Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BİZDE NÜFUS KAYITLARI NE KADAR DOĞRUDUR?

17 Eylül 2014 Çarşamba

Bizde nüfus kayıtları...
Son zamanlarda insanlar soyunu öğrenmeye merak sardı. Bunun için de nüfus kaydının bulunduğu ilçenin nüfus müdürlüğündeki kütükler ilk kaynaktır. Ancak bunlar çok da eski değildir. Hıristiyanlığa vaftiz ile girilip, vaftiz edilen her şahıs kilisenin mensubu sayıldığından, ayrıca nikâh ve ölünün takdisi de Hıristiyanlıkta mühim birer âyin olduğundan, bunlar Avrupa’da muntazaman kaydedilmiştir. Asırlar öncesine ait defterleri kilise arşivinde bulmak mümkündür. Kilise her zaman güçlü ve müstakil bir teşkilat olduğundan, bu kayıtlar günümüze kadar intikal edebilmiştir. İslâm dünyasında böyle bir şey söz konusu değildir. Gerçi İslâmiyetin daha ilk yıllarından beri nüfus sayımları yapılmış; hazineden ödeme yapılacak şahısların isimleri kaydedilmiştir. Ama bu kayıtlar muayyen bir zaman için muteber olmuş; günümüze intikal etmemiştir. Osmanlılarda da muntazam nüfus ve toprak sayımı yapılmıştır. Ancak bunda esas maksat vergi ve askerlik olduğu için, sistemli doğum ve ölüm kayıtlarından söz edilemez; yalnızca aile reisi erkeğin adı geçer.
 
1341-1925 tarihli sicilli umumi defteri
 
Ateş, kütüğü yaktı
İlk nüfus sayımı 1834-1844 arasında Sultan II. Mahmud zamanında yapılmıştır. Askerî maksadlarla yapıldığı için sadece erkek nüfus yazılmıştır. Bu sayımın defterleri İstanbul’da Başbakanlık Arşivi’ndedir. Çoğu tasnif edilmemiş bu defterler, millî güvenlik endişesiyle olsa gerek, incelemeye açık değildir. Modern nüfus sayımı Sultan Hamid devrinde, 1887 ve 1905 yıllarına aittir. Kadınlar da sayılmıştır. Bunlardan ancak 1905’te yaşayan dede/ninenin babası öğrenilebilir.
 
Her köy/mahallenin ayrı sicili vardır. Haneler buraya sırayla bir rakam verilerek işlenir. Her haneden doğanlar, kütük sıra numarası verilerek sicile alt alta yazılır. Kazâların bir kısmında, nüfus idaresi yandığı veya asker kaçaklarınca yakıldığı için, 1905 yerine, şifahî sayıma dayalı 1925 sicilleri vardır. Sözlü olması sebebiyle, bunlardaki doğum tarihleri şüphelidir.
 
1926 yılına ait bir nüfus cüzdanı
 
Doğum, ölüm ve evlenmeleri nüfus siciline kaydettirmek mecburi olduğu halde; bilhassa kırlık yerlerde buna dikkat edilmemiştir. Erkekler (varsa) mektebe giderken; kız çocukları ise evlenirken, hatta evlenip doğan çocukları mektebe kaydolurken nüfusa yazılırdı. Bu sebeple, her sene nüfus idaresinden bir memur, köyleri gezip, doğup, ölenleri ve evlenenleri beyan üzerine elindeki deftere kaydederdi.
 
Sicillerde erkeklerin doğum tarihleri birkaç yıl küçük yazılıdır. Buna ketm (saklama) denir. Harplerin çok olduğu bir nesil için bunun izahı kolaydır: Askere geç gitsin; o zamana kadar hem evlenip çocuğu olsun; hem çalışıp aileye bir faydası olsun; hem de gücü kuvveti yerine gelsin ki askerlik meşakkatlerini göğüsleyebilsin. Kızlarda böyle bir problem olmadığı ve esasen nüfus sicilline evlenirken yazıldıkları için onların doğum tarihleri umumiyetle doğrudur.
 
1927 nüfus sayımı
Bir nüfus sayımı
 
Ölümlerin nüfus idaresine bildirilmesinde de benzeri problemler vardır. Miras taksimi veya mülk intikali bahis mevzuu olmadıkça ölümler tescil edilmemiştir. Öyle ki nüfus sicilline göre hâlâ hayatta görünen ve yüz yaşını geçmiş çok sayıda insan vardır. Küçükken ölen çocukların ölüm kaydı ekseriya verilmediği için, sonra doğan çocuklar, bu çocuğun ismiyle kaydedilir. Daha doğrusu nüfusa kaydedilmez; ölen çocuk yaşıyormuş gibi gözükür. Bir köyde, memur, geçen sene evliliğini kaydettiğini birine, çocuk var mı diye sormuş; o da yok manasına elini sallayıp “hava” deyince, memur, Havva diye bir kızı olduğunu zannedip kaydetmiş. Sonra gerçekten bir kız dünyaya gelince, kaydetme lüzumu görmemişler; olmayan çocuğun kaydı devam etmiş.
 
Memur çocuklarının yaşgünü
1905’ten sonra yılla beraber ay/gün de yazılmaya başlanmıştır. Fakat bunlar da, en az yıllar kadar güvenilmezdir. Bu sebeple nüfus defterlerinde 01.01 doğum tarihine sahip çok kişi vardır. Çocuğu yıllar sonra nüfusa kaydettiren babanın veya muhtarın, bu tarihi doğru hatırlaması beklenemez elbette. Doğum günü kutlama âdeti olmadığından çok da önemsenmez.
 
 Avrupa'dan bir aile şeceresi
 
Sicildeki şüpheli tarihlerin aslının öğrenilmesi çok zor çabalara ihtiyaç gösterir. Bir ahbabım, kasabada oturdukları halde, nüfus kâğıdındaki doğum günü, ayı ve yılının yanlış olduğunu, doğrusunu şöyle öğrendiğini anlattı: Anneannem dayımı okutmak üzere İstanbul’da kalır; yazları evine gelirdi. Ortaokulda iken kendisine doğum tarihimi bilip bilmediğini sordum. Anahtar verip sandığını açmamı ve oradan bir kutu tarif ederek getirmemi söyledi. Getirdim. İçini aç, orada bir doktor reçetesi bulacaksın dedi. Ediği gibi yaptım, reçeteyi buldum. “Bu reçeteyi ben Kadıköy’de yaptırdım. O gün yola çıktık. Buraya geldiğimiz gün, senin kırkın yeni çıkmıştı” dedi. Böylece oldukça dakik bir şekilde doğum günümü öğrenme imkânı buldum.
Cumhuriyetin ilk nüfus cüzdanlarından
 
Memur çocukları umumiyetle doğru yazılıdır. Zira memurlara çocuk parası ödenmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ailesinin beşinci çocuğu olanlar günü gününe yazılmıştır. Çünki 1950 yılına kadar yol vergisi vardı. Herkes o zaman için mühim bir meblağ tutan 6-7 liralık bu vergiyi vermek, aksi takdirde her sene 15 gün yol yapımında amelelik yapmak mecburiyetindeydi. Ancak nüfusu arttırma tedbirleri cümlesinden olarak beş çocuğu olanlar yol vergisinden muaf oluyordu. Bu mükellefiyetten düşmek için babalar beşinci çocuklarını hemen nüfus sicilline yazdırırlardı.
 
Nüfusa doğru kaydetme alışkanlığı ve imkânı olmadığı için, başka gelenekler teşekkül etmiştir. Evde okuma yazma bilen birisi varsa, yeni doğan çocuğun doğum tarihini ay, gün, hatta saat olarak evdeki mushaf veya çok okunan başka bir kitabın içine, kapağına, sonuna veya arada bir sayfanın kenarına kaydetmektedir. Ancak bu mushafın okunmaktan eskidiği için imha edildiğini veya mahalle câmiine vakfedildiği de rastlanan hallerdendir.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye nüfus tezkeresi
 
Hane (ev) esasına göre tutulan nüfus sicillerinde, o aileden kaç hane varsa umumiyetle peş peşe ayrı ayrı gösterilir. Ancak her aile kütüğünün başında o ailenin kütüğe kayıtlı ilk mensubunun isminin üzerinde ailenin lakabı da kaydedilir. Bu lakaptan farklı sıralardaki haneler arasındaki akrabalık tesbit edilebilir. Umumiyetle her ailenin soyadı aynıdır; ancak aynı aileden olduğu halde, farklı soyadı alanlar da vardır. Eskiden bazı aile reisleri, nüfus kaydını taşındığı yere naklederdi. Şimdi bu imkân kalkmıştır. Çünki son yıllarda herkese bir kimlik numarası verilerek, bütün kayıtlar merkezî kompütüre işlenmiş; araştırmacıların işi de kolaylaşmıştır. Nüfus sicillerinin tamamı 1978 yılında Latin harflerine çevrilmiştir. Bazı yanlış okumalara rastlanır. Bilhassa mahallî isimleri, yabancı nüfus memurları farklı okuyup yazmıştır. Dursunlar, Tursun; Mustafalar, Mıstafa; Mekkiler, Güllü olmuştur.
Atatürk'ün önceki nüfus cüzdanı
Atatürk'ün yeni hüviyet cüzdanı
Atatürk'ün son nüfus cüzdanı
Nüfus kütükleri
 

 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...