Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
‘BEDELİ ÇANAKKALE’DE ÖDENECEKTİR!’
Tarihe geçen şanlı bir kalpazanlık hikâyesi


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Çanakkale’deki birliğinin ihtiyacı olan kamyon lastiklerini karaborsadan bulan, ama parası olmayan yedek subay Mehmed Muzaffer Bey, akla gelmeyecek bir plan düşünür.

Osmanlı Devleti’nin son senelerinde uğradığı bâdireler ve içine düştüğü harb ateşi, elbette halkı da kavurmuştur. Askerlikten muaf veya tecilli olan niceleri, bu arada fakülte ve lise talebeleri askere alınmıştır. Hatta Cihan Harbi yıllarında, nice mektepler mezun vermemiştir. Çünki hiçbiri, cepheden geri dönmemiştir.

Bunlardan bir tanesinin, Galatasaray Sultanîsi talebesi Mehmed Muzaffer Bey’in hikâyesi bambaşka bir maceradır. 19 yaşında askere gönüllü yazılan Mehmed Muzaffer, 3 aylık bir talimden sonra Mart 1916’da Çanakkale cephesine gönderildi. Düşman birkaç ay evvel artık mıntıkayı terketmiş; buradaki birliklerin çoğu başka cephelere sevkedilmişti. Mehmed Muzaffer, alay kumandanlığında vazifelendirildi. 

Kamyon ve otomobil lastiği, birliklerin en mühim ihtiyaçlarındandı. Mehmed Muzaffer’in birliğindeki 2 kamyon ve 2 otomobil için lastik lazım oldu. Bunun için Mehmed Muzaffer vazifelendirilerek İstanbul’a gönderildi. Lastikler karaborsaya düşmüştü. Mehmed Muzaffer uzun aramalardan sonra Karaköy’deki bir Yahudi’nin dükkânında buldu. Fiyatı çok yüksekti. Pazarlık yaptı, söz kesildi. Tahsisatı almak üzere bugün Bayezid’de İstanbul Üniversitesi’nin yerinde bulunan Harbiye Nezâreti’ne gitti. Levâzım işlerine bakan yarbay, askerin üzerine kaput, ayağına postal alınamayan bir zamanda bu parayı veremeyeceğini söyledi.

Mehmed Muzaffer, bir plan düşündü. Tüccara, kâime (kâğıt para) verileceğini, bunun da akşam tahsil edileceğini, malları koyacak yeri olmadığı için saban ezanında gelip alacağını ve vapura yetiştireceğini söyledi. Hükümet, harb sırasında, üzerinde karşılığı harbden sonra altın olarak ödenecektir yazılı kâğıt paraların kabulünü tüccara mecbur etmişti.

Mehmed Muzaffer ertesi gün sabah erken merkez kumandanlığından aldığı araba ile tüccarın dükkânına dayandı; loş ışık altında malları teslim aldı; bedelini ödedi; az tutan para üstünü de aldı. Dört nala Sirkeci’ye vardı. Mallar acele gemiye aktarıldı. Gemi denize açıldı. İş tamamlanmıştı.

Üç gün sonra tüccar 100’lük banknotu bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gittiğinde, ortalık karıştı. Para sahte idi. O zaman piyasada tedavülde bulunan en yüksek para 50’lik idi. Mehmed Muzaffer, banknot basımında kullanılan kâğıdın aynısını kırtasiyecilerde bulmuş; bütün gece boyu çini mürekkebi ve boya ile sahtesini yapmıştı. Paranın üzerindeki “Bedeli Derseadet’te altın olarak tesviye olunacaktır” ibaresini de, “Bedeli Çanakkale’de tesviye olunacaktır” şeklinde değiştirmişti.

Tüccar işi büyütmedi. Ancak hâdiseyi işiten Şehzade Abdülhalim Efendi, bu sahte parayı, altın olarak karşılığını verip satın aldı. İçi kadife dışı sedef kakmalı bir mücevher kutusuna koyup İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesi’ne teslim etti. Mehmed Muzaffer’in hikâyesi, sınıf arkadaşı gazeteci Naci Sadullah tarafından Parmak İzi mecmuasında neşredildi. Paranın peşine düşen Galatasaraylı tarihçi Ziyad Ebuzziya, kutusu kaybolmuş ve kendisi de perişan bir halde buldu. Şimdi Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığı Grafoloji ve Sahtecilik Şubesi’ndeki bir dosyadadır.

  

                   Mehmed Muzaffer Bey'in yaptığı paranın ön ve arka yüzü

 

                O günki en büyük paranın ön ve arka yüzü

Mehmed Muzaffer, daha sonra Sina cephesine gönderildi. Nisan 1917deki 1. Gazze muharebelerinde yaralandı. Mülâzımlığa (üsteğmenliğe) terfi etti. İyileştikten sonra tekrar birliğine döndü. 6 Aralık 1917’de Gazze’ye giren İngilizlerle yapılan sokak müsademelerinde şehid düştü.

19 yaşında, sanat erbabı olmayan, grafikerlikten anlamayan bir gencin, fotokopi, kompütür, yazıcı bulunmayan ve fotoğrafın yaygın olmadığı bir devirde bir gecede böyle bir ‘eser’ meydana getirmesi şaşılacak bir şeydir. Demek ki Osmanlı liselerinde okuyan çocuklar, yüksek bir şuur yanında, belli meziyetler de kazanmaktadır. Cihan Harbi, işte bu tahsilli nesli tırpan gibi biçmiştir.

ABDÜLHALİM EFENDİ KİMDİR?

Sultan Abdülmecid’in tahta çıkmayan çocuklarından Selim Süleyman Efendi’nin oğludur. İttihatçıların, şehzâdeleri Alman usulü tahsil ve terbiye etme politikası çerçevesinde Almanya’da tahsil yaptı. Prusya kraliyet hassa alayında yüzbaşı rütbesiyle staj gördü. Gönüllü olarak Balkan Harbi’ne katıldı; yaralandı. Cihan Harbi’ne miralay (albay) rütbesi ile katıldı. Yunan Harbi sırasında birçok arkadaşının Anadolu’ya geçmesine yardımcı oldu.

 

Harbiye Nâzırı ve devletin bir numaralı adamı Enver Paşa’nın kayınbiraderi olduğu için, popüler bir şehzâde idi. 1920’de adına tertiplenen futbol kupasını, Fenerbahçe kazanmıştır. Motosiklete merakı vardı ki o devir bu dikkat çekici bir şeydir. Yılmaz Öztuna, “Saltanat devam etseydi, Mustafa Kemal’in taht için tercih edeceği birkaç şehzâdeden biri idi,” diyor. Ankara hareketini desteklemenin mükâfatını sürgün edilerek görmüş oldu.

Abdülhalim Efendi, 1924’de 30 yaşında iken hânedan ile beraber çıktığı gurbet hayatına 2 sene dayanabildi. 1926’da Paris’te siroz hastalığından vefat etti. Sürgünde vefat eden ilk şehzâdedir. Kendisinden 10 gün evvel vefat eden Sultan Vahîdeddin’in cenâzesi ile beraber Cenova’dan vapurla Beyrut’a nakledilmiş;  Şam’da Süleymaniyye Câmii hazîresinde defnolunmuştur. Hemen herkes tarafından sevilip sayılan bir zât idi.

Şehzâde’nin beraberce sürgüne çıkan kızı Fatma Sâmire Sultan (1920-2000), Mısır’ın Rio sefiri Dr. Hüseyin Şevki ile evlendi. New York’ta kızının yanında vefat etti. Abdülhalim Efendi’nin Paris’de dünyaya gelen oğlu Cengiz Efendi (1925-1950) ise, bir boks müsabakasında aldığı darbeden dolayı beyin kanaması geçirerek vefat etti.

Tarihe geçen şanlı bir kalpazanlık hikâyesinin baş aktörü Mehmed Muzaffer, ‘biçilen gök ekin’ gibi hayata veda ederken, maceranın görünmeyen aktörü Şehzâde Abdülhalim Efendi gurbet acısına mahkûm edilmiştir. Mehmed Muzaffer’in macerası, son zamanlarda tekrar hatıra geldi; filmlere mevzu oldu. Ama parayı satın alıp bugüne intikalini temin eden Şehzâde Abdülhalim Efendi’yi bugün hatırlayan kalmamıştır.


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...