Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SULTAN AZİZ’E YAPILANLARIN ÂHINI KİM ÇEKİYOR?

11 Nisan 2016 Pazartesi

Tarih boyunca padişahların tahttan indirilmesi için alınan fetvâların hemen hepsi düzmece sebeplere dayanır. Ama darbeciler, halkı yapılan işin meşru olduğuna ikna edebilmek için fetvâ lâzım olduğunu iyi bilirler.

Sultan Aziz’in tahttan indirilmesi için verilmiş düzmece fetvâda padişah ‘din işlerini ihlal’ ile itham olunur ki, trajiktir. Ama bir hükümdarı dinsizlikle suçlamak, amme efkârını en fazla iknâ edici sözdür. Kendisinden önceki ve hele de sonraki padişahtan daha dindar olduğu herkesçe malum bulunduğu halde, böyle anılmak, fetvânın ciddiyetini göstermeye kâfidir. Sonradan, Çerkes Hasan Bey, eniştesi padişahın intikamını almak üzere sadrazamın konağını bastığında, Sultan Aziz’i dini ihlal ediyor diye tahttan indirenler, içki sofrasında yakalanmıştı.

Kanlı mushaf

Mekke Şerifi Abdülmuttalib Efendi, darbe günü Serâskerlik dairesinde, “Halife, mecnun, ya da küfrü mucib bir şey olmadıkça nasıl hal’ olur?” diye sorduğunda, şeyhülislâm Hayrullah, padişahın lisanından 2 defa küfre dair söz işittiğini söylemiştir.  Mâbeynci Âtıf Bey bunu naklettikten sonra diyor ki, “Efendimizin üç sene hizmetinde bulundum. Ehl-i sünnet itikadına muhalif bir söz işitmedim. Yeme, içme ve günlük işlerinde dine pek itina gösterir; Frenk usulü yaşayanlara itiraz ederdi” diyor.

Dâhiliye Nâzırı Memduh Paşa, Sultan Aziz’in müskirat [içki] kullanmak şöyle dursun; su yerine zemzem içtiğini anlatır. Sultan Aziz, Mevlevî idi. Beş vakit namazına pek dikkat ederdi. Vefat ederken de Kur’an okumaktaydı. Sultan Vahîdeddin amcası için der ki: [Dinen] mübâlatsız [zayıf] zannedilen Sultan Aziz bile, son nefesinde Kur’an-ı kerime sarılarak teslim-i ruh etmiştir. Kanı ile boyanmış mushaf-ı şerifi Yıldız kütüphanesindedir”.

 Sultan Aziz'in kanlı gömleği

İntihar süsü mü?

29 Mayıs 1876'da saray kuşatılarak Veliahd Murad Efendi dairesinden çıkarıldı ve kendisine çete mensuplarınca biat olundu. Bu sırada cülûs topları atılarak vaziyetten haberdar edilen Sultan Aziz, sarayından alınarak Topkapı Sarayı'nda amcası Sultan III. Selim'in şehit edildiği daireye hapsolundu. Burada yaşadığı psikolojik baskı tahmin edilebilir. Bu arada Sultan Aziz’in ailesi saraydan aşağılayıcı bir şekilde tahliye edildi. Hanımlar mücevher kaçırmasınlar diye askerlerce soyuldu; hatta zevcesi, yağan yağmurun şiddetiyle hastalanıp birkaç gün sonra vefat etti. Hükümdarın serveti yağma olundu. Harem halkı sokağa atıldı.

Daha sonra Ortaköy Sarayı’na nakledilen Sultan Aziz, burada kendisine revâ görülen pek çok eziyetten sonra 4 Haziran 1876'da odasında bilekleri kesilmiş halde ölü bulundu. On gün sonra eski padişahın kayınbiraderi Erkân-ı Harb Binbaşısı Çerkes Hasan Bey, kabine toplantısını basarak Hüseyin Avni ve Hâriciye Nâzırı Râşid Paşaları öldürdü; diğer bir kaçını da yaraladı ise de kendisi de idam edildi. Birkaç sene sonra yapılan muhakeme neticesi, Sultan Aziz’in Avni Paşa'nın emriyle katledildiği hukuken sabit oldu. Hâdiseye intihar süsü verilmişti.

  

    Sultan Aziz'in vefatına dair bir Fransız gazetesinin haberi ve padişahın Çemberlitaştaki kabri

Hayal kırıklığı

Yeni padişah Sultan V. Murad, bir parlamento yerine, kötü haldeki devlet işlerinin ıslahı gerektiğini söyleyerek darbecilerin ele başılarından Midhat Paşa'yı hayal kırıklığına uğrattı. Sultan Aziz'in elim vefatı ve Çerkes Hasan Vak'ası, Sultan Murad'ın âsâbını daha da bozdu. Bunun üzerine zamanın ricâli, padişahın tedavisi imkânsız bir hastalığa tutulduğuna dair rapor elde edip, şeyhülislamdan da fetvâ aldılar. Veliahd Abdülhamid Efendi, meşrutiyet ve anayasa ilânı şartıyla 16 Ağustos 1876'da tahta çıkarıldı.

Sultan Murad da, 28 sene Çırağan sarayında hapis hayatı yaşayarak, bir manada amcası Sultan Aziz aleyhine giriştiği komplonun karşılığını gördü. Sultan Murad'ın tahttan indirilişi için şu beyitle tarih düşürülmüştür:

"Doksan üçde doksan üç gün pâdişah-ı mülk olub

Göçdü matemgâhına Sultan Murad-ı nâmurad".

Sultan Aziz’in hal’ fetvâsını imzalayan Hayrullah Efendi, Sultan Hamid tarafından 1877’de azledilip Medine’ye, oradan da Tâif’e sürüldü. Burada 1898’de öldü. Fetvayı yazan Kara Halil Efendi, bunun yerine geçti ise de, Sultan Hamid onu da 8 ay sonra azletti ve 1880’de de öldü. Ne yazık ki, ideolojik tarih genç dimağlara, Sultan Aziz’i horoz döğüştürüp galip gelene madalya takan bir meczup; Midhat Paşa’yı ise hürriyet kahramanı olarak empoze etmiştir.

  Çerkes Hasan Bey ve idamı

Milletin çektiği

Bir kimsenin halife sayılması için, hem meşru bir yolla başa gelmiş olması; hem de halifelik yapabilecek güce sahip olması gerekir. Başta meşru halife varsa, başkası bu iddiada bulunamaz. Ancak önceki halife ölür veya feragat ederse, ikincisinin halifeliği meşru olabilir. Gayrımeşru bir surette azledilen hükümdarın yerine çıkan da meşru bir hükümdar sayılamaz. Nitekim Sultan Aziz'in ve Sultan Hamid'in tahttan indirilmesinde böyle olmuştur. Halefleri, icra gücünden mahrum oldukları için, hakikî halife sayılmamıştır. Nitekim Sultan Murad'ın saltanatında iktidar, Mütercim Rüşdü ve Midhat Paşaların; Sultan Reşad zamanında ise İttihatçıların elindeydi.

Tarih boyunca bu gibi hallerde, devletin başına gelen büyük felâketlerin, kaybedilen savaşların sebebi, hükümdarın meşru olmayışına bağlanmıştır. 1909’da Sultan Hamid tahttan indirilirken, o zamanki Fetvâ Emini Hacı Nuri Efendi, dürüst ve aklı başında bir zât olduğundan, “Padişahı tahttan indirmekte uğursuzluk vardır. Sultan Aziz haksız yere tahttan indirildi; ardından Rumeli kaybedildi. Şehid çocuklarını ben sırtımda taşıdım” derken bu inancı terennüm ediyordu. Nitekim vazifesinden istifa etmiş; ama istenen fetvâyı yazmamıştır. Sonradan Cumhuriyet hükümetinden meal ve tefsir yazma vazifesi alacak olan Elmalılı Hamdi, bu talihsiz işe talip olmuştur. İşte yine bunun içindir ki, son devir ulemasından Abdülhakîm Arvasî, “Bu millet, Sultan Aziz’in âhını çekiyor; daha Sultan Hamid’e sıra gelmedi” demiştir.


 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...