Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
YEMEN’DE SULAR HİÇ DURULMUYOR...

30 Mart 2015 Pazartesi

Yemen, İslâm davetine ilk icabet eden beldelerdendir. Hazret-i Peygamber’in “Allahım! Şam ve Yemen’imizi bize mübarek eyle!” duasına kavuştu. Bununla beraber bir asırdır huzursuzluğa mahkûm olmuştur.

Bizde kahvesiyle anılan ve yemenî adlı mokasen türü ayakkabıya adını veren Yemen, dünyanın en eski medeniyetlerine beşik olmuş bir beldedir. Hele Süleyman Peygamber ile evlenen Seba Melikesi Belkıs’ın parlak hikâyesiyle daha bir tanınır. Asırlar evvel sulu yemyeşil bereketli toprakları ve barajlarıyla zengin Himyer devletine yurt iken, büyük bir sel felâketi ve Ma’rib barajının yıkılması ile bu parlak medeniyet yok olmuştur. Arab kavminin atalarını teşkil eden Yemen halkı Kahtânîler, dünyaya dağılmıştır. Mekke’nin yerlilerinden Cürhümîler, Medine’de Evs ve Hazrec kabileleri, Irak’daki Hire ve Suriye’deki Gassan krallıkları hep bunlardandır.

Zamanla Yemen yine mamur oldu, ama eski parlaklığına hiç kavuşamadı. Habeşistan hâkimiyetine girdi. Hazret-i Peygamber’in doğumundan bir sene evvel filleriyle Mekke’ye yürüyen Ebrehe, Habeşistan’ın Yemen vâlisi idi.

                                                                         Yemen çarşısı 1950'ler

Ano Yemendir!

Yemen, İslâm davetine ilk icabet eden beldelerdendir. Hazret-i Peygamber’in “Allahım! Şam ve Yemen’imizi bize mübarek eyle!” duasına kavuştu. Hazret-i Ali ve Muaz bin Cebel burada vâlilik yaptı. İlim ve medeniyet merkezi oldu. Nice âlimler yetişti. XVI. asırda Papa Vatikan kütüphanesinde ilk edfa 10 bin kitap toplamakla övünürken, daha XIV. asır başında Yemen’de Tâiz şehrinde Melik Davud kütüphanesinde 100 bin kitap bulunduğunu biliyoruz. Kolay bir usulle yazı öğrettikleri için Yemen’de her zaman okur-yazar nisbeti yüksek oldu. Bu usulü, asırlar sonra Sultan Hamid, Osmanlı mekteplerine getirtti.

1516’dan itibaren Osmanlı hâkimiyetine giren Yemen limanları, sömürgeci Portekiz’in tehdidine girince, yardım talebi üzerine, Osmanlı donanması tarafından himaye altına alındı. Sonra da bir eyâlet oldu.

1591’de şerif olduğunu iddia eden biri, Şiî-Zeydî imamı olarak San’a’da ortaya çıkmıştır. XIX. asır sonu ve XX. asır başlarında, İngiliz destekli isyanlar yüzünden problemli bir mıntıka hâline geldi. Yüzbinlerce Osmanlı askeri bunları bastırmak uğruna telef oldu. Çoğu gemiyle giderken daha yolda hayatını kaybetti. Bir kısmı da alışmadıkları çöl iklimi ve sâri hastalıklar sebebiyle vefat etti. Bu hazin hatıra, “Ano Yemendir, giden gelmiyor aceb nedendir?” ve buna mukabil gelip de nişanlısını başkasıyla evlenmiş bulanların yaktığı “Göğsü de çapraz düğmelim kimlere kandın/Yemen’e gidenleri dönmez mi sandın?” gibi içli halk türkülerimizde yaşar. Anadolu’da ailesinde Yemen askeri olmayan yok gibidir. Bazı askerler savaş yüzünden geri dönemeyip Yemen’de yerli kadınlarla evlenip yerleşmiştir. Atası bir Osmanlı askeri olup, hâlâ Türkçe konuşanlar vardır. Bugün 12 milyonluk nüfusun % 55’i Zeydî; gerisi Şâfiʽî Müslümandır. Biraz da İsmâilî yaşar. Ekseri Zeydîler kuzeyde, Sünnîler güneydedir. Türk asıllı Hanefîler de vardır.

                                                                       Osmanlı ordusunda Yemenli askerler

Nasıl bir bahar?

İttihatçılar zamanında Yemen imtiyazlı bir statü kazandı. I. Cihan Harbi’ni müteakip 1918’de İngilizlerce işgal edilen Yemen’in kuzeyi, 1924 yılına kadar İngiliz hâkimiyetinde kaldı. Son imam Yahya, Cihan Harbi’nde İstanbul’a sadık kaldı; Kuzey Yemen müstakil olunca da, hâlâ Türkiye ile bir irtibat aradı; ama bulamadı. Kuzeyindeki Asir’i Suudilere kaptırdı.

Hindistan yolunda stratejik bir ehemmiyet taşıyan ve İstanbul’a tâbi Abdelî Sultanı’nın idaresindeki Aden limanını 1839’da İngilizler işgal etmiş; zamanla Hadramut da denilen Güney Yemen’e hâkim olmuştu.

Monarşi idaresinin bulunduğu Kuzey Yemen’de Mısır destekli kanlı bir darbe ile imamlar devrilerek cumhuriyet ilan edildi (1962). İç harb çıktı (1966). Monarşi taraftarları ile sosyalist cumhuriyetçiler savaştı. Mısır lideri Nâsır, sosyalistlere destek verdi ve Mısır tayyareleri Yemen’e kimyevî bombalar yağdırdı. Suudi Kralı Faysal da kralcıları destekledi. Cumhuriyetçiler kazandı ve Yemen Arab Cumhuriyeti kuruldu. İngilizlerin 1967’de terkettiği güneyde Yemen Halk Cumhuriyeti kuruldu ve Sovyet peyki hâline geldi. Mısır, Suriye ve Güney Yemen, Birleşik Arab Cumhuriyeti’ni kurdular.

 

                 Son Yemeni mamı Ahmed (solda). İç harb esnasında Prens Muhammed Bedr (sağda)

Uzun gayretler neticesinde Kuzey ve Güney Yemen, 1991’de birleşti. Ancak gerek mıntıkanın etnik yapısı, gerekse stratejik mevkii sebebiyle tansiyon yüksekliğini hep muhafaza etti. yeniden Rusya tahrikli bir iç savaş çıktı (1994). Amerika vaziyete müdahale ettiyse de, el-Kâide’nin zuhuru üzerine alelacele mıntıkayı kargaşaya bırakarak terketti. Arab baharı derken, İran destekli Şiîler, memleketi 1978’den beri idare eden Zeydî diktatör Ali Abdullah Salih’e arka çıkmak üzere ayaklandı.

İsyancı Husîler, 1992’den beri Şiî-Zeydî üniversite gençliği arasında teşekkül Eden bir gruptur. Bu isim, silahlı faaliyeti başlatan lider Hüseyn el-Husî’nin adından geliyor. Şiîliğin farklı bir versiyonuna mensup olmakla beraber, Tahran 10 senedir sessiz ve derinden kendilerine destek veriyor. Böylece kuzeyden Irak, Suriye, Lübnan (Hizbullah) ve Filistin (Hamas) vasıtasıyla Akdeniz’e inen İran, Bahreyn ve Yemen vasıtasıyla da Hind okyanusuna inmeyi planlıyor. Böylece tarihî İran İmparatorluğu’nu ihyayı hedefliyor. Millet, İsrail, Amerika, Avrupa Birliği, el-Kâide vs derken, bu gerçek gözden kaçıyor. Bu sefer ne Arab Ligi, ne de Batı, burada bir İran üssüne izin vereceğe benzer. Dünyanın en eski medeniyetlerinin kurulduğu topraklarda yaşayan bu fakir ve çaresiz halk, kim bilir ne zaman sulha kavuşur?

                                                                                   Menâhe

Hûsîlerin mezhebi Zeydiyye

Zeydiyye, Şia’nın en ılımlı fırkasıdır. Hazret-i Hüseyn’in torunu Zeyd bin Zeynelâbidîn’e mensubiyet iddiasındadır; ama bu irtibat sahih değildir. İmam Zeyd’e tarafdar görünen bazı artniyetliler, zamanın hükümetine ayaklanmış; ancak yenilmişler; bunun üzerine töhmet altında kalan İmam Zeyd 740 yılında öldürülmüştür. Yemen’in kuzeyinde, yani San’a ve havâlisinde yayılmıştır.

Zeydiyye fıkhı, Hanefî mezhebine yakındır. İtikatta ise ekseriya Mu’tezile ile ortaktır. İran’daki Câferiyye’den farklı olarak, Hazret-i Ebu Bekr ve Ömer’i hayırla anar; ama halifeliğin Hazret-i Ali ile evlâdına ait olduğuna inanır. Halifeye bağlı gözükür; ama imamı da eksik etmezler. Büyük günah işleyip tövbesiz ölenlerin, kâfir olmamakla beraber ebedî cehennemde kalacaklarına inanır. Mest üzerine meshi câiz görmez. Ezanda “hayye alâ hayri’l-amel” sözünü ilâve eder. Bu mezhepte, gayrımüslimin kestiği yenmez; Ehl-i kitap kadınla evlenilemez.

                                                                                  Husîler


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...