Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
HAŞHAŞÎLERİN DÜNÜ ve BUGÜNÜ

29 Ocak 2014 Çarşamba

Rey şehrinde Muvaffak Nişâburî’den okuyan üç yakın arkadaştılar. Aralarında kim önce ikbâle kavuşursa, diğerine yardım edeceğine dair sözleşmişlerdi. Bunlardan biri Selçuklu veziri Nizâmülmülk, ikincisi meşhur bilgin ve şair Ömer Hayyâm, üçüncüsü ise sonradan dünyaya dehşet salan bir suikast teşkilatının kurucusu Hasan Sabbâh idi. Her ne kadar aralarındaki yaş farkı bu rivayetin sıhhatini zayıflatıyorsa da, Nizâmülmülk, vezir olunca Hasan Sabbâh’a valilik teklif etti. O ise Nizâmülmülk’ün makamına göz dikip sarayda vazife istediği için araları açıldı.


Hasan Sabbah

7 sayısının hikmeti                                                                                              

Hasan Sabbâh, İmamiye Şiasına mensup bir din adamının oğludur. Daha sonra Şia’nın aşırı kollarından Bâtınîliğin İran’daki dâîlerinin (misyoner) tesirinde kaldı. Mısır’a giderek bu mezhepteki Fâtımîlere katıldı. Bâtınîler, Cafer Sadık’ın yerine Musa Kâzım’ı değil, kendinden evvel vefat eden oğlu İsmail’i yedinci imam tanır. Kur’an’ın bir zâhirî (görünen), bir de bâtınî (görünmeyen) manası olduğunu; imama sadakatle bâtınî manaya erilebileceğini; bunlara haram şey bulunmadığını söyler. Tenasüha (reenkarnasyona); cennet ve cehennemin dünyada olduğuna inanır. İmamlar gizlidir. Ortada olan, dâî adındaki propagandacılardır. En çok Güney Irak’ta tutunmuşsa da, Kuzey Afrika ve Mısır’daki Fâtımî Devleti ile tanındı. 12 imam tanıyan İsnâaşeriyye’den (Caferiyye) farklı olarak İsmail 7. imam sayıldığı için Seb’iyye veya İsmailiyye diye de bilinirler. (Seb’a=7, İsnâaşer=12)


Alamut Kalesi

Fırkanın kurucusu İmam Cafer’in azatlısı ve göz doktoru Meymûn Keddah’tır. Mecusî muhtedisi olduğu halde, seyyid olduğunu iddia etmiştir. Bâtınîliğin, Yahudilik ve Zerdüştlük ile Pisagor ve Philon felsefesine kadar uzanan esasları vardır. Tarihçiler, bazı eski din mensuplarından İslâmiyeti kılıçla yenemeyenlerin, içten çökertmek için bu yolları denediğini iddia eder. Meymun’un soyundan gelenler Fâtımî Devleti’ni kurarak halifeliğin kendi hakları olduğunu söyledi. Bâtınîlerden bir kol da 870’de Güney Irak’ta Karmâtî Devleti’ni kurdu. Bunlar bir ara Mekke’yi basıp, Hacerülesved’i kaçırdılar. Bunlar, yediyi mukaddes tutar ve 7. imamdan sonra muayyen bir imam tanımayıp, 8. imamı beklemek gerektiğine inanır. Kurucusu Meymun'un talebelerinden Hamdan Karmât'tır.

Şahin yuvası

İhtiyar Fâtımî halifesi Mustansır’ın yerine Müsta’li’yi değil de diğer oğlu Nizâr’ı destekledi. Bu sebeple atıldığı hapisten kaçarak bir Bâtınî misyoneri olarak İran’a dönen Hasan Sabbâh, 9 sene propaganda yaparak etrafında hayli taraftar topladı. Selçuklu Sultanı Melikşah önce kendisine bir nasihat mektubu yazdı. Yola gelmeyince üzerine asker saldı. Hasan Sabbâh, buna içlerinde Nizâmülmülk ve muhtemelen Melikşah’ın da bulunduğu Selçuklu ve Abbasî devlet ricalinden nicesini öldürterek cevap verdi. Davetini kabul etmeyen halktan günde ortalama on sünnîyi böyle öldürterek etrafa dehşet saçtı.

1090’da Hazar Denizi güneyindeki müstahkem Alamut ve etrafındaki birkaç kaleyi zaptederek burada küçük bir devlet kurdu. Kalelere, uzun zaman yetecek zahire ambarları yaptırdı. Kervanları soyarak servet sahibi oldu. Haşhaşa alıştırdığı, böylece halüsinasyonlar görerek kendisini cennette zanneden fedâîlerini, suikast için kullandı. Nizâr’ı Mısır’dan getirtmeye çalıştıysa da başaramadı. Bunun üzerine Bâtınîliğin, Nizâriyye denilen kendine mahsus bir kolunu tebliğe başladı. Şeyhülcebel (Dağ Şeyhi) diye tanındı.


Fedailerin Hasan Sabbah'ın emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirdiklerini tasvir eden bir gravür

Onun inancına göre, yeryüzüne İsmail soyundan masum ve gizli bir imam hüküm sürer. Hasan Sabbâh, bu imamın vekilidir. Saadete, akıl ile değil; imama bağlanmakla ulaşılır. Bu sebeple ilim öğrenmek yasaktır. “İlm-i zahirin çoğalması, ilm’-i bâtını örter, söndürür” derdi. İnancının en mühim prensibi, Bâtınîliğin düşmanlarına hayat hakkı tanımamasıdır. Haşhaşa ve onun hâsıl ettiği güzel hayallere, yalancı cennete kavuşmak isteyen fedâîleri, Hasan Sabbâh’ın verdiği cinayet emirleri bir dinî vazife bilmiştir. Bu sebeple yolu Haşhaşî diye anıldı. Avrupa dillerinde suikastçı için kullanılan assassin sözü buradan gelir. İmam Gazalî’nin, Fezâihu’l-Bâtıniyye adıyla bu inanca yazdığı reddiyesi vardır.


Alamut kuşatmasını gösteren minyatür

Sultan Melikşah’ın oğlu Sultan Berkyaruk, Hasann Sabbah’ın üzerine yürüdü. Haşhaşîlere ağır bir darbe indirildi. Sultan, bu arada vefat etti. Yerine geçen kardeşi Sultan Muhammed Tapar mücadeleyi kıyasıya sürdürdü. Şahdiz kalesi alındı ve Haşhaşî lider İbni Attas idam edildi. 1109’da Nizamülmülk’ün oğlu Vezir Ahmed’in kumandasındaki askerlerle Alamut kuşatıldı ise de kış sebebiyle ordu geri çekilmeye mecbur oldu. 1117’de Alamut daha güçlü bir ordu ile kuşatılarak kalenin dışarısı ile irtibatı kesildi. Tam o sırada İsfahan’dan Muhammed Tapar’ın vefat haberi geldi. Muhasara kaldırıldı ve Hasan Sabbâh rahat nefes aldı. Bir cariyeyi kandırarak yastığının altında bir hançer ve tehdit mektubu koydurduğu yeni Sultan Sencer, kendisiyle sulha mecbur oldu.


Nizâmülmülk'ün katlini tasvir eden minyatür

Haşhaşîlerin lideri Hasan Sabbah, İran’ın kuzeyindeki müstahkem Alamut kalesinde dünyayı korkuya salan planlarını yapıyor; kendisiyle kimse baş edemiyordu. Haşhaşîler fesâd ve cinayetlerine devam ettiler. Suikastlerini Musul ve Diyarbekir’e kadar uzandırdılar. Kimse, elbisesinin içine zırh giymeden dışarı çıkamaz oldu. Güvercinlerle haberleşme tekniğini çok iyi kullanan Hasan Sabbâh, Haçlılarla da irtibata geçerek Sünnîlere karşı onları destekledi. Selçuklu devletini zayıflatan ve Türk-İslâm birliğini tehdit eden en büyük fitne oldu. Tarihçiler, o devri, felâket yılları olarak adlandırır.

Dinsizin hakkından…
Hasan Sabbah, pek zeki, kabiliyetli, teşkilatçı, matematikten büyüye kadar çok ilme vâkıftı. Âdil, dindar, ciddi, çilekeş ve kanaatkâr bir imaj verirdi. Öyle ki biri şarap içtiği ve diğeri bir cinayete karıştığı gerekçesiyle iki oğlunu öldürtmüştür. İnanç esaslarındaki sadakat ve itaat prensibi, onun en büyük silahı olmuştur. Maksadı mevcut siyasî ve sosyal yapıyı çökertmekten ibaretti. Adamlarını, dinî ve siyasî bakımdan motive ettiği için, sistemi sağlam ve uzun ömürlü oldu. Alamut’ta meydana getirdiği “yalancı cennet”, burayı görmeden yazan Marco Polo gibi tarihçi ve seyyahların hayalinin mahsulüdür.


Haşhaşî fedaisini tasvir eden kompüter oyunu figürü

Ama dünya ona da kalmadı. 1124’te 80 yaşlarında iken Alamut’ta öldü. Kaleme aldığı eserlerden pek azı günümüze gelmiştir. Sergüzeşt-i Seyyidinâ, Hasan Sabbah’ın hayat hikâyesini; el-Fusulü’l-Erbaa ise mezhebinin esaslarını anlatır. “Dinsizin hakkından imansız gelir” kaidesince, Moğol valisi Hülâgu’nun birlikleri, 1256’da Alamut’u yerle bir edip, fedaileri imha etti. Kaçabilenler Azerbaycan ve Anadolu’ya gelerek cahil halk arasında Hurûfîlik adıyla yeni Bâtınîlik inancını yaydılar ve zamanla bazı tekkelere sızarak Anadolu Bektaşîliğine tesir ettiler. Haşhaşîlerin sekizinci ve son imamı Rükneddin’in veziri meşhur âlim Nâsırüddin Tûsî, Hülâgu’nun hizmetine girdi ve muazzam Alamut kütüphanesini imhadan kurtardı. Bir tek, Alamut imamlarının altıncısı III. Hasan Sünnî ve Hanefî idi.


Hasan Sabbah'ı fedailerinden biriyle ve elinde haşhaş bitkisiyle gösteren minyatür

Karmâtî Devleti 983’te yıkıldı. Fâtımî Devleti’ni de 1171’de Salâhaddin Eyyûbî ortadan kaldırarak, Kuzey Afrika’da tekrar Sünnî hâkimiyetini tesis etti. Buradaki Bâtınîlerin Müsta’liyye kolu, Hindistan’a ve Yemen’e yerleşerek faaliyetlerini daha yumuşak tarzda devam ettirdi. Rivayete göre Kuzey Afrika’dan bir grup Bâtınî Sicilya’ya geçti. Burada yerli halka karışarak faaliyetlerini mafya adıyla gizli devam ettirdiler. Nitekim bu kelimenin Arapça gizli manasına mahfiyye’den geldiği söylenir. Tapınak Şövalyeleri ve bunların asırlar sonraki hâli Masonluğun, Bâtınîlerden hayli ilham aldığı iddia edilir.


Alamut kuşatması - 1256


Alamut düşüyor - 1256


Alamut'un kalıntıları

Hasan Sabbah ve Haşhaşîler, Avrupalıların çok alâkasını çekmiş; kitap, roman ve filme mevzu olmuştur. Hasan Sabbah’ın fedâîleri, günümüzdeki radikal İslâmcı teröristlerin öncüsü olarak görülürse de, unutmamalıdır ki, Haşhaşîlerin hedefi yalnız ve öncelikle Müslümanlar olmuştur.

Hasan Sabbâh’ın torunları
Son Haşhaşî imamı Rükneddin’in soyu, Doğu İran’da küçük bir topluluğun lideri olarak günümüze kadar devam etmiştir. Bu soydan geldiğini iddia eden Radıyüddin, 1507’de Şah İsmail’den kaçarak Türkistan’a geldi. Soyundan gelenler sonraki İran şahlarının valisi olarak vazife yaptılar ve gizli imam sıfatı taşıdılar. Bu soydan 1792’de ölen Ebu’l-Has Han, resmen İsmailî imamı olduğunu ilan etti. Bunun torunu ve İsmailîlerin dinî lideri I. Ağa Han, 1838’de İran’da bir ayaklanma çıkarıp yenilince, Hindistan’a sığınarak Bombay’da bir çiftlik aldı ve İngilizlerce prens unvanıyla İsmailîlerin lideri tanındı.

Ağa Han’ın soyu bugüne kadar gelmiştir ve dünyanın en zengin insanları arasındadır. Hindistan’da İngiliz hâkimiyetini desteklemiş; diplomatik misyon üstelenmişlerdir. Ankara’ya yazdığı mektup sayesinde halifeliğin kaldırılmasına yardımcı olan ve böylece Sünnîliğe son Bâtınî darbesini vuran III. Ağa Han, magazin gazetelerinin ve Akdeniz sahillerinin popüler bir şahsiyeti idi. Oğlu Ali Han, Hollywood artistlerinden Rita Hayworth ile evliydi. Ali’nin oğlu Kerim IV. Ağa Han, mezhebin bugünki lideridir ve adıyla anılan meşhur bir mimarlık mükâfatının sahibidir. Dünyada İsmâilîlerin sayısı, 4 milyonu Hindistan, 1,5 milyon İran, 900 bin Pakistan, gerisi de Afganistan, Tanzanya, Suriye, Seylan, Kenya, Madagaskar, Yemen gibi ülkelerde olmak üzere 8 milyon kadardır. İsmailîler, bilhassa milletlerarası ticaretle meşgul zengin bir topluluktur. Asya’nın çok yerinde Hasan Sabbah’ın soyundan geldiği iddiasında başka İsmailî imamları da vardır.

Avrupa jet sosyetesinin mümtaz simalarından III. Ağa Han'ın Vanity Fair mecmuasındaki bir karikatürü - 1904


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...