Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
İSTANBUL’UN KAPILARI

03 Ağustos 2015 Pazartesi

Eskiden şehir denince, surlar; sur denince de çeşitli isim ve biçimlerde kapılar akla gelirdi. Böylece şehri düşmana karşı korumak kolaylaşırdı. Şehre girip çıkan da bu kapılar vasıtasıyla kontrol edilirdi. Sabah, güneşle açılır, akşam güneş batınca kapanırdı.

Belgradkapı

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul surları da 4 defa inşa edilip yıkılmıştır. Bugünki şekli MS 408’de İmparator Theodosius tarafından verilmiştir. Kara tarafında, iki sıra sur ve arasında hendekler vardı.  Bu iki surun arası 70 m kadardı. Ayrıca 50 m aralıklarla burçlar yer alırdı. Bu surlar üzerinde 400 kule ve 55 kapı bulunuyordu. Kara tarafında 6800 m, Marmara denizi kenarında 8000 m ve Haliç sahilinde de 5000 m uzanıyordu. Nice güçlü ordular bu surları geçememiş; önlerinde perişan olup dönmüşlerdi. Bugün Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası harap vaziyettedir. Bir kısmı aslına uygun şekilde tamir ettirilmiştir.

Sur üzerindeki kapıların bir kısmı askerî, diğerleri sivil maksatlı idi. Askerî kapılar, basit; sivil kapılar ise daha mimarî hususiyetlere sahip kapılardı. Türkler, şehri fethettikten sonra artık bir işe yaramadığı için askerî kapıları örerek kapattılar. Bazı yerlere de ihtiyaç nisbetinde yeni kapılar açtılar.  

 

Sur kapıları umumiyetle mermer kemerlidir. Yanlarındaki merdivenlerle sura çıkılabilir. İcabında kapatmak üzere demir kapıları ve parmaklıkları vardır. Ana kapılar, iç ve dış olmak üzere iki kapıdan müteşekkildir.  Bugün ortasından cadde geçen 2 tanesi dışındakiler bir arabanın geçemeyeceği kadar dardır. Çoğu kaybolmuş kapıların bazısının üzerinde Bizans yâdigarı kabartmalar ve yazılar veya Osmanlı devrinden kalma kitâbeler yer alır. 55 kapıdan zamanımıza 40’dan azı intikal etmiştir. Bugün kara surları üzerinde bazısı Bizans’tan kalma, bazısı Türkler tarafından açılmış 11 kapı bulunmaktadır.

Kara surları üzerinde Marmara tarafındaki ilk kapı basit bir askerî kapıdır. Üzerinde Hazret-i İsa’nın kabartma alameti bulunur. Bundan sonra ihtişamlı Altınkapı veya Yaldızlıkapı (Porta Aurea) gelir. İmparatorların zafer alayını yaptıkları merasim kapısıdır. Edirne cihetindeki ana cadde (Via Egnatia) bu kapıdan geçer ve Mese adıyla şehrin içinden Ayasofya ve kraliyet sarayına uzanırdı. Altın kapı kanatları sebebiyel bu isimle anılmıştır.  Vaktiyle üzerinde heykeller bulunan bir zafer takı idi. Sonra surlarla birleştirilmiştir. Şimdi mezarlık içinde otların arasında kalmıştır.

Altınkapı

Altınkapı’nın 100 m ilerisinde Yedikule Kapısı vardır. Adını yakınındaki Yedikule zindanından alır. Osmanlılar zamanında savaşa giren ülkenin elçisi burada ağırlanırdı. Hazinenin bir kısmı da burada saklanırdı.

Bu kapıdan itibaren, eski hendeklerin yerinde bulunan bostanlar başlar. Sonra Belgrad Kapı (Porta Ksilokerkos) gelir. Eskiden buraya Kapalı Kapı denirdi; çünki XII. asırda örülmüştü. 1886’da Balıklı Rum Hastanesi’nin irtibatı için tekrar açıldı. Muhteşem Süleyman zamanında fethedilen Belgrad şehrinden getirilmiş esirlerin civarında iskânından dolayı bu ismi almıştır. Bu kapıda müdafaa kuleleri vardır.

  Edirnekapı

500 m ileride Silivri Kapı (Porta Pege) yer alır. Kapılar isimlerini ekseri üzerinde bulundukları yollardan alır. Bu kapı da Bizans zamanında kraliyet düğünlerinin yapıldığı Silivri’ye giden yol üzerindedir. Kapının üzerinde 1585’den kalma bir kitabe ve üzerinde de bir Osmanlı askerinin gürzü yer alır. Müsabaka kazanan sporcunun, silahını duvara asmasına dair eski bir geleneğin işaretidir. Şehri XIII. asırdaki Latin istilasından kurtaran Bizanslı kumandan buradan gizlice girmiştir.

Mevlana Kapı (Rhesium, Porta Rhegion), adını, sur dışındaki Yenikapı Mevlevihanesi’nden alır. Burası bir Mevlevî tekkesidir. Surları yaptıran Theodosius devrinden kalma en orijinal kapı budur. Bizanslılar buraya Rus kapısı derdi. Sur dışında yaşayan Rus asıllı topluluklar şehre sadece bu kapıdan girebilirdi.

  Eğrikapı

Biraz ileride Topkapı (Porta Romanos) vardır. Burası fethin sembollerindendir. Zira rivayete göre Sultan Mehmed, şehre bu kapıdan girmişti. Fetih zamanında yıkıldığı için, sonradan tekrar inşa edildi. Türk topları buraya yerleştirildiği ve duvarlarındaki top güllelerinden dolayı bu ismi almıştır. Şimdi büyük bir cadde üzerindedir. Burada 15 metrelik iki sur arasında askerlerin hareketlerini kolaylaştırmak için yapılan ve peribolos denilen mekân mevcuttur. Kafe olarak kullanılıyor.

Sırada Sulukule Kapısı (Porta Pempton) vardır. Şehre giren Lykos deresinin üzerinde yer aldığı için bu ismi almıştır. Zamanla küçültülmüş askerî ve sivil bir kapıdır. Surların en zayıf noktasıdır. Fetih sırasında ilk Türk askerleri şehre bu kapıdan girdi. Ulubatlı Hasan adlı bir yeniçeri bayrağı surlara burada dikti. Kapının ardında yakın zamana kadar Çingenelerin yaşadığı bir mahalle vardı.

 Mevlanakapı

Birkaç yüz metre sonra Edirnekapı (Porta Harisius, Andrinopolis) gelir. Burası İstanbul’un 7 tepesinden biridir. Edirne yolu üzerinde bulunduğu için bu ismi almıştır. Mal getiren esnaf, şehre buradan girebilirdi. Bu sebeple içerideki ilk semt Karagümrük adını taşır. Eyüp’te kılıç kuşanan padişahlar da bu kapıdan şehre girerdi. Bir nevi merasim kapısıydı. Buradan da şimdi bugün büyük bir cadde geçmektedir.

Sırada Eğrikapı (Porta Regia) vardır. Yolun eğriliği sebebiyle bu ismi almıştır. Civarına, Eğridir kasabasından gelen muhacirlerin yerleştirilmesi veya iki kanadının tam karşılıklı olmamasından dolayı bu ismi aldığı da söylenir. Fetih sırasında en kanlı çarpışmalar burada olmuş, son Bizans imparatorunun ölüsü burada bulunmuştur.

 Silivrikapı

Bugün çok harap vaziyetteki Marmara surlarının üzerindeki kapıların da çoğu ya mevcut değildir, ya da örülmüştür. Sarayburnu’nda adını topçuların azizesinden alan Porta Aya Barbara vardı. İmparatorun şehre girdiği kapılardan biri idi. Bugün Ahırkapı Feneri’nin bulunduğu yerden de saray gemileri limana çıkardı. Adını, önündeki aslan heykelinden alan Porta Leonis, Osmanlılar zamanında kadırga limanının kapısı olarak kullanıldı. Langa deresi üzerindeki Porta Vlanga da bu kapılardandır. Surların, 1532’deki depremde hasar gören Sidera kısmına halk Çatladıkapı adını vermiştir. Marmara’dakilere göre daha iyi vaziyetteki Haliç surları üzerinde çoğu sivil maksatlı kapılar vardı. Azı günümüze intikal edebilmiştir. Öteden beri Cenova kolonisinin yaşadığı Galata semtini çeviren surların da kapıları vardı. Bu surların çok küçük bir kısmı ayaktadır.

Geleceği bildiğini iddia eden birini haksız çıkarmak isteyen padişah, “Bil bakalım, şehre hangi kapıdan gireceğim?” diye sorar. Adam, bunu bir kâğıda yazar ve şehre girmeden açmamasını ister.  Padişah deniz surları üzerinde bir kapı açılmasını emreder ve şehre buradan girer. Sonra kâhinin verdiği kâğıttaki zekice yazıyı okur: “Yeni kapınız hayırlı olsun padişahım!”. Yenikapı, bugün şehrin feribot iskelesinin bulunduğu yerdedir.

 Edirnekapı (Cadde açılmadan evvel)


 Önceki Yazılar
20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

Diğer makaleler için tıklayınız...