Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
İRAN’DA BİR CEVELAN
İran Seyahat Notları


24 Kasım 2014 Pazartesi

Vizesiz gidilebilecek, dolu dolu rahatça gezilebilecek ve ucuza mâl olacak bir yer İran. Elbruz dağı eteklerindeki 14 milyonluk genç şehir Tahran’da, Şah’ın mütevazı Gülistân (kışlık) ve Sâdâbâd (yazlık) sarayı halka açık (biletle tabii). Şahların asırlardır biriktirdiği emsalsiz mücevherler, merkez bankası mahzeninde muayyen gün ve saatlerde gezilebiliyor. Dünyanın en büyük elmaslarından pembe renkli Derya-i Nur’u, Nadir Şah Hindistan seferinden getirmiş.

Gülistan Sarayı

Gülistan Sarayı'nda büyük yemek salonu ve Şahbanu Farah Diba'nın elbiseleri

Şah sarayının girişi. Geride yalnızca şahın çizmelerinin kaldığını sembolize eden heykel

Tahran'daki Sadabad Sarayı'nda Şah Rıza Pehlevi'nin çalışma odası

Yazlık Saray'da aynalı salon
Müze-i Milli’de en alâkamı çeken, Hamurabi kanununun bulunduğu çivi yazılı sütun ile bir tuz madenine düşüp ölen bir köylünün asırlarca çürümeden kalmış cesedi oldu. Selçukluların payitahtı Rey, şimdi Tahran’ın bir mahallesi. Tuğrul Bey’in kabri burada. Hanefî mezhebinin büyük imamı Muhammed bin Hasen’in Rey’deki muhteşem kabri de, Şah Abdülazim adıyla bir Şiî türbesi olarak görülüyor.

Milli Müze'de Hamurabi Kanunu

Tahran Milli Müzesi'nde tuz adam

Rey şehrinde Tuğrul Bey burcu

Rey şehrinde Şeyh Abdülazim türbesi. Yerdeki mezarlara dikkat
İran’da Aşure sebebiyle her yer kapalı. Siyahlar giymiş insanlar, sokaklarda öbek öbek toplanmış; ağıtlara eşliğinde ellerindeki zincirlerle dövünüyor. Zinciri olmayan elini göğsüne vuruyor. Her öbek farklı bir ağıt, farklı bir tempo. Hazret-i Hüseyn’e yardım etmeyip kaçanlara ah ediyor. Sokaklarda ve televizyonlarda her an Kerbelâ faciası anılıyor. Bizde millî günlerde bayrak asıldığı gibi, burada da evlere, dükkânlara, işyerlerine, direklere, arabalara, her yere Aşure’ye dair bayrak, afiş, slogan, resimler asılıyor. Sokaklarda tezgâh kurup gelip geçene sevabına çay, şerbet, çorba, hatta yemek dağıtıyorlar. Gelen geçen “Allah acımızı arttırsın” diye dua ediyorlar.

Aşure gününe dair hususi levazımat satan dükkan

Bir otelin girişinde aşure afişleri

Tahran sokaklarında aşure gösterileri
İran’da, Hazret-i Hüseyn ve 12 imam üzerine kurulmuş bambaşka bir din var sanki. Beş vakit namaz, üç vakitte birleştirilerek kılınıyor. Ezanda “eşhedü enne aliyyen veliyyullah” ve “hayye alâ hayre’l-amel” ilâvesi var. Secdeyi, taş üzerine yapıyorlar. Bu sebeple câmi girişlerinde yüzlerce küçük yuvarlak taş var. İmamın namaz kıldırdığı yer, yarım metre aşağıda. Abdestte ayakları yıkamıyor, üstüne meshediyorlar. Şiî misiniz, Sünnî mi diye soruyorlar. Hanefîyim diyorum. Bâlâter (daha yukarı) veya bihter (daha iyi) diyorlar, Vehhabilerle kıyaslayarak. Çay içtiğimiz bir kafenin sahibi, İstanbul câmilerinde Ali, Hasan ve Hüseyn’in isimlerini görüp şaştığını anlatıyor. Ben, hutbelerde de okunur diyorum. İyice şaşıyor. “Osmanlı sultanları büyük adamlarmış. İslâm birliği siyaseti işte bu!” diyor. Tabii Amerika, İsrail ve Arabistan baş düşmanları.

Secde taşı
“Hicab-ı şerî mecburî”, fakat, tam örtülü kadın Türkiye’den de az. Herkesin başında mendil gibi bir eşarp; makyaj yerinde. Son moda kıyafet, daracık pantolon, hemen herkesin burnu yapılı. Erkek arkadaşının elini tutmuş genç kızlar, gülüp oynaşıyorlar. Kadın, sosyal hayatın her yerinde. Araba sürüyor, memuriyet yapıyor, erkeklerle rahatça görüşebiliyor. “Türkiye, İran mı oluyor?” yerine; “İran, Türkiye mi oluyor?” dense yeri var.

İran İslam cumhuriyeti ama herkes hayatını yaşıyor
Resim ve heykel serbest. Câmilerde bilhassa Humeyni ve Hamaney’in posterleri asılı. Meydanlar heykellerle dolu. Ebu’l-Hasen türbesinin bahçesinde bile iki heykel, türbede de büyük boy resim var. Hâfız ve Sâdi Şirazî, Harkanî, Feridüddin Attar, Ömer Hayyam gibi Sünnî âlimler, aynı zamanda Fars şairi sayıldığı için itibar görüyor. Bunun dışında bir Sünnî izi bulmak mümkün değil. XVI. asra kadar büyük bir Sünnî devleti olan İran’da, Şah İsmail ve Abbas, Sünnîlerin tamamını katletmişti. Bugün İran’ın 4 yanındaki sınır mıntıkası hemen hep Sünnîdir. Sünnî nüfus resmen %10; ama Sünnîler, nüfusun üçte birini teşkil ettiklerini söylüyor. Bu mıntıkalarda Sünnî câmi ve mektepleri var; ama Sünnî kadısı yok.

Ziyaretçiler kabir sandukalarına para atarlar

Sokaklarda yer yer afişler; büyük şeytan Amerika
Otomobillerin % 80’i Fransız pejo. Azı da Kore ve Japon arabası. Arabalar tabiî gazla çalışıyor; evler bununla ısınıyor. Bu sebeple ortalıkta kesif bir gaz kokusu var. Bisiklet ve motosiklet gayet yaygın. Motosiklet taksiler var. Halktan kişiler de ek gelir namına taksicilik yapıyor. Bilhassa Tahran’da trafik bir keşmekeş. Şoförlük, ustalık istiyor.

 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...