Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
‘VÂLİDE-İ ŞEHİDE’ MAHPEYKER KÖSEM SULTAN

14 Eylül 2015 Pazartesi

Mahpeyker Kösem Sultan, en az Hürrem Sultan kadar Türk tarihinin en meşhur hanımlarındandır. Hakkındaki imaj da çok çeşitlidir. Devlet işlerine karışan bir entrikacı mı, yoksa büyük bâdireler sırasında millete hizmet etmiş bir imparatoriçe mi?
Anastasya adında Bosnalı veya Moralı bir cariye iken, saraya alınmış; güzelliği sebebiyle Mahpeyker (Farsça, ay yüzlü) ismi verilmişti. Ama daha çok, pürüzsüz yüzü veya sebebiyle Kösem diye anılmıştır. Kösem aynı zamanda sürüye liderlik eden koyuna da verilen isimdir. Bu lakap, Mahpeyker’in sonraki hayatında ortaya çıkacak liderlik vasfına da delâlet eder. Sultan I. Ahmed’in dikkatini çekti. Birbirlerini sevdiler. Murad (1612-1640), Kasım (1614-1638), Süleyman (1615-1635), İbrahim (1615-1648) adında 4 oğlan ve Ayşe (1605-1657), Fatma (1606-1670) ve Atike (1614-1674) adında üç kız çocuğu doğurdu. Böylece diğer hasekilerin önüne geçti. Pek dindar olan zevciyle beraber tasavvufa intisap etti.  Sâkin ve huzurlu bir hayat yaşayıp, çocuklarıyla meşgul oldu.
14 senelik evlilikten sonra 28 yaşında dul kalınca kendisini siyasî kargaşanın ortasında buldu. Oğullarını korumak için, tahta üvey oğlu Osman’ın değil de, kayınbiraderi Mustafa’nın çıkarılmasındaki rolü ilk politik icraatidir. Böylece o zamana kadar padişahın oğlunun tahta çıktığı Osmanlı verâset sistemi, en yaşlı şehzâdenin tahta çıktığı seniorat usulüne doğru değişmiş; aynı zamanda kardeş katli geleneği de tavsamıştır.
 
  
                Soldan sağa Sultan I. Ahmed, Sultan IV. Murad, Sultan İbrahim
Sultan I. Mustafa ve Sultan Genç Osman’ın vefatından sonra Mahpeyker Sultan’ın iki oğlu Murad ve İbrahim peş peşe tahta çıktı. Sultan IV. Murad 12 yaşında tahta çıkınca, annesi Mahpeyker Sultan, Vâlide Sultan sıfatıyla nâibelik yaptı. Padişah, siyaseti, annesinden öğrendi. Padişah erişkin yaşa gelince; annesi geri planda durdu. Ama küçük oğlu Şehzâde İbrahim’i de ağabeyi padişahın muhtemel gazabından korudu. Böylece Osmanlı hânedanının devamında mühim bir rol oynadı.
Ağabeyinin 1640’daki ölümüyle tahta çıkan Sultan İbrahim, annesini iyice geri plana itti. Hatta kendisini bir ara Rodos’a göndermeyi bile düşündü. Bunun üzerine Florya’daki çiftliğinde inzivaya çekilen Vâlide Sultan,  buna rağmen oğlunun çocuk sahibi olması ve hânedanın devamı için büyük gayret etti. Herkes tarafından sevildi ve hürmet gördü.
8 yıllık saltanattan sonra Sultan İbrahim, bir asker ve bürokrat darbesiyle tahttan indirilip öldürüldü.  Bazıları bunda annesinin rolü olduğunu söyler. Halbuki Topkapı Sarayı’nın harem dairesi önünde isyancıların temsilcilerine dil döküp oğlunu tahtta tutmayı denedi. Buna muvaffak olamayınca padişahın salâhiyetlerini ulema ve askerlerden müteşekkil bir meclisle paylaşmasını teklif etti. Mahpeyker Vâlide Sultan’ın burada başında ipekli siyah peçesi ve iki yanında duran haremağası olduğu halde, karşısındaki ulemadan darbecileri, metin ve tecrübeli tavırları ile münazara edip yorgun düşürdüğü tarihçiler tarafından övülerek anlatılır.
Darbecilerin kararlı olduğunu gören Vâlide Sultan, oğlunun hayatının bağışlanması karşılığında tahttan indirilmesine rıza göstermiş, ama verilen söz tutulmamıştır. Mahpeyker Sultan, torunu Sultan IV. Mehmed’in tahta çıkmasını temin etmiş; doğması muhtemel daha kötü neticeleri soğukkanlılığı ile önlemiştir. Tıpkı oğlu İbrahim’i, daha evvel ağabeyi Sultan IV. Murad’ın gazabından koruduğu gibi.

                                            Mahpeyker filminden bir sahne.
Tahta Sultan İbrahim’in 7 yaşındaki Sultan IV. Mehmed geçti. Padişahın hem annesi, hem babaannesi hayattaydı. Bu, Osmanlı tarihinde bir ilktir. Mahpeyker Sultan, genç ve tecrübesiz annesi Terhan Sultan’ı atlayarak padişaha nâibelik yapmak istedi. Ama kayınvâlidesi gibi zeki ve dirâyetli olan Terhan Sultan buna izin vermeye niyetli değildi. Bu devrede kısa bir müddet de olsa devletin fiilî idarecisi olarak Mahpeyker Vâlide Sultan görülür.
Mahpeyker Sultan, buhranlı zamanlarda ordunun subayları olan yeniçeri ağalarıyla iyi diyalog kurmanın faydasına inanırdı. Bu sebeple asker kendisini tutuyordu; saray ağaları da Terhan Sultan’ı. Öte yandan sermaye ve ekonomik gücün sahibi olan tüccarlar oligarşisi, askerlerle irtibat hâlindeydi. Vâlide Sultan, harem teşrifatında bazı değişikliklere girişti. Haremağalarının hareme girmelerini, gerek harem ve gerekse harem dışındaki işlere karışmalarını şiddetle yasakladı; aksi takdirde öldürüleceklerini bildirdi. Hatta buna dair bir yazıyı haremin kapısına astırdı. Böylece sarayda belli bir nüfuza sahip ağaların düşmanlığını kazandı. O zamana kadar hep aklıselim ve tedbirle hareket eden Vâlide Sultan’ın bu tavrı, sonunu getirdi. Haremağaları, diğer saray ağalarıyla ittifak ederek Mahpeyker Sultan aleyhinde bir kampanya başlattı.
Mahpeyker Vâlide Sultan, yeniçeri ocağı ağalarından Kara Murad Paşa’yı veziriazamlığa getirtti; Bektaş Ağa vasıtasıyla da İstanbul tüccarlarını sıkı kontrol altına aldı. Öyle ki bir kuruşun bile, hesabını sorar oldu. Böylece tüccarlar oligarşisinin de düşmanlığını elde etti. Mahpeyker Sultan aleyhindeki dedikodular, muhtemelen bu iki klik tarafından maksatlı olarak ortaya atılmış ve yayılmıştır. Zira ‘fakirlerin annesi’ unvanıyla anılan Mahpeyker Sultan’ın gerçek karakteri, bununla hiç de mütenasip değildir.
1651’de İpşir Paşa isyanı ve şehirdeki yeniçeri ayaklanması vesilesiyle Mahpeyker Sultan’ın bir saray darbesi yaparak, küçük padişahı öldürtüp annesi daha munis olan Şehzâde Süleyman’ı tahta geçireceğinden şüphelenen saray ağaları harekete geçti. 120 zülüflü baltacı, hareme girerek, kendisini öldürmeye teşebbüs etti. Mahpeyker Sultan, dairesindeki döşek yüklüğüne saklandı. Fakat dolap kapağının dışında kalan elbise kuşağının ucunu gören bir cariye, kendisini ihbar etti.
Bir vâlide sultanın, haremde, perde kordonuyla boğularak öldürülmesi, Türk tarihinin en acı ve utanç verici hâdiselerindendir. Vefatında 61 yaşındaydı. Sevgili zevcinin zevcinin Sultanahmed Meydanı’ndaki türbesindedir. Dairesi yağmalandı, kapı halkı tacize uğradı. Harem halkı, Mahpeyker Sultan’ın vefat ettiği Kuşhane Kapısı ve na’şının bir müddet üzerine konulduğu sekiyi adeta mukaddes kabul etmiş ve uzun zaman burada mum yakmayı âdet edinmişti.
  
                     Mahpeyker Sultanı tasvir eden bir ecnebi gravür. Sağda Çinili Câmi.
 
Kınalı parmaklar
Mahpeyker Sultan, aklı, zekâsı ve güzelliği kadar, hayrat ve hasenatıyla da tanınmıştır. Yaptırdığı hayır eserlerinin başında Üsküdar’da emsalsiz güzellikteki Çinili Câmi gelir. Kubbe kasnağına kadar 17. asrın en nefis çinileriyle süslü olan câminin yanında ayrıca mektep, çeşme, dârülhadîs, çifte hamam ve sebil inşâ ettirmiştir. Boğaziçi’nde Anadolu Kavağı ve Fatih-Çarşamba’da mescid; çeşitli yerlerde çeşmeler; ayrıca İstanbul’un ticaret merkezi olan Çakmakçılar yokuşunda Büyük Vâlide Hanı’nı yaptırdı. Hacıların su ihtiyacının karşılanması, Haremeyn fakirlerine yardım edilmesi ve Haremeyn’de Kur’an okutulmasına dair vakıflar kurdu. Pek iffetli ve dindar idi. Nâibeliği sırasında, devlet ricâli ile kafes arkasından haremağası vasıtasıyla konuşurdu.
Çok zengindi. Servetini hayır yolunda harcamıştır. Çevresindeki fakirlere yardım ederek kalbleri kazanmıştır. Tebdil gezerek şehir halkının sıkıntıları giderir; borçlarını ödeyerek borçluları hapisten kurtarırdı. Fakir kızları çeyiz vererek evlendirir; evi yanan, gemisi batana imdat elini uzatırdı. Sâdât ulûfesi adlı vakıftan, seyyidlerin fakirlerine para verilirdi. Öldüğünde, şehir halkı, önceden kimseye dökmediği kadar gözyaşı dökmüş, ‘vâlide-i şehide’nin arkasından mersiyeler düzülmüştür.
Mahpeyker Sultan, aklı, zekâsı, güzelliği, hayrat ve hasenatıyla tanındı. Yaptırdığı hayır eserlerinin başında Üsküdar’da emsalsiz güzellikteki Çinili Câmi gelir. Kubbe kasnağına kadar 17. asrın en nefis çinileriyle süslü olan câminin yanında ayrıca mektep, çeşme, dârülhadîs, çifte hamam ve sebil inşâ ettirmiştir. Boğaziçi’nde Anadolu Kavağı ve Fatih-Çarşamba’da mescid; çeşitli yerlerde çeşmeler; ayrıca İstanbul’un ticaret merkezi olan Çakmakçılar yokuşunda Büyük Vâlide Hanı’nı yaptırdı. Hacıların su ihtiyacının karşılanması, Haremeyn fakirlerine yardım edilmesi ve Haremeyn’de Kur’an okutulmasına dair vakıflar kurdu. Pek iffetli ve dindar idi. Aralıklarla 20 sene kadar süren nâibeliği sırasında, devlet ricâli ile kafes arkasından haremağası vasıtasıyla konuşurdu.Zengin servetini hayır yolunda harcadı. Çevresindeki fakirlere yardım ederek halkın kalbini kazanmıştır. Kıyafet değiştirip tebdil gezerek şehir halkının sıkıntıları giderir; borçlarını ödeyerek borçluları hapisten kurtarırdı. Fakir kızları çeyiz vererek evlendirir; evi yanan, gemisi batana imdat elini uzatırdı. Sâdât ulûfesi adlı vakıftan, seyyidlerin fakirlerine para verilirdi. Öldüğünde, şehir halkı, önceden kimseye dökmediği kadar gözyaşı dökmüş, ‘vâlide-i şehide’nin arkasından mersiyeler düzülmüştür.
Kadın haklarının ateşli müdafileri bile kendisini, ‘kınalı parmaklarını devlet işlerine’ sokmakla itham etmişlerdir. Kadınlar saltanatı, tamamen siyasî bir zaruretin eseridir; kısa sürmüş ve zarardan çok fayda getirmiştir. Hırslı olduğundan bahsedilmiş, vatanperverliği sebebiyle hareket etmiş olabileceği pek dile getirilmemiştir. Hayatındaki acı günler, tatlı günlerden fazla olan bu hanımın, sıkıntılı bir devirde ağır devlet yükünü nahif omzuna yüklenmesi bir fedakârlıktır.
6 padişah gören Mahpeyker Sultan’ın hayatı, çoğu gerçek dışı hâdiselerle dolu roman, piyes ve filmlere mevzu olmuş; Türk tarihinde hiç bir kadın onun kadar tanınmamıştır. Katı yürekli ve entrikacı olarak gösterilmesi, tamamen subjektif bir değerlendirmedir. Karışık zamanlarda yaşamış olan tarihî şahsiyetler, karşı kliğin mensupları tarafından hep menfi tanıtıla gelmiştir. Mahpeyker Sultan’ın da varsa hataları, olduğundan fazla abartılmış, ortaya kötü bir valide sultan imajı çıkmıştır. Bıraktığı eserler onun hakiki karakterini, dindar, cömert ve hayırsever olduğunu gösterir.
Mahpeyker filminden Valide Sultanın genç ve ihtiyar hali
Ömrün sonuna kadar
Yakın tarihimizdeki Mahpeyker Kösem Sultan tasavvuruna misal olarak merhum Hilmi Işık’ın bir hatırasını nakletmek münasip düşecektir: “Bir zamanlar Osmanlı tarihini kötülediler. Türk yavrularına, Osmanlı saraylarını zevk, safa, hatta sefahat ve fuhuş yeri olarak tanıttılar. Lisede okurken, sınıfın birincisi olduğum için, öğretmenler gibi, bana da konferans verdirmişlerdi. Mekteb kütüphanesindeki maarif yayınlarından, uzun bir konferans hazırlamıştım. Kösem Sultan’ı, Terhan Sultan’ı, saraydaki aşk maceralarını, devlet idaresinin kadınlar elinde kaldığını, daha nice kötü olarak öğrendiğim şeyleri anlatarak çok alkış toplamıştım. Bu alkışlardan duyduğum lezzet uzun zaman devam etti. Hiç unutmam 1940 senesinde Beyoğlu’nda, köşedeki Alman Kütüphanesi’nden Die Islamische Kunst adında, büyük bir kitap almıştım. İçinde İslâm memleketlerindeki sanat eserlerinden seçme resimler ve her biri hakkında izahlar vardı. Bu güzel kitabı aylarca tetkik ettim. ‘Eminönü’ndeki Vâlide Câmiinin temelini Kösem Vâlide Sultan yaptı. Üsküdar’da Çinili Mescidi ve Anadolukavak Mescidini ve Çakmakçılar yokuşunda Büyük Vâlide Hanını yaptırdı. Rumeli’de çok vakıflar yaptı. Akıl ve dirâyeti ile Osmanlı Devletine çok hizmet etti. Türkler, buna Kösem Sultan derse de, ismi Mahpeyker Vâlide Sultandır’ diyerek övmekte olduğu bu sultana vaktiyle konferansımda atıp tuttuğum için büyük vicdan azabı çektim. Alman kitabı beni uyandırdı. Okul kitaplarımızdaki yazıların iftira olduğunu anladım. Seyyid Abdülhakîm Efendi Hazretleri’ne hâdiseyi anlattım. Bana ‘Ömrünüzün sonuna kadar dua edip kendisine hediye ederseniz, inşallah o da size hakkını helâl eder!’ buyurdular. Merhume Mahpeyker Sultan’dan her zaman af dilemekteyim.”(Hakikat Gazetesi, 16.01.1971)
[Hadîkatü’l-Cevâmi’de, Eminönü Yeni Vâlide Câmii’ni Mahpeyker Sultan’ın yaptırdığı yazıyorsa da, doğrusu Safiye Sultan başlatmış; vefatıyla yarım kalan binayı Terhan Sultan tamamlamıştır.]
Mahpeyker Sultan’ın üç kızı da hânedan tarihinde çok evlilikleriyle tanınır. Ayşe Sultan (1605-1657), bir kısım sûrî (görünüşte) olmak üzere 8 vezir ile evlendirildi. Hepsinden de dul kaldı. En meşhur zevci Sultan IV. Murad’ın veziriazamı olup ısyancılar tarafından parçalanan Hâfız Ahmed Paşa’dan iki oğlu oldu. Kışları Aksaray’da, yazları Salacak’ta otururdu. İstanbul’da çeşme, medrese ve Okçularbaşı’nda sebil yaptırdı. Babasının türbesindedir. Fatma Sultan (1606-1670), yedi defa evlendi. Eyyüb’deki sahil sarayı bugün yıkılmış olmakla beraber, çeşmesi durmaktadır. Üç oğlu oldu. Atike Sultan (1614-1674), Şehzâde Kâsım’ın ikiziydi. Üç defa evlendi. Çocuğu olmadı. Hadice Terhan Vâlide Sultan’ı yetiştirdi.

 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...