Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Osmanlı ülkesinde bir garip topluluk: LEVANTENLER

09 Nisan 2014 Çarşamba

  Ticaret gibi maksatlarla Doğu Akdeniz şehirlerine gelip yerleşen, burada nesiller boyu yaşayan Avrupalılar vardı. Doğu Akdenizli manasına Levanten denen bu topluluk, Yakın Doğu’nun ekonomik ve sosyal hayatına mühim izler bırakmışlardır.

İslâm dünyasında her devirde çok sayıda gayrımüslim yerli topluluk yaşamıştır. XI. asırdan itibaren bilhassa İtalyanlar, baharat ve ipekli satın almak üzere Doğu Akdeniz limanlarını kullanırdı. XII. asırda Kudüs’ü ve Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmek üzere Avrupa’dan Suriye ve Filistin’e yapılan Haçlı seferlerinin ardından, Doğu Akdeniz’de ticaret daha da inkişaf etti. Bu vesileyle Avrupalılardan buraya yerleşenler oldu. Çevrede kurulan Haçlı krallıkları peşpeşe müslümanların eline düşse bile, bu ticarete bir halel gelmedi. Çeşitli sebeplerle İslâm beldelerine yerleşip, Rum, Ermeni, hatta Yahudi gibi yerli gayrımüslimlerle evlilik yoluyla karışan Avrupalılar, burada yepyeni bir sosyal sınıf teşkil ettiler. Avrupa’da câmisiyle, medresesiyle, çarşısıyla, sarıklı, yeldirmeli insanların dolaştığı bir müslüman topluluğu hayal bile edilemediği bir devirde, İslâm şehirlerinde ecnebilerin barış içinde ve imtiyazlı bir şekilde yaşadığı mahalleler doğdu.

Güneşin yükseldiği yer

Bizans İmparatorluğu zamanında İstanbul’da Venedik, Cenova, Amalfi ve Pisa gibi İtalyan şehirlerinden gelmiş bir topluluk vardı. 991’den itibaren Bizans hükümeti, menfaat çatışması sebebiyle birbirini yiyen bu halklara ticarî imtiyazlar tanımıştı. Hatta bunların yaşadığı İstanbul’daki Galata semtinin bir çeşit otonomisi bulunuyordu. Mısır’daki Memlûk Devleti de 1252’de ülkesinde yaşayan Fransız ve Katalanlara ticaret imtiyazları vermişti. Osmanlılar XVI. asırda oraları fethedince, bu imtiyazları tasdik etti. Hatta bütün Osmanlı ülkesine, sonra da barış içinde bulunduğu diğer Avrupalılara yaydı. Bu imtiyazlara “kapitülasyon” denir.

Akdeniz’in doğu kıyılarına öteden beri “Levant” denirdi. Bu söz, “güneşin yükselmesi” manasına Fransızca “levere” kelimesinden gelir. Zamanla Anadolu ve Suriye’nin sahil kesimini, Yunanistan ve Mısır’ı, XVI. asırdan sonra da bütün Ortadoğu’yu ifade eder hâle geldi. 1918’de Suriye’yi işgal eden Fransa’nın, burada kurduğu devletlere “Levant Devletleri” denmişti. XVI. asırda milletlerarası deniz şirketleri “Levant” adını kullandığı için, bu şirketlerde çalışan veya bunları temsil eden Avrupalılara “Levanten” dendi. Zaman içinde bu tabir Osmanlı ülkesinde doğup büyüyen, burada yaşayan bütün Avrupalıları ifade eder hâle geldi. Levantenlerin yerleştiği İzmir, İstanbul, İskenderiye, Selânik, Beyrut gibi şehirler, stratejik ehemmiyeti yanında, müsait iklimi, emniyet ve huzurlu halleriyle ticaret için elverişli yerlerdi.

İstanbul’daki Levantenler, öteden beri mahalli Rumcadaki ismi Pera (öte taraf) olan Beyoğlu ve çevresinde yaşar. 1453 senesinde İtalyanların yaşadığı Pera’da 600 aile sayıldı. 1927’de bu sayının 20 bin kişi olduğu görülür ki normal bir artıştır. Burada yaşayıp, ömründe suriçi İstanbul’una inmemiş; tek kelime Türkçe öğrenmemiş Levantenlerin sayısı az değildir.  Böylece Osmanlı cemiyetinde, kozmopolit, izole ve kendine has âdetleriyle, enteresan bir topluluk olarak hayatlarını sürdürmüşler; bazıları ise, evlilik yoluyla yerli gayrımüslimler arasında erimiştir.

Bir Levanten ailesi Büyükada'da sayfiyede (1910)

Osmanlı Levantenleri, İtalyan, Maltız, Fransız, Katalan, İspanyol ve Leh asıllıydı. Bunlar kendi dillerinin, arkaik kelime ve tabirlerini muhafaza eden değişik bir şivesini konuşurdu. Papa tarafından tayin edilen Katolik ruhanilerin bulunduğu diplomatik misyona ait kiliselere devam ederlerdi. Sonra bunlara Holandalı, Alman ve İngilizler de katıldı. İngiliz Levantenleri vasıtasıyla Protestan kiliseleri kuruldu. Levantenlerin kendi aralarındaki davalar, Osmanlı mahkemelerinde değil; elçilik ve konsolosluklarda kendi hukuklarına göre çözülürdü. Taraflarından biri Osmanlı olan davalara ise, Osmanlı mahkemesinde bakılır ve tercüman hâzır bulunurdu.

Levantenler, kendi dil ve dinlerini muhafaza etmekle beraber, bulundukları beldenin yerli halkıyla münasebet kurdular; hatta bunların bazı âdetlerini benimsediler. Yerli gayrımüslimlerle evlenerek, kendi dillerini unutup, Rumca, Ladino (İspanyol Yahudicesi) gibi mahalli lisanları konuşanlar bile oldu. Ama orijinal Levanten yaşayışını korudular. Tâbiyetleri (vatandaşlıkları) ve kiliseleri farklı olmakla beraber, menfaat sebebiyle hep müşterek hareket ettiler. Ekseriya kendi içlerinden evlenmişlerdir. Evlilik sebebiyle iki tâbiyetli (vatandaşlığı) olanlar vardı. Ancak çoğunun pasaportu ve tâbiyeti yoktu. Sultan Hamid zamanında bunlara Osmanlı tâbiyeti verildi.

İzmir Buca'da Forbes Villasi (1915)

Âdetâ küçük bir Avrupa

İstanbul’da ekseri Beyoğlu (Pera), Büyükdere, Adalar ve Moda’da; İzmir’de Alsancak (Punta) ve Bornova’da otururlardı. Bakımlı caddelerdeki beyaz badanalı, avlulu ve konforlu Levanten evlerinden tek tük örnekler günümüze gelmiştir. Bu semtlerde lokantaları, kafeleri, fotoğraf stüdyoları, bonmarşeleri (o zamanın alışveriş merkezleri), tiyatroları, baloları, yortu zamanları tertipledikleri renkli karnavalları ile âdetâ küçük bir Avrupa şehrinde yaşarlardı. Bestekâr Ferenc Liszt’ten, oyuncu Sarah Bernhardt’a kadar çok sayıda artist, İstanbul’a gelip burada resital ve temsil vermiştir. Levantenlerin depo, atölye ve fabrikalardan başka, şehre yakın köylerde çiftlik ve bahçeleri vardı. At yarışı, futbol, tenis, paten gibi sporlara, Levantenler öncülük etmiştir.

Levantenlerin, kendi dillerinde tedrisat yapan mektepleri vardı. Başta Fransızca olmak üzere Avrupa gazetelerinin Levantenler arasında hayli abonesi olduğu gibi; Osmanlı ülkesinde bu dillerde neşredilen gazete sayısı da az değildir. 1900 senesinde Osmanlı ülkesindeki ecnebi gazeteler 100 bin nüshayı geçmiştir. Bunun 20 bin nüshasını bizzat burada Levantenlerce basılanlar teşkil eder. Aynı yıl 139 tane de Levanten gazete ve mecmuası vardı. Çoğunda olabildiğince serbest yazılar neşredildiği için, Osmanlı entelektüelleri tarafından da okunur; böylece Osmanlı payitahtı dünyadan haberdar olurdu.

Bir Levanten gazetesi Le Courrier de Smyrne (1887)

Sosyal hayatlarında büyük ölçüde Avrupa’yı taklit eden Levantenler, Osmanlı cemiyetinde “alafranga” (Frenk Usulü) denilen ve zaman zaman küçümsenen bir hayat tarzı ve modanın ortaya çıkmasna vesile oldu. Yerli gayrımüslimler, hatta bazı müslümanlar bile bunların Avrupaî hayatına alâka duyar; Levantenlerle kurdukları münasebetlerle bu modern hayatın tadını almaya çalışırdı. Yerli Ermeni, Rum, hatta Yahudilerden, Levantenler gibi yaşayanlar; bunların imtiyazlı statüsüne kavuşmak için, ecnebi tâbiyetine girenler olmuştur. Müslümanlar, tatlı su balığı ile deniz balığı arasındaki farka atıf yaparak, biraz alaycı bir şekilde, bunlara “Tatlı Su Frengi” derdi. Frenk, Osmanlıların Batı Avrupalılara öteden beri verdiği isimdir. Levantenler, Garblılara göre Şarklı; Şarklılara göre Garblı olarak görülmüş; sadece Osmanlılar değil, Hammer gibi Avrupalı tarihçi ve yazarlar, Levantenleri küçümseyen, hatta alaya alan yazılar yazmışlardır.

XVIII ve XIX. asırda belli başlı Osmanlı şehirlerinde yaşayan Levantenlerin sayısı daha da arttı. Yeni ticaret yollarının keşfi bile Levant ticaretinin ehemmiyetini azaltmadı. Levantenler vasıtasıyla Avrupa, Osmanlı ülkesinde ticarî ve ekonomik hâkimiyet kurmaya muvaffak oldu. Levantenler, Osmanlı diplomasisinde belirleyici bir rol üstlendi. Avrupa sefaretlerinde tercüman olarak çalışanlar; hatta Osmanlı anlaşmalarını topladığı eseriyle diplomasi tarihine hizmet etmiş olan Baron Testa gibi Avrupa’dan soyluluk ünvanı elde edenler bile vardır. Beyoğlu Belediye Reisi Edouard Blacque, banker Alleon, Moda’yı meskûn hâle getiren Whittal gibi aileler,  yakın zaman İstanbul hayatında mühim rol oynamış Levantenlerdendir. Son asırda Levantenler içinde Fransızlar birinci sırayı alırken, bunları İtalyanlar, Almanlar ve İngilizler takip eder. Bu devirde İstanbul’da 14 bin Levanten yaşardı.

Levanten Barry ailesinin Galata'da salyangoz ihracati ofisi

Temel hak ve hürriyetlerin teminat altında olduğunu teyid eden ve Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya entegrasyonuna yardımcı olan 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’ndan sonra Levantenlerin ekonomik ağırlığı daha da arttı. Avrupa sermayesi ile ortaklıklar kurarak, devletten maden imtiyazları [maden çıkarma hakkı] aldılar. Devlet tahvili komisyonculuğu ile büyük servet ve güç elde ettiler. Öteden beri kazandıkları imtiyazlarla ve ekonomik faaliyetlerle Levantenlerin giderek güçlenmesi, Avrupa karşısında gerileyen Osmanlı münevverlerinin reaksiyonuna sebebiyet verdi. Şarkta yaşadıkları halde, Avrupalılara özenen giyim kuşamları başta olmak üzere tenkit ve alaya, hatta nefrete hedef oldular.

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra iktidarı ele geçiren İttihatçıların koyu milliyetçi politikaları, Levantenlerin aleyhine oldu. 1914’te kapitülasyonların kaldırılması, Birinci Cihan Harbi mağlubiyeti ve ardından cumhuriyetin ilanı ile, ekonomik faaliyetleri sınırlandırılan Levantenler; devletleştirmeler ve yerli halkın ticarete kaydırılması yüzünden imtiyazlı bir sınıf olmaktan çıktı. 1930 ekonomik buhranı, son darbeyi vurdu. Önce işlerini; ardından da bakımı ve tamiri masraflı olan evlerini terketmek zorunda kaldılar. Bu evlerin çoğu devlete intikal etti. Mesela İzmir Buca’daki Baltacı Köşkü, ortaokula; Rees Köşkü de, öğretmen okuluna dönüştürüldü.

Yıldızları Osmanlı Devleti ile beraber batan Levantenlerin çoğu başta Amerika olmak üzere batıya göç etti. Mussolini, İtalyan orijinlileri parlak vaadlerle İtalya’ya davet etti. Mamafih bugün bile İstanbul, İzmir ve İskenderun gibi şehirlerde az da olsa Levanten aileleri yaşamaktadır. Levantenlerin, Türk sosyal yaşantısına tesiri, sadece bu dillerden Türk argosuna giren “racon”, “faça” gibi kelimelerle sınırlı kalmadı. Son asırdaki modernleşme devrinde, reformistlerin Avrupa’ya açılan penceresini teşkil ettiler. Bu bakımdan Levantenler, Türk sosyal tarihinde mühim bir iz bıraktılar.

Büyük yanginda yanan Levanten evleri. İzmir Punta (Alsancak)


 Önceki Yazılar
13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

Diğer makaleler için tıklayınız...