Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
TAKİYYÜDDİN VE YIKILAN RASADHANESİ HAKKINDA EFSANELER

16 Şubat 2015 Pazartesi

Memleketin geri kalmışlığı davasında, her fırsatta dile getirilen iki efsâne vardır. Biri matbaanın geç gelmesidir; diğeri de rasathanenin yıkılması. Matbaanın hikâyesini daha önce yazmıştık. Gelelim rasathane efsanesine...

Güya Takiyyüddin adında biri, 1571 senesinde İstanbul’da “tarihimizin ilk rasathanesini” kuruyor. Ama cemiyete ve devlete hâkim olan din adamları, ilme ve fenne karşı oldukları için, rasathaneyi yıktırıyorlar. Ah bu yobazlar!..

Ne dedin de vermedik?

Bir kere bu rasathane, ilk rasathane değildir. İslâm medreseleri ve ayrıca büyük câmilerin bünyesinde her zaman rasathane veya bunun muadili müesseseler (muvakkithane) olmuştur. Zira İslâmiyette vakit, pek çok ibadetin şartıdır. Bunların muteber olması için, vakti iyi bilmek lâzımdır. Bu sebeple İslâm âleminde her zaman müneccim (astronomi âlimi) yetişmiştir. Takiyyüddin’in kurduğu, medreseden ayrı ve hususi maksatla kurulmuş bir rasathanedir. Bu bir!

İkincisi Takiyyüddin’in kendisi zaten din adamıdır. Esas ismi Muhammed bin Ma’ruf olup, aslen Şamlıdır. Takiyyüddin-i Râsıd (Rasatçı Takiyyüddin) diye tanınır. Babası kadı idi. Takiyyüddin de medrese tahsili görüp Mısır’da kadı oldu. 1570’de ailesiyle İstanbul’a geldi. Zamanın meşhur ulemasıyla görüştü. Müneccimbaşı tayin edildi. Padişah hocası ve şeyhülislâm Hoca Sadeddin Efendi’nin dikkatini çekti. Onun teşviki ile astronomi ilmindeki bazı problemlerin halli için rasatlar yapmak üzere bir rasathane kurdu. Sultan III. Murad bunun finansmanını temin etti. Hiç bir masraf ve külfetten kaçınılmadı; malzemenin bazısı Mısır’dan getirtildi. Padişah, ne istediyse kabul etti ve verdi. Bütün bunlar arşiv vesikalarından takip edilebilir.

Nihayet 1577’de Tophane sırtlarındaki Dârü’r-Rasadi’l-Cedid açıldı. O zamana kadar Takiyüddin, rasatlarını Galata Kulesi'nden yaptı. Rasathanede bu ilmin kitaplarından müteşekkil bir de kütüphane kurdu. O zamana kadar rasathanelerdeki âletleri geliştirdi ve bazı yeni âletler yaptı. Personeli, 8 râsıd, 4 kâtip ve 4 de müstahdem olmak üzere 16 kişiydi. Tam o senelerde geçen kuyruklu yıldızı da gözleme imkânı buldular.

Bundan habersiz görünen bazı modern tarihçiler, rasathanenin astrolojik gayeler için kurulduğunu vehmeder ve söylerse de, işin asıl böyle değildir. Alaaddin Mansur’un Şehinşahnâme adlı manzum Farsça yazma eseri bu hâdiseye ışık tutuyor. Bu eserde, Padişah ile Takiyyüddin arasındaki görüşme anlatılıyor. Padişah, kendisine rasat işlerini soruyor. Takiyyüddin şöyle diyor: “Uluğ Bey zîcinde pekçok şüpheli yerler vardı. Artık rasatlar yardımıyla zîc düzeltilmiş bulunuyor”. Demek ki rasathanenin kuruluş gayesi, Uluğ Bey'in hazırladığı astronomik tabloların düzeltilmesidir.

Gülünç

Peki ne oldu da rasathane devreden çıkarıldı? Güya zamanın şeyhülislâmı Kâdızâde Ahmed Şemseddin Efendi, padişaha bir mektup yazıp, rasathanenin uğursuz olduğu, veba salgınının rasathane yüzünden başladığı ve rasat yapılan her beldede âfet olduğu hakkındaki dedikoduları padişaha iletmiş. Padişah da rasathaneyi kapatmış; hatta binası da Kılıç Ali Paşa’ya yıktırılmış (1580). Bunu Osmanlı ilim hayatı üzerine meşhur kitabıyla tanınan Atâî söylüyor. Bir kere Atâî’nin doğum tarihi hadiseden sonradır. Üstelik kitabında rasathanenin kuruluş ve kapanış tarihlerini bile yanlış vermiştir. Kâdızâde, hem fıkh, hem de fen âlimidir. Geometri ve astronomi üzerine eserleri vardır.  Böyle bir âlimin, öyle bir mektup yazdığını düşünmek dahi gülünçtür. Şu halde bu meselede Atâî’ye itimat etmek doğru değildir.

Meselenin ipuçları, Şehinşahnâme’de bulunuyor. Takiyyüddin, padişaha: “Düşman kederinden kıvranıyor; artık rasatın sona erdiğini emir buyurun da kötü niyetli ve kıskanç kimselere ibret olsun” diye arzediyor. Yani zaten maksat hâsıl olmuştur. Tansiyonu yükseltmeye gerek yoktur. Anlaşılıyor ki kendine mahsus bir şahsiyettir. Devletin ileri gelenleriyle anlaşmış; ama alt kademedekilerle ile düzgün bir münasebet kuramamıştır. Muhtemelen hased ve düşmanlığa uğramıştır. Gelibolulu Âli de, Künhü’l-Ahbar’da, geçimsizliğinden bahsediliyor. Buna, bir de veba gibi menfilikler eklenince, vaziyeti kavrayan Takiyyüddin, kendi rasadhanesini kapattırıp, köşesine çekiliyor. Çalışmalarına devam ediyor. 1585’de 60 yaşında vefat ediyor. Yahya Efendi’ye defnolunuyor.

  

Hülasa: 1-Takiyyüddin’in zaten kendisi bir âlimidir; Takiyyüddin’i teşvik ve himaye eden Hoca Sadeddin Efendi ise din adamlarının başı.  Rasathaneyi kurduran, bunun için hiç bir masraftan çekinmeyen de Osmanlı padişahı. Din adamları kime nasıl karşı çıksınlar?  2-Takiyyüddin’in kurduğu, “ilk” rasathane değil; medrese ve câmiden müstakil ilk rasathanedir. 3-Rasathane, bir maksatla kuruldu. Maksat hâsıl olunca da, vazifesini tamamladığı için kapandı. 4-Bu maksat, astrolojik midir? Hayır. Türkistanlı meşhur astronom Uluğ Bey’in çalışmalarının geliştirilmesi ve düzeltilmesi ile alâkalıdır. 5-Rasathanenin kapanmasında sosyal bazı hâdiselerin, hasedcilerin, fitnecilerin rolü olmuş mudur? Muhtemel. Ama din adamları, aslâ! 6-Osmanlı’da rasat ve astronomi çalışmaları bununla bitmiş midir? Hayır; çünki bunlar, Osmanlı gibi yüksek bir müslüman cemiyetinde, zaruri ilimlerin başında gelmektedir. Hükümetlerin reel-politiği gözetmek mecburiyetini, dine ve din adamlarına yüklemek doğru olmasa gerektir.

Zamanın ilerisinde

Takiyyüddin’in astronomi ilmine katkıları dünya çapında malumdur. Onun aletleri kadar mükemmeli, aynı zamanlarda bir tek Danimarka’da Tycho Brahe’in rasadhanesinde vardı. Ancak Takiyyüddin’in âlet sayısı fazlaydı ve kullandığı saat, Brahe’dan daha dakik olduğu için, rasadları da daha netti. Otomatik makineler hakkında Turuku’s-seniyye adlı eseri sahasında ilktir. Tıp-zoolojide bir, fizik-mekanikte üç, matematikte beş ve astronomide yirmi tane eseri vardır ki, çoğu tetkik edilmemiştir. Cisimlerin özgül ağırlığına ve Arşimed’in hidrostatik tecrübelerine dair eseri dikkat çekicidir.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...