlarına vakfetti. Hanımların vefatından sonra bu evler, Mescidi Nebevi’ye katıldı.

Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Ebû Talha, Câbir, Muhayrık gibi sahâbîler, daha Hazret-i Peygamber’in sağlığında O’nun teşviki üzerine vakıflar kurdular. Vakıf, tutmak, hapsetmek mânâsına gelir. Tevkif aynı köktendir. Bir malın, insanların menfaatine tahsis edilmesi demektir. Vakıf malın, mülkiyeti Allah’a ve menfaati de Allah’ın kullarına aittir.

 

Gelinlik vakfı

Müslümanlar, hayır yaparak mezkûr hadîsteki müjdeye kavuşmak istemiş, böylece isimlerini ebedîleştirmiştir. Devlet de pek çok amme hizmetinin bu yolla yerine getirilmesini teşvik etmiş, vakıflara destek vermiştir. Vakıf deyince akla, câmi, hastane, mektep, çeşme, mezarlık, köprü geliyor ama, arşiv vesikalarından, Osmanlılarda çok enteresan vakıflar kurulduğu görülmektedir.

Hizmetçilerin kırdıkları eşyaların ödenmesi, mektep çocuklarının pikniğe götürülmesi, kölelerin azatlanması, hapishanedeki borçluların borçlarının ödenmesi, kışın şehirlere inmesinler diye dağlardaki yırtıcı hayvanlara yiyecek verilmesi, kanadı kırık leyleklerin tedâvisi, dul kadınların barınması, fakir talebeye pabuç ve elbise verilmesi,  yazın fakirlere buz dağıtılması, helva dağıtılması, göllerin temizlenmesi, iftar verilmesi, köprülerin, selin getirdiği ağaç ve taşlardan temizlenmesi, duvarların silinip temizlenmesi, sokaklarda geceleri kandiller yakılması, güzel yazı öğretilmesi için vakıflar kurulmuştur.

Bazıları, halkın hava alması için mesire yeri vakfetmiştir. Fakir kızlar evlenirken giysin diye gelinlik vakfeden; taksın diye gerdanlık vakfedenler çoktur. Sokullu Mehmed paşa, askere giden mücahidler için atlar vakfetmiştir. Van gölünde âcil yardım gemisi dolaştıran vakıf vardır. İznik’te halkın yemesi için meyve ağaçları vakfedilmiştir. Aydın’da bir hammal, çeşmeden akan suyun yazın soğuk olması için, 3 ay haznesine kar konulması vakfetmiştir. Paranın kıymetli olduğu bir zamanda, kredi isteyenlere yardımcı olmak üzere para vakıfları kurulmuş; kitabın pahalı olduğu bir zamanda, ilim meraklıları için kütüphaneler vakfedilmiştir.

Aile sigortası

Bazı kişiler, mirasının vârisleri tarafından çarçur edilmesini istemez; aile vakfı kurarak sonraki nesillerin mağdur olmasını engellemeye çalışır. Buna zürrî vakıf da denir. Bu takdirde kişinin serveti, kıyamete kadar gelecek ailesinin istifadesine tahsis edilmiş olur.

Burada vakfın gelirleri vakfedenin arzuları istikametinde aile mensuplarına dağıtılır.  Mesela soyundan gelen evlenmemiş kızlara veya dul kadınlara veya sakatlara veya ilim talebesine veya soyundan gelenlerin hepsine vakfedebilir.

Cumhuriyetten sonra aile vakıfları yasaklandı. Ancak mevcut aile vakıfları varlığını devam ettirdi. Dedelerinden kalma zürrî vakıfların getirdiği gelirlerle burslu gibi tahsil yapanlara bu devirde çok rastlanmıştır.

 

Gurabahane-i Laklakan (Leylek Hastanesi)-Bursa


 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...