Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SEVR ANTLAŞMASI: ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK Mİ?

25 Ocak 2016 Pazartesi

Sevr Antlaşması’nın tarafları bunun gerçekçi bir hal tarzı olmadığının farkındaydı. Aslında herkesin gizli birer ajandası vardı.

I.Cihan Harbi’nden sonra Almanya ile Versay, Avusturya ile Saint Germain, Macaristan ile Trianon ve Bulgaristan ile Neuilly Antlaşması imzalandı. Almanya, Batı Prusya, Saarland ve Alsace-Lorraine gibi Alman yurtlarını kaybederken, Avusturya’dan koparılan topraklar üzerinde yeni devletçikler kuruldu. Bulgaristan ve Macaristan da bir mikdar toprak kaybetti. Hepsi, imparatorluktan basit birer ulus-devlete dönüştürüldü. Bu müzakereler birkaç ayda bittiği halde, Osmanlı Devleti’yle müzakereler uzun sürmüştür.

 

Osmanlı delegeleri: Soldan Rıza Tevfik, Damad Ferid Paşa, Maliye Nâzırı Tevfik Paşa, Bern Sefiri Reşad Halis. Sağda galipler...

Eldeki koz

Macera uğruna girdiği bir savaşta mağlup olarak toprakların çoğunu kaybeden Osmanlı Devleti’nin yeni bir maceraya girişmesini önlemek için müttefikler Mondros Mütarekesi çerçevesinde Anadolu’da muayyen yerleri işgal etti. Bu arada sulh antlaşması için Paris’te müzakereler başladı. Fakat müttefiklerin korktukları başlarına geldi. İttihatçı düşmanı yeni padişah Sultan Vahideddin, savaşın bütün suçunu İttihatçıların üzerine yıkmayı ve Anadolu’daki halkın mahalli mukavemet hareketlerini bir elde toplayıp sulh müzakerelerinde koz olarak ileri sürerek daha iyi şartlarda antlaşma yapmayı umuyordu. Bu sebeple Anadolu’ya fevkalade salahiyetli bir müfettiş gönderdi. Bu müfettiş, Anadolu’da padişahın mümessili olarak milli mukavemeti teşkilatlandıracak ve sulh müzâkerelerinde İstanbul’un elini güçlendirecekti.

Mütakereden sonra ekonomik ve sosyal hayat canlanmaya başlamıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Bu arada tek elde toplanan mukavemet hareketi, Anadolu’da İstanbul’a alternatif bir hükümet kurdu. Ancak İttihatçı kalıntıları zaman içinde bunun içine sızınca, İstanbul bu harekete karşı çekingen durmaya başladı. Güçlü bir teşkilata sahip İttihatçılara karşı muhalefetin başa çıkması mümkün olmadığı gibi, İzmir’in trajik işgali, amme efkârını (kamu oyunu) müttefiklerle işbirliğine yapılamayacağı kanaatine sevketti. Bu da İstanbul’un değil, Ankara’nın elini güçlendirdi. Halk, artık kurtuluşu Anadolu’da görüyordu. Müttefikler, İstanbul hükümetini ortadan kaldırmak, emperyalist siyasetin önünde engel gördüğü padişahlığı, hatta halifeliği ortadan kaldırabilecek bir fırsat olarak Anadolu hareketini el altından destekleme politikasını benimsedi. Yunanlıların Anadolu’ya çıkarılması, halkın İstanbul’dan yüz çevirmesi senaryosunun bir parçasıydı.

Müttefiklerin (İngiltere, Fransa, İtalya ve ABD) Nisan 1920’de San Remo’da hazırladıkları metin, müstakil bir devlet mefhumuyla bağdaşmıyor; Osmanlı Devleti’nin istiklâlini yok ediyordu Bunun için Osmanlı delegesi Sadrazam Tevfik Paşa müzakerelerden çekildi. Bunun üzerine İzmir’i işgal etmiş olan Yunanlılar, Anadolu içlerine sevkedilerek Osmanlı hükümeti barışa zorlanırken, halk da biraz daha Ankara’ya yaklaştırılıyordu. Nihayet Maarif Nazırı Bağdadlı Hadi Paşa, Şura-i Devlet Reisi Rıza Tevfik ve Bern Sefiri Reşad Hâlis Bey’den müteşekkil ikinci bir heyet, Paris’in Sevr banliyösünde 10 Ağustos 1920’de bir antlaşmayı paraf etti. Karşı tarafta Britanya, Fransa, Japonya, İtalya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz Krallığı, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırb-Hırvat-Sloven Krallığı ve Çekoslovakya vardı. ABD, Osmanlı Devleti ile savaşmadığı; Rusya ise Cemiyet-i Akvam (BM) azası olmadığı için antlaşmaya imza atmadı.

Sevr Antlaşması ile İstanbul ve Anadolu Osmanlı Devleti’ne bırakılıyor; ama Mondros Mütarekesi sebebiyle fiilen işgal altında bulunan Suriye, Ceyhan, Antep, Urfa ve Mardin, Fransa’ya; Irak, Filistin, İngiltere’ye; Çatalca’ya kadar Trakya ve İzmir, Yunanistan’a; Antalya, İtalya’ya veriliyordu. Boğazların idaresi, milletlerarası bir komisyona devrediliyordu.

 

 Sevr Projesi

Öteki mağlupların hâli?

Antlaşmada tasvir edilen şartlar, zaten I. Cihan Harbi’nin neticesiyle ortaya çıkan fiilî vaziyettir. Yani Anadolu’da bazı toprakların kaybından, mevcut İstanbul hükümeti ve padişah değil, çoğu Ankara’da bulunan İttihatçılar mesuldü. İzmir’in işgaline bile Yunanlılar, İttihatçıların vaktiyle Ege Rumlarına tatbik ettiği muamelelerin telafisini bahane göstermişti. Çökmüş Suriye ve Irak cephelerinin kumandanları artık Ankara hareketi içindeydi. Mondros Mütârekesi neticesinde Anadolu’nun işgal edilmesinde o zamanki İstanbul hükümeti ve padişahın mesuliyeti yoktu. İstanbul delegeleri, şimdi Ankara’da boy gösteren İttihatçıların memleketi sürüklediği fiilî vaziyetin, Sevr’de resmîleştirilmesini kabule zorlanmıştır.

Sevr’in, mevcut fiilî hâle göre getirdiği tek ağır hüküm Boğazlar’ın milletlerarası statüsüdür ki Lozan da bunun aynen kabul etmiştir. Bir milletlerarası komisyon tarafından idare olunan Boğazlar’ın hukukî statüsü, II. Cihan Harbi rüzgârının tesirinde olarak1936 Montrö Mukavelesi ile hafifletilmiştir. Fransa, himaye rejimi altında tuttuğu Suriye’yi nihayet 25 sene sonra -yani Antakya’yı Türklere verdikten birkaç sene sonra- terketmiştir.

Diğer mağluplarla yapılan antlaşmalar, daha ağır şartlar taşıyordu. St. Germain Antlaşması, bin yüz yıllık koskoca Avusturya İmparatorluğu’nu yıkarak, denize çıkışı olmayan, sanayii sınırları dışında kalmış, küçük ve ehemmiyetsiz bir Avusturya Cumhuriyeti meydana getirdi. Buna rağmen Sevr Antlaşması İstanbul ve Anadolu’da büyük infiale sebep oldu. Hükümet, meclis ve padişah tarafından kabul edilmedi. Böylece yürürlüğe girmedi. Buna rağmen Ankara, bu sebeple İstanbul hükümetini hain ilan ederek davasına prim kazandırmayı ihmal etmedi. Diğer devletlerin de kabul etmediği antlaşmayı bir tek Yunanistan kabul etmiştir.

Sevr Antlaşması’nın akıbetini ve tatbik edilebilir olup olmadığını başka bir yazıda ele alalım.

  

Solda Cihan Harbi sonunda imzalanan antlaşmalara dair bir karikatür. Sağda Venizelos Sevr'i imzalıyor.

Doğu ve güneydoğuda Wilson Prensipleri çerçevesinde, plebisite dayalı otonom bir Ermenistan ve Kürdistan kuruluşunun önü açılıyordu. İzmir’in geleceği, 5 yıl sonra yapılacak plebisitin (halk oylamasının) neticesinde belli olacaktı. Ordu, gönüllü ve paralı 50 bin kişiyle sınırlı olacak; savaş suçluları muhakeme olunacak; savaş mağdurlarının hakları iade edilecekti. Kapitülasyonlar devam edecek; ancak ekonomik vaziyeti sebebiyle Türkiye’den savaş tazminatı istenmeyecekti.

 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...