Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Manastır Vâlisi, 1908’de Sultan Hamid’e şu mesajı göndermişti:
“BURADA BENDEN BAŞKA HERKES İTTİHATÇIDIR”


12 Mart 2014 Çarşamba

Osmanlı Devleti'nde, askerî, ilmî ve sivil bürokrasi her zaman saraya karşı birer güç merkezi pozisyonundadır.

Menfaatlerinin zarar gördüğünü düşündükleri zaman, bazen biri, bazen ikisi, bazen hepsi birleşip, saray darbelerine kalkışmıştır.

XVI. asırdan bu yana siyasî hayatımıza hâkim olan manzara budur.

İslâm hukukunda hükümdar kayd-ı hayat şartıyla başa geçer. Dinden dönme, akıl hastalığı veya his uzuvlarının kaybı haricinde istifa etmedikçe tahttan indirilemez. Ancak tarihte çeşitli siyasî ve sosyal çalkantılar sebebiyle, meşru sebep olmaksızın hükümdarın tahttan indirildiği; hatta katledildiği vâkidir. Bu darbeler fetvâya bağlanmakla beraber, bizzat darbecilere katılan bazıları tarafından verilen bu fetvâların meşruluğu söz götürür.

Jön Türk Kongresi - Paris 1902


Sarayın üzerine devrilen sacayağı
Osmanlı Devleti’nde, bilhassa devlet idaresinin sarsılmaya başladığı XVI. asır sonlarından itibaren, devlet idaresinde söz sahibi olan üç nüfuz grubu vardı: Ulemânın teşkil ettiği ilmiye, merkez ve taşradaki bürokratların teşkil ettiği mülkiye ve askerlerin teşkil ettiği seyfiye sınıfları (seyf=kılıç). Sacayağını andıran bu üç sınıf arasındaki ahenk ve dengeyi saray temin etmeye çalışırdı. Bu denge, sınıflardan birisi lehine bozulursa, sacayağı sarayın üzerine devrilirdi.


İttihatçılar Bâb-ı Âlî'yi basıyor (1913)

Saray, şehzâde katli, devşirme vezirler istihdamı gibi tedbirleriyle, ülkede aristokrat sınıfının teşekkülüne izin vermemiş, böylece yeni bir nüfuz grubunun meydana gelmesini engellemiştir. Ulema, resmî vazifeler vesilesiyle hükümete bağlanmış; tarikatler, siyasî ve sosyal ahengi bozacak bir tavır içine girmemesi için kontrol altında tutulmuştur. Sultan IV. Murad gibi kuvvetli padişahlar zamanında bütün otoritenin saraya geçtiği vâkidir. Ancak ekseriyetle üç sınıf da, sarayın yanında varlığını ve padişah otoritesine karşı potansiyel güçlerini muhafaza etmiştir.


İttihat ve Terakki kurucuları


Sultan Hamid'e ilk isyan bayrağını kaldıran yüzbaşı Resneli Niyazi Manastır'da

XVII. asırda bazı ham sofu ulema arasında yeşeren Kadızadeliler hareketi, önceleri müsamaha ile karşılanırken; iş, câmilerde nümayiş gibi siyasî ve sosyal faaliyete dökülünce, hükümet bunları tenkil etti; ekibi dağıtarak sürgüne gönderdi. Yeniçerilerin de sembolik olarak bağlı göründüğü Bektaşîliğin siyasî ve sosyal yapıdaki hâkimiyetlerine göz yumulmadı.


Bektaşi ulularını gösteren bir temsilî resim

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla beraber Bektaşî tarikati de yasaklandı. Mamafih Sultan Mecid’in toleransından istifadeyle tekrar canlanan Bektaşîlerden, sadrazamlar (Nedim Paşa, Talat Paşa) bile çıktı. Bunların Jön Türk hareketini desteklemek adına, merkezî hükümete karşı gizli faaliyet yürüttüğü; muhaliflerini tepelediği; kendi mensuplarının gayrımeşru işlerini de ört-bas ettikleri malumdur.

Sultan II. Mahmud, yeniçeri ocağını kaldırıp, ulemâ ve vüzerânın salâhiyetlerini kısarak merkezî otoriteyi güçlendirdi; hâkimiyet münhasıran saraya geçti. Şeyhülislâm ve harbiye nâzırı kabineye alınarak, ilmiye ve askeriye yürütmenin eline bırakıldı. Tanzimat Fermânı, Sultan Mecid’in gençliği ve yumuşak tabiati sebebiyle bürokratların hâkimiyeti tekrar ellerine almalarına vesile oldu.


Sultan II. Mahmud

Bu otoriteyi kırmak isteyen Sultan Aziz, bir asker-bürokrat ittifakıyla tahttan indirilerek tesirsiz hâle getirildi. Başta asker ve sivil bürokratlarla anlaşan Sultan II. Abdülhamid, tahta çıktıktan iki sene sonra dedesi gibi otoriteyi sarayda topladı. 1908 darbesinden sonra otorite, 1918-1922 yılları hâriç olmak üzere, bürokratlarla anlaşan askerlere geçmiştir.

Lale Devri’ni kanlı bir şekilde bitiren 1730 darbesinde, hükümetin ekonomi icraatından zarar gördüğünü düşünen Galata bankerleri gibi finans çevrelerinin; Sultan III. Selim’i tahttan indirilip öldürülmesiyle neticelenen 1808 darbesinde de Rusya gibi dış merkezlerin mühim rolü oldu. Nitekim 1808 darbecisi Kabakçı Mustafa, Rusya'da yetişmiş Arnavut asıllı profesyonel bir ihtilalci idi. Bu iki darbe, Avrupa’daki emsallerinden önce sanayi inkılâbına girişen Osmanlı Devleti’nin gelişmesine de darbe indirmiş; Avrupa ile arada 50 senelik fark doğmuştur.


1730 darbecisi Patrona Halil

Saraya sızan paralel yapı
Kuvvetli bir istihbarat faaliyeti kurarak ve insanları ihsanla kendisine bağlayarak iktidarını ancak bir müddet koruyabilen Sultan II. Abdülhamid’i tahttan indirmek maksadıyla, hürriyetçi bir grup idealist, ama dünyadan habersiz genç, İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni kurup, başta ordu olmak üzere teşkilatlandılar. Almanya, İngiltere ve Fransa, ajanları vasıtasıyla sızarak bu teşkilatı yönlendirmeye çalıştı. Zamanla ülke içinde paralel bir yapı meydana geldi. Askerî ve sivil bürokrasinin her kademesine hâkim olan bu yapı, Sultan Hamid'in otoriter idaresi ve sıkı istihbaratına rağmen, ülke üzerinde emelleri olan Mason ve Siyonist teşkilatlarından yardım alarak, 1908'de darbe yaptı.


Sultan Hamid'i tahttan indiren hareket ordusu kurmay heyeti


Hareket Ordusu İstanbul sokaklarında


Hareket Ordusu Yıldız Camii avlusunda


Yıldız Sarayı yağması

Darbeden evvel Sultan Hamid’in Manastır Valisi Hıfzı Paşa’nın padişaha, “Manastır’da benden başka herkes İttihatçıdır” diye mesaj gönderdiği meşhurdur.  Sâdık devlet ricâlinin akrabası olma referansıyla kendisine itimat edilerek, devletin en kritik birimi olan saray şifre kalemine, sonradan İttihatçıların meşhur simaları arasında görünenlerin kâtip olarak sızması, hâdisenin vahametini göstermektedir.

Artık matbuat (basın) da amme efkârını iktidara karşı yönlendirebilen güçlü bir silahtı. 1909'da İngiltere, bir karşı darbeyle ülkenin rotasını Almanya'dan İngiltere'ye çevirmeye çalıştı. 31 Mart Vak’ası denilen bu darbe muvaffak olamadı ama, hilâfet siyasetiyle İngiliz emperyal siyasetine en büyük engel olarak görünen Sultan Hamid tahtını kaybetti. İktidar, bürokratlarla anlaşan ve Almanya'nın sıkı bir güdümüne giren askerlerin eline geçti. İttihatçılar, “tensikat” bahanesiyle kendilerinden olmayan asker ve memurların tamamına işten el çektirdiler.


31 Mart hadisesi öncesinde meydanı dolduran insanlar

1920'de Ankara'da kurulan hareket, İstanbul hükümetine rağmen, Anadolu'da bir paralel yapı teşkil etti. Bürokratlar, askerler, hatta ulema, İstanbul'daki meşru hükümet yerine, tamamıyle Ankara'dan emir alır oldu. İstanbul’un tayin ettiği mülkî âmirler vazifeye başlatılmaz; hatta dövülüp geri gönderilirdi. Ankara’nın vergi toplaması ve asker alması, bazı beldelerde halk isyanlarına sebep oldu. İşgal altındaki İstanbul hükümeti, eli kolu bağlı bir şekilde seyirci kaldı.

İttihatçılardan paçayı kurtaranlar da, Ankara’ya sızdı. Böylece bir Yeni-İttihatçı manzarası arzeden Ankara hareketi, başta İstanbul olmak üzere İttihatçılardan çekmiş olan kesimi endişeli bekleyişe sevketti. Ecnebilerin Anadolu’dan çekilmesiyle, Ankara’dakilerin İstanbul’a gelerek tekmil vereceğinden başka ümidi kalmadı. O zamanın Posta Nâzırı Refik Hâlid (Karay), hatıralarında bizzat yaşadığı bu paralel yapı devrini çok güzel tasvir eder.

İktidar, Avrupa devletlerinin de yön değiştirmesi sayesinde gücü giderek artan ve “Güçlü olanın sözü geçer” kaidesince devletin yeni hâkimi olan Ankara'nın kucağına düştü. Sonra devletin üç tarihî rüknünden olan ulema tasfiye edilerek yerini üniversite aldı. O gün bugündür, üniversite ve basını da yanına alan ordu-bürokrasi ikilisi, memleketin görünmeyen/görünen gücü olarak “bileğinin hakkıyla” kazandığı iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır.


31 Mart darbesi sırasında sokakta öldürülen birinin cesedi



31 Mart darbesi ardından asılanlar


Heyet, Sultan Hamid'e tahttan indirildiğini tebliğ ediyor

 

 

 

 


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...