Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
PEYGAMBER DEVRİNDEN RAMAZAN HATIRALARI

06 Temmuz 2015 Pazartesi

Ramazan, oruç ayı olduğu kadar, yemek ayı da. Ay boyunca her gün ne pişirmeli, ne yemeli, ne yememeli, konuşuluyor. Acaba Hazret-i Peygamber devrinde oruç nasıl tutulurdu, neler yenirdi?

Mekke devrinde oruç bilinmekteydi. Hazret-i Peygamber ve bazı sahabiler, müstehab olarak keyfiyetini bilmediğimiz bir şekilde oruç tutardı. Hazret-i Peygamber Medine’ye geldiğinde, buradaki Yahudilerin, Muharrem ayının 10. günü olan Âşûre gününde oruç tuttuklarını gördü. Sebebini sorunca, firavunun elinden kurtulduğu gün olduğu için Hazret-i Musa’nın bu gün oruç tuttuğunu söylediler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber “Kardeşim Musa’nın sünnetini ihyaya biz daha lâyıkız” diyerek oruç tuttu; Müslümanlara da emretti. Daha sonra Ramazan orucu farz kılınınca artık Âşûre günü isteyen oruç tuttu, isteyen tutmamaya başladı. Bu oruç geleneğinde, gece sahura kalkmak yoktu. Yıldızlar görününce iftar edilirdi. Oruç açılsa bile eşiyle beraber olmak yasaktı. İslâmiyet, bunları kaldırmıştır.

Ramazan orucunun farz kılınışı hicretten 18 ay sonra Şaban ayının son günlerindedir. Bedir Harbi, bundan hemen sonra başı o zaman 26 Şubat 624 tarihine denk gelen Ramazan ayında cereyan etmiştir. Henüz seferde olanın orucu kazaya bırakabileceğine dair âyet gelmediği için, müslümanlar oruçlu olarak savaşmıştır. Şu halde Hazret-i Peygamber 9 defa Ramazan orucu tutmuş demektir.  Kışın tutulan oruca, ‘zahmetsiz ele geçen ganimet’ buyurmuştur. ‘Oruç sabrın yarısı, bedenin zekâtıdır temizlenmesidir)’ derdi.

Hazret-i Peygamber, iftarı yıldızlar gözükene kadar geciktiren ehl-i kitaba muhalefet için iftarda acele edilmesini, sahurun da geç yapılmasını tavsiye ederdi. Nitekim bir hurma veya bir yudum su ile iftarını açıp, sonra namaz kıldığı bildirilmiştir. Akşam namazında ve iftarda acele edilmesini bildiren Hazret-i Aişe hadisinden de akşam namazının kılınmasının iftarı erken yapmaya mani olmadığı da anlaşılmaktadır. Nitekim Hazret-i Ömer ve Osman, akşam namazını, vakit girer girmez, namazdan sonra da oruçlarını açarlardı.

Resulullah’ın iftar sofrası mütevazı idi. 10 sene hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik, Resulullah’ın, vakit girince, birkaç taze hurma, yoksa kuru hurma, o da yoksa birkaç yudum su ile orucunu açtığını söyler. Yemeğe tuzla başlamak da övülmüştür. Kışın hurma, yazın su ile açtığı da nakledilir. Abdullah bin Ebi Evfâ, Resulullah’ın iftarda kavrulmuş unun, su veya sütle karıştırılmasıyla pişirilen sevik çorbası (helle) hazırlattığını rivayet eder.  Hazret-i Peygamber, ‘Her kim bir oruçluya iftar ettirirse, onunki kadar sevap kazanır’ buyurmuştur. Onun için iftara sahabileri çağırır; kendisi de iftar davetlerine icabet ederdi. Sa’d bin Ubâde’nin iftar davetine gitmiş; ikram edilen ekmek ve zeytinyağını yedikten sonra dua etmiştir.

   

Hazret-i Peygamber, ehemmiyetini göstermek için, iftarda olduğu gibi, sahura da misafir davet ederdi. Mesela İrbad bin Sâriye’yi sahura çağırmıştır. ‘Bir yudum suyla da olsa sahur yapınız, onda bereket vardır. Sahur, oruca; gündüz uykusu da gece ibadetine destektir’ derdi. Sahur, seher ile aynı köktendir. İmsak diye de bilinir. İmsak, tutmak, kendini bir şeyden geri çekmek demektir. Şark semasında fecrin, yani güneşin ilk ışığının başladığı andır. Bu andan itibaren oruç başlar. Sabah namazı vakti girmiş demektir. İhtiyaten biraz bekledikten sonra sabah kılınır. Zeyd bin Sâbit der ki: ‘Resulullah ile sahur yedikten sonra, elli âyet okuyacak kadar zaman geçti ve sabah namazını kıldık.

Ramazan’da siyah iplik ile beyaz ipliğin birbirinden ayırd edileceği zamana kadar yeyip içmeye izin veren âyet gelince, Adî bin Hatem, bir siyah, bir de beyaz iplik alıp, yastığının altına koydu. Gece bunlara bakıp ayırd edemeyince, oruç zamanını da bilemedi. Sabah vaziyeti anlatınca, Resulullah, ‘Senin yastığın enli ve uzunmuş’ diye latife etti.  Âyetin mecaz olup, siyah ve beyaz ipliğin, gece karanlığı ile gündüz aydınlığı demek olduğunu söyledi. Nitekim âyetin sonunda ‘şafak sökene kadar’ ibaresi bunu ifade ediyordu.

Sahabe, imsak ve iftarda ezana itibar ederdi. Bilâl Habeşî, önce; İbni Ümmi Mektum da sonra ezan okurdu. Hazret-i Peygamber, ‘İbni Ümmü Mektûm’un ezanını işitinceye kadar yiyin için’ buyurdu. Zira Bilâl’in ezanı uyuyanları uyandırmak içindi. İftar için de Kur’an-ı kerimde ‘Sonra orucu, geceye kadar tamamlayın’ meâlindeki âyeti, ‘Gece gelip, gündüz kaybolunca, yani güneş kaybolunca iftar edin’ şeklinde tefsir buyurdu.

 

Kays bin Sırma, Ramazan günü yorgun argın evine geldi. İftar etmeden uyuyakaldı. Böylece hiç yemek yemeden ertesi günün orucuna başladı. Gün ortasında bayıldı. Bu hal Resulullah’a haber verildi. Sahuru meşru kılan âyet nâzil oldu. Enes anlatıyor: Bir seferde, kimimiz oruçlu idik, kimimiz tutmuyordu. Sıcak bir günde konakladık. Oruçlular yığılıp kaldı. Oruçsuzlar çadırları kurdu; hayvanları suladı. Resulullah, ‘Bugün sevabı oruçsuzlar kazandı!’ buyurdular. Oruçlu olduğu için, insanların kendisine gölge yaptığı birini görünce, ‘Seferde oruç büyük bir dindarlık değildir’ buyurdu.

Hazret-i Peygamber, iftar etmeden ‘Ya Rabbi, senin rızan için oruç tuttum; sana inandım; sana güvendim; senin rızkın ile orucumu açtım. Ey mağfireti geniş rabbim! Beni, anne-babamı, zürriyetimi ve müminleri mağfiret buyur’ mealinde; iftardan sonra da ‘Susuzluk gitti; damarlar serinledi, sevap hâsıl oldu inşallah’ mealinde dua ederdi. ‘Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftarda, diğeri bu sevapla rabbine kavuştuğu zaman’ sözü de O’nundur.

Hazret-i Peygamber Ramazan gecesi, yatsıdan sonra sahabeye 20 rek’at namaz kıldırmıştı. Sonra farz zannedilir de müslümanlar güç yetiremezler diye, bir kısmını yalnız kılmayı tercih etti. ‘Kim teravih namazını inanarak ve sevabını Allah’tan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır’ diyerek bu namaza teşvik etti. Ramazan ayında Mescid-i Nebî’de bu günlerin şerefine daha çok kandil yakılırdı.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...