Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
MUSTAFA N’OLDU, HANİ NEYLEDİN A PADİŞAHIM?

12 Şubat 2014 Çarşamba

Tarihin en talihsiz şahsiyetlerinden Şehzâde Mustafa yüzü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim’e benzetilirdi.  Babasının yerine onun geçmesi bekleniyordu. Ama hâdiseler böyle cereyan etmedi.
Şehzâde Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük oğludur. Babasının sancakbeyi olarak bulunduğu Manisa’da 1515’de dünyaya geldi. Annesi Mâhidevran (Gülbahar) Haseki’dir. O devirde çocuğu olan padişah hanımlarına haseki denirdi. Sonradan kadınefendi denmiştir. Dedesi Yavuz Sultan Selim vefat edip, babası tahta çıkınca, Şehzâde Mustafa annesiyle beraber Manisa’dan İstanbul’a geldi. Padişahın diğer zevcesi, zekâ ve sevimliliğiyle kocasının kalbini kazanan Hurrem Haseki, peş peşe çocuklar dünyaya getirip itibar kazanınca, Mâhidevrân gözden düştü. Bu sebeple Şehzâde Mustafa, Hürrem Sultan’a cephe aldı. 1533’te Hafsa Vâlide Sultan vefat edince, Mâhidevrân hâmisiz kaldı. Âdet üzere Şehzâde Mustafa 1541’de Manisa sancakbeyliğine gönderildi.

Amasya Şehzadeler Müzesi'nde Şehzade Mustafa'nın balmumu tasviri

Mustafa padişah olsun…
Şehzâde Mustafa, yüzü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim’i andırırdı. Osmanlılarda muayyen bir verâset usulü olmamakla beraber, zamanı geldiğinde padişahın yerine onun geçmesi bekleniyordu. Padişah 46 sene gibi çok uzun bir müddet tahtta kaldı. Zaman uzadıkça en iyi hükümdardan bile insanlar usanır. Halk da ihtiyar padişahın yerine, dedesine benzeyen Şehzâde Mustafa’nın geçmesini istiyordu.

Padişahın çok sevdiği Şehzâde Mehmed’in genç vefatından sonra seferlere Şehzâde Bâyezid ve Selim’i götürmesi, bunlara meyli olduğu şeklinde tefsir edildi. Hürrem Sultan ile kızı Mihrümah Sultan ve damadı Rüstem Paşa’nın, Şehzâde Mustafa’yı tahttan alıkoymak için çalıştığı; onu babasıyla görüştürmediği dedikodusu yayıldı. Üstelik Şehzâde Mustafa, Manisa’dan Amasya’ya nakledilmişti. Zamanla Şehzâde Mustafa da babasından şüphe etmeye başladı Etrafını hemen bir klik sardı. Muhtemelen kendisini babasına karşı kışkırttılar.
Amasya Şehzadeler Müzesi'nde Şehzade Mustafa'nın balmumu tasviri

Padişah rahatsızlığı sebebiyle İran seferine çıkamayıp, yerine Rüstem Paşa’yı gönderince, asker arasındaki huzursuzluk arttı. Asker, padişahın hasta olduğunu; yerine Mustafa’yı geçirmeyi düşündüğünü; ancak Rüstem Paşanın engel olduğu dedikodusunu yayıyordu. Tarihçi Peçevi’nin naklettiğine göre, Mustafa padişah olup Rüstem Paşa’nın başını kesecek; zaten nikris hastası olan babası da Dimetoka’da son günlerini geçirecekti. Bunun için şehzâde “tuğ ve alemlerin dikip” hazırlıklara başlamıştı. Tarihçilerin rivayetleri farklı da olsa, babası ile şehzâde arasındaki gerginliğin had safhaya çıktığı anlaşılmaktadır.
Kanuni Sultan Süleyman tahta geçtiği sıralarda

Öteden beri bu yolda dedikoduları işiten padişah, önce oğlunun kendisine karşı bir komplonun içinde olduğuna inanmak istemedi. Müfsidlerin kendisini aldatmaya çalıştığını; bir yandan da dedikodular yaydığını söyledi. Ama İran Şahı Tahmasb ile yazışmaları eline geçince de kararını verdi. Bugün Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen bu mektuplara göre, şehzâde, şahın kızıyla evlenip İran desteği ile tahta geçecekti. Daha yakınlarda İran şehzâdesi Elkas Mirza, İstanbul’un desteği ile şaha karşı isyan etmişti. İslâm hukukunda, ayaklanma hazırlığı içinde olmak ile isyan, aynı hükümdedir. Osmanlı tarihinde şehzâdelerin babasına isyan ettiği, hatta bazısının muvaffak olduğu misaller yok değildir. Şehzâdenin benzediği dedesi Yavuz Sultan Selim, yaşlı babası Sultan II. Bayezid’i tahttan indirip, Dimetoka’ya göndermişti. Bu hatıra da, henüz zihinlerde tazeydi ve muhtemelen Sultan Kanuni’nin şuuraltına da tesir etmişti.
Hürrem Sultan

Bunun üzerine padişah bizzat Nahçivan seferine çıktı. Hakikatte bu sefer Şehzâde Mustafa’nın üzerineydi. Bir konak ötedeki Amasya’da bulunan Şehzâde, babasıyla görüşmek ve sefere iştirak etmek üzere askerleriyle beraber yola çıktı. Eniştesi Kara Ahmed Paşa, gitmemesini söyleyip suikastı haber verdiyse de, meselenin daha müşkil hâle geleceğinden endişe eden şehzâde dinlemedi. Babasıyla görüşürse, onu ikna edeceğinden emindi. Konya Ereğlisi yakınlarında babasına yetişti. Askerin coşkulu tezahüratıyla karşılandı; vezirler kendisini etekledi.

Bu sevinçle otağa girdiğinde kendisini 7 dilsiz cellad karşıladı. Bir komployla karşı karşıya olduğunu düşünen Şehzâde, mukavemet etti; celladların hepsini yere serdi. Ancak elbisesinin eteği ayağına dolanıp yere düşünce; sonraları saraya damat olup Eyüp’te Mimar Sinan’a güzel bir câmi yaptıracak olan Zal Mahmud Ağa tarafından, hanedan mensuplarının kanını yere dökmeyi yasaklayan eski Türk tabusu çerçevesinde, kemend ile boğularak idam edildi.  Bir rivayette otağa girişinde babasını görüp selâm verdiği; babasının da “Seni köpek; ne cesaretle selâm veriyorsun” dedikten sonra, celladlara vazifelerini emrettiği anlatılır. Bir başka rivayette ise, padişah infazı perde arkasından takip ederek iş gecikince “Elinizi çabuk tutun!” talimatını vermiş; iş bitince de Mahmud Ağa’ya Zal (pehlivan) lakasını takmıştır.
Şehzade Mustafa rolünde Mehmet Günsur

38
yaşındaki Şehzâde, Bursa’da Muradiye külliyesine gömüldü. Annesi Mâhidevran Haseki, Bursa’da uzun yıllar oğlunun hatırasıyla yaşadı. Üvey oğlu Sultan II. Selim’in yardımıyla, şehzâdenin kabir üzerine büyük bir türbe yaptırdı. Ertesi sene Rumeli’de Şehzâde Mustafa olduğunu iddia eden birisi ortaya çıkarak hayli taraftar topladıysa da, çıkardığı isyan bastırıldı. Şehzâde Mustafa, şair ve hattat idi. Âlim ve sanatkârları himaye ederdi. Manisa’da câmi, ayrıca çeşmeler yaptırmıştır. Babasının taraftarlarının etrafında toplanmasından korkulan oğlu da Amasya’da idam edildi. İki kızından biri, Mimar Sinan’a Ankara’da kendi adıyla yaptırdığı câmi hâlâ ayakta olan Ankara Vâlisi Cenabi Ahmed Paşa ile evlenmiştir.
Şehzâde olmak, büyük talihsizlik
Halk arasında çok büyük reaksiyon uyandıran bu acı hâdisenin mesulü olarak Rüstem Paşa gösterildi. Şahın bile şehzâdeden geldiğine tereddüt etmediği mektupları, şehzâdenin mührünü gizlice çaldırıp Rüstem Paşa’nın yazdırdığı söylendi. Hatta Şehzadenin arkadaşı Taşlıcalı Yahya yazdığı mersiyede Mekr-i Rüstem (Rüstem’in oyunu) diye tarih bile düşürmüştür. Şair Sâmi’nin “Mustafa n’oldu, hani neyledin a padişahım?” nakaratlı mersiyesi ise açıkça padişahı itham ediyordu. Şehzâde, Osmanlı tarihinde hakkında en çok mersiye yazılan şahsiyetlerdendir. Padişah, galeyanı önlemek için Rüstem Paşa’yı azletti; hatta şehzâdenin makbullerinden Kara Ahmed Paşa’yı sadrazam yaptı. Ama kendisini bile açıkça tenkit edenleri cezalandırmayarak, fikir hürriyetinin en güzel örneklerinden birini gösterdi.
Bazıları padişahı bu işe, tahta kendi çocuklarının geçmesini isteyen Hurrem Sultan’ın kışkırttığını söyler; padişahın eniştesi Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın idamını da Hurrem Haseki ve damadı Rüstem Paşa’ya yükleyerek; Şehzâde Mustafa ile Makbul İbrahim Paşa’nın kendilerini idama götüren hatalarından hiç bahsetmezler. Kocası tarafından çok sevilen kadınlar hep kıskanılır ve iftiraya uğrar. Rüstem Paşa, liyakatli ve muktedir; fakat sert, ciddi ve cimrilikle itham edilerek tarihin en sevilmeyen şahsiyetlerinden biri olmakla beraber; istikrarlı icraatıyla, en uzun zaman veziriazamlıkta kalan devlet adamlarındandır.
Rivayete göre, padişah, şeyhülislâm Ebussuud Efendi’ye, hâdiseyi sembolik bir şekilde anlatarak fetvâ almıştır: Bir tacir, iş için uzak bir yere giderken ailesiyle mallarını kölesine emanet etse; bu köle de efendisinin ailesini yok ederek mallarına el koysa; dönüşünde de efendisini öldürmeye karar verse; ne lâzım gelir? Elcevab: İdamı hak eder.
Sultan Kanuni gibi hayatında hiç büyük hata yapmamış bir hükümdarın, etrafındakilerin komplosu ile hareket etmesi uzak bir ihtimaldir. Padişah, öz oğlunun idamını muhakkak ki haklı sebepler dayanarak infaz ettirmiş olmalıdır. Bununla beraber hâdise o kadar millî vicdanı yaralamıştır ki, Osmanlı tarihinin “altın devri” olarak görülen Kanuni Sultan Süleyman zamanının siyah bir sayfası olarak anılmıştır. Hurrem Sultan, bu işe belki çok üzülmemiştir; hatta kim bilir, taht kendi oğullarından birine kalacağı için memnun da olmuştur. Ama hâdisenin doğrudan mesulü değildir. Hurrem Haseki’nin oğullarından Cihangir’in ertesi sene vefatı da, ağabeyinin başına gelen hâdiseden dolayı duyduğu elem ve teessüre bağlanır. İkbal yıldızı parlayan Hurrem değil de, Mâhidevrân olaydı, belki de aynı akıbet bu sefer tersine olarak Hurrem ile oğullarının başına gelecekti.
Şehzâde Mustafa, heyecanlı ve tedbirsiz hareketleriyle zaten padişahlığa pek de uygun olmadığını göstermiştir. Yiğitliğin tek başına kâfi gelmediği; sabır ve temkinin daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Kanun ve nizama aşırı bağlılığıyla tanınan Kanunî Sultan Süleyman, Hurrem Haseki’nin sevgili oğlu olup ayaklanan Şehzâde Bayezid’i de idama göndermekte tereddüt etmemiştir. Padişahlar, devletin dirliği ve milletin birliği mevzu bahis olduğu zaman en yakınlarını bile fedâ etmekten çekinmezdi. Devlet, asırlarca böyle ayakta durmuştur. Hanedan, devletin ve milletin dirliği için, acı reçeteyi kendisi içmiştir. Padişah, böylece bir iç savaşın da önünü almıştır. Sultan Kanunî zamanında Türkiye’de bulunan Avusturya elçisi Busbecq, Şehzâde Mustafa’dan bahsederken  diyor ki: “Türk padişahlarının oğlu olmak büyük bir talihsizliktir”.
Şehzade Mustafa'nın Bursa'daki türbesi
Askerin arzusu mu, ilahî irade mi?
Sultan II. Selim, şehzâdeliğinde, diğer iki kardeşi gibi ihtirasa kapılmadı. Sessizce ve akıllıca tahtın kendisine gelmesini bekledi. Musahibi Celal Bey’e sorduğu “Halk arasında bizim için ne derler?” sualine, “Şehzâde Mustafa’yı askerler; Bayezid’i de anne-babası ile vezirler tutar” diye cevap alınca, “Sultan Mustafa’yı en kuvvetlisi istesin; Bayezid Han’ı anne ve babası taleb etsin; Selim fakire de mevlâsı rağbet etsin! Biz safamızı sürelim, yarının sahibi var” demişti. Gerçekten birâderlerinden Mehmed ile Cihangir, hastalanıp vefat etti. Babalarına kafa tutan Şehzâde Mustafa ile Bayezid ise hırsları sebebiyle hayatını kaybetti. Şehzâde Selim, sabrın nimetine kavuştu. Böylece tahta en lâyık olduğunu gösterdi. Gerçi babası da kendisine meyilliydi. Çünki Şehzâde Selim, itaatli bir evlâd idi. Babasıyla seferlere katıldı. Manisa, Kütahya ve Karaman sancakbeyliğinde mahâretini ispatladı. Nitekim babası İran seferine giderken, kendisini yerine taht muhafızı olarak bıraktı.
Şehzade Mustafa'nın Bursa'daki türbesinin içi

 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...